Gizliilimler.Org

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Bir Şiir - Bir Yorum

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Haberler:

Sayfa: 1 ... 3 4 5 6 7 [8]
*GönderenKonu:

Bir Şiir - Bir Yorum

(Okunma sayısı 56119 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Hikmet Çiftçi
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
********
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 140
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 846
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Ynt: Bir Şiir - Bir Yorum - NİCELİK DEĞİL NİTELİK ÖNEMLİ

« Yanıtla #70 : Mart 27, 2017, 01:57:51 ÖS »
NİCELİK DEĞİL NİTELİK ÖNEMLİ…

Alıntı:
“… birgün gözlerimin taaa içine bak..”
“Lisede bir kız bize tokalaşmak için el uzattığında yüzlerimiz al al, mahçupça gülümseyen ve özür dileyen çocuklarız… Ondan değil mi sevdalarımızı şiirlerimize sır gibi gömüşümüz…”

Şair olacak kişi, aynada kendini görür gibi örnek aldıklarına benzer. Zira mürşitsiz yol alınmaz.
Görüyorum ki, henüz lise yıllarında pek çok şiir vadisinden geçmişsiniz. Üniversite yıllarında da daha farklı mecralardan sular içmişsiniz.
Haliyle bunun geri dönüşü olacaktı.
Kimi zaman, üniversite yıllarında okuduğunuz bütün şairlerin etkisi, kimi zaman da bilerek tercih ettiklerinizin veya tesadüfen karşılaşıp okuduklarınızın etkisi olması çok tabii.
Bir bakmışsınız divan şairlerinin birinden ilham almışsınız, bir bakmışsınız Yahya Kemal gibi zirve bir şairimizden, bir bakmışsınız Karakoçlardan etkilenerek şiirler yazmışsınız.

GÖNÜL ERBABINI BÜLBÜL GÜLE, GÖNÜL FERYADINI NAĞME DİLE GETİRİR.

Anadolu’nun katıksız, riyasız, saf, tertemiz çocuklarıyız.
Yüreklerimiz de öyle.
Mahcubiyetlerimiz de…

Aslında kızaran yüzümüz değildir. Gönül saflığının allaşan heyecan dalgalarının yüze yansıması, kalp çarpıntılarının kızıla çalan halidir.
Biliriz hepimiz böylesi insanî duyguları.
İşte bu duygulardır insanı insan yapan ve dahi insanı şair yapan.

Değerli Ardıç,
Şiirleriniz kadar yazılarınız da mükemmel.
Araştırmalarınız da çok çok değerli. Her biri bir hazine niteliğinde.

Gönlünüze, ilhamınıza, kaleminize sağlık.

Sevgi ve saygılarımla…

Altay Tigin
27 Mart 2017

facebookta paylaş

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Hikmet Çiftçi
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
********
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 140
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 846
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 47 - Bir "..." Olmalı İnsanın - Gül Başpınar

« Yanıtla #71 : Nisan 10, 2017, 01:39:54 ÖÖ »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=vsrn5cmcXW8" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=vsrn5cmcXW8</a>

Alıntı:
Bir "..." Olmalı İnsanın...

Güzel rayihaları olmalı insanın!
Sütünden, ekmeğinden,
Sevdasından, mertliğinden
Sinmiş olmalı, özünden yüreğine…

Vazgeçilmez Rabia’ları olmalı insanın!
Ezanından, bayrağından,
Vatanından, milletinden
Dökülebilmeli s/özü, yüreğinden diline…

Olamıyorsa eğer her zaman sözünün eri,
Tutup sahiplenmemeli uzatılan elleri,
Çıkmamalı yarım bırakacağı yola,
Hemen dönmeli geri…

Kendine has renkleri olmalı insanın!
Üzerine sindiği duruşu anlatmalı o renk!
Ya beyaz, ya siyah,
Ya pembe, ya mavi
Ya da hiç biri!

