Gizliilimler.Org

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Terörün Psikolojik Kök(en)leri

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Haberler:

Sayfa: [1]
*GönderenKonu:

Terörün Psikolojik Kök(en)leri

(Okunma sayısı 1120 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Terörün Psikolojik Kök(en)leri

« : Haziran 05, 2012, 07:44:33 ÖS »


Terörün Psikolojik Kök(en)leri
David Forti-Çeviren: Mervan Hamdan

Terör psikolojik bir kötülük/fesattır. Onun hiçbir ekonomik ve politik temeli yoktur. Fakirlikten kaynaklanmadığı gibi modernizme karşı da bir tepki değildir. Terör ayrıca millî kurtuluş hareketinin zorunlu ve kesin bir parçası da değildir.

Terör, nefretten/kinden neşet eder. O, siyâsî bir programdır ki onun vasıtasıyla azınlık bir grup idareyi ele geçirmek, onu muhafaza etmek ve bu şekilde hayatın zorunlu fenomenlerinden olan insanî gelişmeyi yok etmek istemektedir. Terörün (doğrudan) hedefleri aile, ev, iş, bağlılık, refah, istikrar, kulluk, hareket yeteneği ve özgürlük (ü yok etmek) tür. Terör, insanî varlığın vazgeçilmez parçaları olan ve hayatı yaşanılır kılan bu esasları yok etmek için çalışmaktadır. Terörün insan ruhuna/psikolojisine yönelik bir hareket olduğunu kabul etmeden onu tam manasıyla anlamak mümkün değildir. O nefsî/psikolojik değil ruhsal bir hastalıktır. O kötülüğün özüdür, o bir günah/hatadır hatta en büyük günahlardan biridir.

Radikal/fundamentalist şiddetin her zaman dinle ilişkisi olmadığı, siyâsî kisveli bir hareket olduğu açıktır. Gerçekten de radikal/aşırı şiddet çoğunlukla dinden ilham almaz ve tam tersine ve hatta dinle bir bağlantısı da olmaz/yoktur. Örneğin Moğolların Bağdat'a saldırısı hiçbir anlamda asla dinî değildi. Nazizmin ve Tanrı tanımazlık adına hareket eden sosyalizm/komünizmin cürümleri tamamen dine karşı işlenmiş suçlardı. Dini şiddet taraftarı olmakla suçlayan ya da bağışlanamaz eylemlerini dinî bir kisveye büründürmekle iddiada bulunan herkesi tarihi unutmamamız gerektiği gerçeğine çağırıyorum. Onları tekrar yirminci yüzyılda tanrıtanımazlık adına öldürülenlerin sayısının din adına öldürülenlerden çok fazla olduğunu unutmamaya davet ediyorum.

Bununla birlikte dinsel şiddet günümüzde insanların dillerine pelesenk olmuş durumdadır. Geçen on yıllarda bu söz konusu şiddet sebebiyle birçok insan ölmüş ve hâlen ölmeye de devam etmekte ve bunu görmezlikten gelmek de mümkün değildir. Din adına uygulanan şiddet, hakiki müminler düşünüldüğünde gerçekten bir skandal/onur kırıcı şeydir. Bu rezil işi yapanlar hakkında şöyle bir araştırma yapalım. Bu işi yapanları ona iten şeyler nelerdir acaba?

Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlardan birçok ileri gelen kişi(yönetici-alim) dinlerindeki sayısız âyet ve emrin teröristlerin yaptıklarıyla çeliştiğini ifade etmektedirler. Bu doğru. Ancak teröristin aklının ve ruhunun derinlikleri iyice incelendiğinde onun sadece yanlış hata yaptığını değil, onun 3 İbrahimî din geleneğinin samimi vahyini de dövdüklerini görürüz. Bu 3 gelenek teröristin ruhunun nefret ve kininin köklerini bize öğretmektedir.

Bunlardan birincisi teröristin idareye/yönetime karşı olan azgın şehveti/arzusudur. Bu dinin eylemlerine bir kılıf olarak kullanıldığı bir şehvettir. Örneğin İspanya özelinde, mahkemeleri esnasında, birçok insan Yahudi ve gizli Müslüman olanları yok etmek istediklerini söylemişlerdir. Bu şekilde bunların arazileri kendilerine geçmiş olacaktı. Örneğin İngiltere'de V3. Henry İngiltere Kilisenin başı olarak Papa'nın yerini aldığında bunu dinî olarak göstermişti lakin asıl sebep Kilise ve Manastır geleneğini de ele geçirmek istiyordu. Kilise ve Manastırların arazilerini satın almak istediğinde seçkin zenginleri yanına almıştı. Osmanlılar döneminde de birçok serseri başıboş kişi şahsi çıkarları için İmparatorluk gücünü bazen Hıristiyanlar aleyhine kullanmışlardır. Dolayısıyla radikal dinci, masumları korkutarak, kendi özel çıkarı için onlara hükmetmekte ve kendi baskıcı yönetimi altına almak istemektedir. Bu alanda en güzel örneklerden birisi de tanrıtanımaz Lenin'in uygulamalarıdır.