23.12.2016
Gül Başpınar

***
“RENKLERİ OLMALI İNSANIN!”

İnsan…
Mahlûkatın en şereflisi, en değerlisi, en akıllısı…
Rabbine en yakını, Allah'ın kelamına mazhar olmuş en liyakatlisi…
Öyle ki; ne her bir parmağındaki, ne de gözlerindeki gizemli izlerin benzeri olmayan muhteşem bir varlık.
Sütü helal, ekmeği helal; sevdası mertçe, mertliği yiğitçe olan mükemmel varlık…
Her biri bütün olarak bir diğerine benzese de, hiç biri, bir diğerinin aynısı olmayan müstesna varlık…

Öyle yaratmış ki Yaratan, haşa kendinden bir parçaymışçasına aksettirmiş sanki âleme.
Kendi ruhundan ruh, canından can, varlığından varlık, özünden öz katmışçasına…
Sözümüz insan görünümünde olanlara değil elbet. Sözümüz “İNSAN” olanlara.
Helalinden süt emmişlere, helalinden lokma yemişlere…

Sevda öyle bir şey ki; sevdanın içini sevilen, amaçlanan her şeyle doldurabilenlere ‘sevda erbabı’ dedirtir inanmışlara.
Sevdasına – ideallerine, amaçlarına, hedeflerine – sahip çıkmışlara.
Sevdasını mertçe, cesurca dillendirenlere, haykıranlara.
İşte sözümüz, böylesine “İNSAN” olanlara…

Her birinin rayihası (kokusu) bir başka sevda sebebidir.
Bilene!..

*
Belki saçsız olunabilir, lakin yüzsüz asla!..
Belki parmaksız olunabilir, ama kolsuz olmak eksiklik olur.
Belki ayaksız olunabilir, ancak desteksiz yürümek zor olur.
Olacaksa her şey eksiksiz olmalı…

Millet vatansız, vatan bayraksız, bayrak ezansız olmaz!..
Yaşamak için vatan, hür olmak için bayrak, dua ve niyaz için ezan olmalı.
Olmalı ki, insan özüyle var olsun; özü, sözü olsun…

*
Özü olmayanın sözü söz olur mu?
Özü olmayanın yüreği yürek, yüreği olmayanın cesareti cesaret, cesareti olmayanın sevdası sevda olur mu?
Mertçe tutacak eli tutamayanın mertliği, mertlik olur mu?
Aynı yolun yolcusu olmaya nefesi yetmeyenden yoldaş olur mu?
Yoldaşlık kolay mı be dost!

Ya gönüldaşlık?
Yahut birbirine inanmış vatandaşlık?
Kolay mı ey dost, vatan, millet, bayrak sevdalısı olmak?
Kolay mı ey can, “İNSAN” olmak!..

*
İnsan olmalı, kendine has.
Kendi olmalı, özüyle, sözüyle.
Duruşuyla, bakışıyla, gözüyle
Kendi olmalı; ruhuyla, bedeniyle, içindeki közüyle.
Beyaz gibi berrak, siyah gibi net.
Pembe gibi kadınca, mavi gibi erkekçe…

Gri mi?
Hak getire…
Az kadınsı – biraz erkeksi.
Yansız – yönsüz
Özsüz – sözsüz
Başsız – yüzsüz
Tatsız – tuzsuz

Varlığında kiracı
Dokunmayan yılana duacı…

Sevdaları olmalı insanın yüreklice, mertçe…
Renkleri olmalı insanın, kadınca, erkekçe...
*
Güzel şiirlerin muhteşem ilhamına, gönülden yükselen sevdalı sözlerin müstesna kalemine takdirlerimle…

Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz olsun Gül Hanım.

Altay Tigin
09 Nisan 2017

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Hikmet Çiftçi
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
********
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 140
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 846
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 48 - Evlat - Saliha Değirmenci Yavaş

« Yanıtla #72 : Mayıs 03, 2017, 12:08:54 ÖÖ »


Alıntı:
Evlât

Eşinle muhabbet şekerdir baldır
Sırrını ellere pay etme evlât
Kinini kibrini huyundan kaldır
İçindeki aşkı  zây etme evlât

Gönlünü incitme sakın bir kere
Gururunu atma orta yerlere
İncir çekirdeği kadar şerlere
Takılıp öreni köy etme evlât

Pire için koca yorgan yakılmaz
Bir iki kusurla yuva yıkılmaz
Bazen hatalara dönüp  bakılmaz
Topal bir eşeği tay etme evlât

Zühre'm der sakın ha yıkma yuvayı
Yeşert gönlündeki bağı ovayı
Çürük çamur tutmaz döker sıvayı
Sözü  ok dilini yay etme evlât

Saliha Değirmenci Yavaş
*
SALİHA’NIN SULH’U

Adıyla müsemma…
Saliha…
Ne güzel demiş kâmilce, ehilce…
Söz bile ehline yakışıyormuş. Kimseyi kırmadan, incitmeden, nasihat eder gibi sakince ve derince söyleyiş…

İnsan, eşine güvenmeyecek de kime güvenecek?
Zaten birbirine güvenini kaybetmiş birlikteliklerin sonu meçhul olur.
Önce güven, saygı ve sevgi…
İnsan olarak belki saygıyı ilk sıraya alabiliriz, ama evliliklerde öncelik güvene dayanır, dayanmalı.
Saygıda kusur etmeden ve içtenlikle sevmek… Zaman zaten iki insanı bir şekilde birbirine benzetiyor. En azından sivriliklerini törpülüyor. Biri diğerinin huyundan, suyundan ister istemez kapıyor.
Buna uyum desek…

Uyumlu eşlerin, insanların, dostların sözleri çok keskin, çok hırçın, çok ifrata kaçmadıkça kırmaz. Hele hele birbirini seven iki insanın sözü şekerden tatlı, baldan gönüllücedir.
Sır dediğimiz şey de iki insan arasında olan değil midir?
Güvenilecek en yakın olan da eştir.
Tatlılıkla paylaşılan sırlar, eşleri birbirlerine daha çok yakınlaştırır, daha çok muhabbet duymasına vesile olur.
Bir de kibir var ise!
Ola ki, yaşanmışsa bazı durumlar ve kin beslenmişse!
Ey evlat!
Sen sana yakışanı yap. Kin beslemekle, kibir göstermekle ne huzur bulunur, ne mutlu olunur. Dedik ya, eşler arasında güven, saygı ve sevgi var ise ne kinin, ne kibrin yeri olur.
Sevgiyi yok eden ve edecek olan kindir, kibirdir. Samimi ve sıcak olanda zaten sevgiden başka şey bulunmaz. İşte mühim olan, böylesi bir sevgiyi, bağlılığı zay etmemektir.
Sevmenin güzelliği, yaşamanın kıymeti, insana insanca sahip çıkmanın değeri böyle anlaşılır.

*
Gönül kırmak, gönlü güzel insanlara yakışmaz. Ne kır, ne kırıl…
İnsan, yerine göre bir çiçeği, bir karıncayı dahi incitmezken, kalpten sevdiğini, lokmasını paylaştığını, gönlünün aktığını, sıcaklığını yaşadığını nasıl incitebilir ki?
Hiç mi kırgınlıklar, dargınlıklar olmaz veya olmasın…
Olmaması anormallik olur. Olur olmasına da, anlık olmalı.
İnsan gönül almayı, af dilemeyi de bilmeli ki, karşıdaki değer verildiğini, sevilip sayıldığını bilsin. Üzmek için değil, uyarmak için, yanlışı hatırlatmak için söylenmiş olabileceğini hatırlasın. O da karşısındakine nasıl davranılacağını unutmasın.
Ne yazık ki, incir çekirdeğini doldurmayacak kadar basit şeylere bazen kızarız. Belki de kızmak içimizden gelir. Biraz sesimizi yükseltmek isteriz. Deşarj olmak, rahatlamaktır maksat.
Peki, nasıl ve kime?
İşte burada eşlerin anlayışına kalıyor her şey. Basit şeyleri mesele yapmadan, öfkesini göstermek isteyenin üstüne gitmeden toprak gibi kucaklayıcı, sünger gibi emici, paratoner gibi izole edici olmak lazım. Lazım ki, iş büyümesin, gurur meselesi ve kinleşme olmasın. İşin içine kibir de karışmasın.
Bundan ötesi için ‘sevgiyle, muhabbetle yürü ya kulum’ der yüce Rabbim. Yol senin, yordam senin olur.