Radikalin ikinci ruhsal dengesizlik noktası da onun kendi dinine karşı bilgisizliği/imanındaki eksikliktir. Bu biraz tuhaf görünebilir ancak gerçek bir durumdur. Dinci şiddet taraftarı olan bağnaz kişi imanından emin değildir ve kendisi gibi inanmayan ve düşünmeyenleri yok etmek istemektedir. Ona bunu imanı vermemektedir/imandan dolayı yapmamaktadır. Onun tek istediği kendisiyle yarışanları ortadan kaldırmaktır. Bu şekilde kendi özel zayıf ve sahte ruhsal görüşünün ortaya çıkmamasını sağlamaktadır. Galile'nin Kilise tarafından sorgulanıp idam edilmesi, onun yeryüzü hakkındaki görüşünün birçok kişinin dinî inançlarını sarsıyor olmasıydı. Biliyoruz ki asıl ruhsal kurtarıcı kişi kendi hatalarını itiraf eden ve yine biliyoruz ki hakiki ruhsal sahih din, müntesiplerinin işledikleri hataları/günahları affeden dindir. Buna göre içindeki imanından şüphe duyan kişi, kendini temize çıkarmak için şiddet kullanır. İmanlarını gürültülü bir şekilde bağırarak haykıranlar aslında içlerindeki ya da kendilerindeki şüphe ateşini söndürmek için gürültü çıkarmaktadırlar.

Teröristin psikolojisiyle ilgili 3. dengesizlik hali gerçekten daha çok ürkütücüdür. Radikal dinci terörist ilahi idareyi kendi özel yönetimiyle değiştirmek istemektedir. Kur'an, Eski Ahit ve Yeni Ahit'te, kişinin ruhsal değerleri hakkında tek hüküm sahibinin Allah, yalnızca Allah olduğuna ilişkin büyük uyarılar mevcuttur. Her 3 dinin kutsal metinlerinde bununla ilgili çok sayıda direktif bulunmaktadır: “Hükmetmeyin ki hükmolunmayasınız” (Matta, 7: 1). “İçinizde kim günahsızsa ilk taşı o atsın” (Yuhanna 8: 7). Zorunlu olarak başkaları hakkında bir hüküm vereceksek, en uygun biçimde adaletle hükmetmeliyiz, özellikle teröre benzer apaçık onur kırıcı zulümle hükmetmekten uzak durmalıyız. Fakat imanı zayıftır diye başkalarına eziyet etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. “Eğer içinizden bir grup benimle gönderilene inanır, bir grup da inanmazsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O Hakimlerin en iyisidir”. (A'raf, 87). “Allah, kıyamet gününde, ihtilaf etmekte olduğunuz konulara dair aranızda hüküm verecektir”. (Hacc, 69). Ancak bağnaz radikal dinci kimin yaşayacağına ve kimin öleceğine kendisi karar vermekte ve böylece de kendisini Allah'ın yerine koymaktadır.

Son olarak, en çok üzücü olan şey radikal dincinin sahte bir tanrıya tapınıyor olmasıdır. İnsanlık tarihinde birçok değişik tanrılar var olmuştur ve bunlardan pek çoğu menfur tanrılar kategorisindedir. Bunlardan bazılarının peşinde gidenlere göre onlar günahsızların kanlarıyla yaşarlardı ve bu tanrılar insanların öldürülmesini istiyorlardı. Bunların örneklerini Ortadoğu, Hindistan, Meksika ve Peru'da görmek mümkündür. İrlandalılar Hıristiyan oluncaya kadar İrlanda tanrısı kullarından insan kurbanlar istemiştir. Gerçek Tanrı'ya inananlar Kurân'ın şu âyetine kulak vermelidirler: “O, daima diridir; O'ndan başka hiçbir Tanrı yoktur. O halde dinde ihlas ve samimiyet erbabı olarak O'na dua edin. Övmek ve övülmek, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur”. (Mü'min, 65). Aynı şekilde gerçek Tanrı'ya inanan birisinin İsa'nın şu öğretisine kulak vermesi gerekmektedir: “Allah, ölülerin Allah'ı değil, yaşayanların Allah'ıdır”. (Matta, 22: 32). Yine gerçek Tanrı'ya kulluk iddiasında bulunanların Eski Ahit'in şu emrini göz ardı etmemelidir: “Senin önüne hayatla ölümü, bereketle laneti koyduğuma, gökleri ve yeri size karşı bugün şahit tutuyorum; bunun için hayatı seç”. (Tesniye, 30: 19). Çünkü Allah demektedir ki; “Fakat siz: “Ben kurban değil, merhamet isterim” sözünün ne demek olduğunu bilmiş olsaydınız, suçsuzları mahkum etmezdiniz”. (Matta, 12: 7).

Ne yazık ki dinci bağnazın istediği bu değildir. O adeta Tanrı'nın kendisini ödüllendireceğine inanarak suçsuz insanları boğazlamaktan asla çekinmemektedir. Bu din kisvesine bürünmüş olan bütün bağnaz radikal dinciler için geçerli olan bir durumdur. Bunlar hangi dine mensup olursa olsun, din dilini kullanarak cürümlerini ve zulümlerini gerçekleştirmektedirler. Allah'ın kelimelerini kullanarak Allah'a isyan etmekte, masumların ölmesiyle mutluluk duymaktadırlar. Onların yolu bir tek gerçek Allah'ın yolu değildir. Bizi tekrar, insanlardan temiz ve samimi kalp değil, insan kurbanlar talep eden “cahiliye dönemi”nin sahte tanrılarına döndürmek istemektedirler.

Kaynak belirtilmeli...

facebookta paylaş

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda

Sayfa: [1]