* 2. dörtlükte teknik hata olduğunu düşündüğüm bir hususa değinmek isterim.
İlk dizedeki ‘İncitme’ kelimesi küçük başlamalıydı. Kadı kızı kusuru gibi sayıyoruz bunları. Olabilir, gözden kaçabilir.
Ancak son dizede “Takılıp öreni köy etme evlât” söyleyiş hatası mı var, farklı bir anlam mı?
Söyleyiş ve anlamca akış bakımından pek uygun düşmemiş sanki.
“Ören” viran yer, terk edilmiş ev, köy, kasaba gibi anlamlara gelir.
Yani eşini bir kenara koyup, daha açıkçası aldatıp elin viranını köy yapma mı, diyoruz?
Evet, denilmek istene bu. Ancak anlam sırasınca dörtlüğün akışına uygun düşmemiş sanırım.
Olsun. Yine de isabetli ve güzel…

Deyimlerimizi, atasözlerimizi yaşamak ve yaşatmak, kültürümüzü hatırlamak ve hatırlatmak olur ki, gerçekten hepimizin önem vermesi gereken değerlerimizdir. Basit gibi görünse de çok önemli değerlerimiz bunlar.
Kusursuz kul var mı?
Kusursuzluk, yani ‘mükemmellik Allah’a mahsust’ sözü boşuna mı söylenmiş sanıyorsunuz?
İnsan, yani beşer şaşar misali, şaşabilir. Hata yapılınca hemen restleşmek, inatlaşmak, birbirini aşağılamak doğru olur mu?
O zaman insanlığımız, irademiz, sevgimiz ve saygımız nerde kalır?
Elin viranını köy yapmaya gerek duymadan, kendi köyünü mamur, şen, bayındır yapmak en ma’kulü, en güzeli olmaz mı?
Bilmedik aşla karın doyurmaya çalışmak, baş ağrılarına en baştan razı olmak demek olur.
Elin tavuğunu kaz gören, tavuğun tırnağını bulamaz.
Şairenin dediği gibi, elin topal eşeğini tay görüp at yapmaya çalışmak, akıntıya beyhude kürek çekmek olur.
Yerinde konuşmayı bilmeliyiz.
Konuşurken de dışarıdaki insanlara ne kadar nazik, ne kadar içten, ne kadar sıcak bir ses tonu ile hitap ediyorsak, kusur arayan, kızma emaresi gösteren eşe de aynı ses tonuyla hitap etmeliyiz.
Diken gibi sivri, bıçak gibi keskin olmamalıyız.
Tüy gibi hafif ve naif, ten gibi sıcak ve yumuşak olmalıyız.
Mutluluğun, huzurun, paylaşmanın sırrı bunlar.
Yazını bil, kışını bil.
Dostunu bil, eşini bil.

Şairenin her bir sözü, karanlığımızı aydınlatan Zühre yıldızı gibi ışıltılı, aydınlık, parlak…
Tabiattaki pek çok canlı yuvasını eşiyle kurar. Eşliyle yavrularını besler, büyütür ve neslini devam ettirmek için de hayatın içine salar.
İnsan gönlü gönüllücedir.
İnsan aklı nicelerden nice…
Akıllıca hareket edip, gönüllüce yol almak icap eder.
Gönül bahçelerini güzelleştirmek, yeşertmek varken, kurmuşken bin bir zahmetle yuvayı, edinmişken sılada mesken, örene çürük çamur çare olur mu?

Gel evlat!
Dinle bu gönül ehlini.
Gençliğin asiliğine, akan kanın deliliğine uyma...
Uyma gönül heveslerine!
Heveslenip yıkma varını…
Terk etme seni seven eşini, karını!
Sözünü ok, dilini yay eyleme…
Bir yol bulunur, dağıtmaya efkârını…

*
Daha ne söylesin, tecrübenin en güzel gönüllüsü.
Daha ne söylesin, tatlı dilin en narin törpüsü…

Diline sağlık.
Yüreğine sağlık.
İlhamına sağlık.

Sağ olasın, var olasın ey Saliha dost…

Daim ol…

Altay Tigin
02 Mayıs 2017

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Hikmet Çiftçi
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
********
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 140
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 846
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 49 - Şiirin Hası

« Yanıtla #73 : Ekim 11, 2017, 02:09:50 ÖS »

Alıntı:
Ayaklarım Sızlıyor

Ayaklarım, ah o ayaklarım
Bir de yüreğim sızlıyor

Ayaklarım gövdemi taşıdı yıllarca
Yüreğim seni…

Ne ağırmışım
Ne ağır bir yükmüşsün meğer

Ya ayaklarım duracak
Ya yüreğim
Benim sonum ikimizden olacak.


Serkan Ökçe
*
ŞİİRİN HASI

Şiir, edebî sanatlar içinde müstesna bir yere sahiptir.

Bazen kısacık bir anlatıma veya birkaç dizeye öylesine kocaman sözler, öylesine kocaman olaylar ve hatta öylesine kocaman hayatlar sığdırılır ki, bırakın okuyanı, şairi bile şaşırır kalır.

Dili, dilimizi çok iyi bilmek gerekir, böylesine şaşkınlık ve hayranlık yaratabilmek için.
Kelimeler öylesine yerli yerinde ve öylesine seçilerek yan yana getirilmeli ki, okuyanda zerrece şüphe uyandırmadan, acaba dedirtmeden muhteşem bir etki uyandırsın, tatlı bir haz ve huzur bırakabilsin.

Tabii, her şiir haz verecek, hoşa gidecek diye düşünmek gerekmiyor. Konusuna göre farklı duygular, farklı heyecanlar, farklı algılar uyandırması çok doğal.

Bir hamaset şiiri okurken içimizden ağlamak gelmez.
Bir aşk şiiri okurken gülmeyi düşünmeyiz.
Bir ayrılık şiiri okurken, hüzünlenmek yerine sevindiğimizi söyleyemeyiz.
Eh, ufacık farklılıklarla elbette.

Belirttiğim üzere öyle şiirler vardır ki, unutulmaz. Hafızamıza çakılmış çivi gibi saplanır ve her fırsatta kendini hatırlatır.

Misal;
Alıntı:
DALGIN ÖLÜ

Dün güzel bir kadın geçti
Kabrimin yakınından
Doya doya seyrettim
Gün hazinesi bacaklarını
Gecemi altüst eden
Söylesem inanmazsınız
Kalkıp verecek oldum
Düşürünce mendilini

Öldüğümü unutmuşum


Cahit Sıtkı TARANCI
*
Dilerseniz bir başka örnek daha verelim.
Çoğumuz bilir ve söyleriz. Dilimize pelesenk olmuştur, ama söyleyenin kim olduğunu pek bilmeyiz.

Alıntı:
MARİFET

Suya dokunmazmış
Sabuna dokunmazmış
Pise bak


Celal Vardar

Hafızalarımıza kaydedilen şekli ise şöyledir.
“Suya sabuna dokunmazmış,
 Pise bak!"

*
Hoş bir şiirle örneklerimizi bitirelim.

Alıntı:
SECERE
Dedenin adı Satılmış
Babanın adı Satılmış
Seninki Satılmış
Ben senin sülâleni bilirim
Satılmış oğlu Satılmış


Mehmet Kemal

http://www.gulceedebiyat.net/konu-mehmed-kemal-siirleri-27718.html

*
Görüleceği üzere şiirde dize veya dörtlük sayısı çok önemli değil. Ne anlatılmak isteniyorsa en kısa, en öz ve en veciz şekilde, etkili söyleyebilmek, yazabilmektir şiir.

Serkan Ökçe’nin “Ayaklarım Sızlıyor” şiiri de işte böylesi öz ve etkili şiirlerden biri, yani şiirin hası...

Şiir hakkında yorum yazmama gerek yok.
Böylesi bir parıltıya, sıradan kelimeler, su lekesi bırakır ancak.

Serkan Ökçe’yi gönülden kutluyorum.

Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz olsun.

Altay Tigin
10 Ekim 2017

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Hikmet Çiftçi
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
********
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 140
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 846
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 50 -Çocukluğumuza Gidelim - Hümeyra Gün

« Yanıtla #74 : Ekim 12, 2018, 05:47:04 ÖS »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZjG62VC6B-Q" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=ZjG62VC6B-Q</a>
Alıntı:
ÇOCUKLUĞUMUZA GİDELİM

Tut ellerimden
çocukluğumuza gidelim

Yüzleşelim unutulmuş hayallerimizle
Kanatlansın küçük sevinçlerimiz
Yeniden uçmayı anımsasın yüreğimiz...
*
Tut ellerimden
evimize gidelim

Yanıyordur odun sobası
Çaydanlık bir şarkı tutturmuştur
Kestane kokusu da sinmiştir odamıza...
*
Tut ellerimden
oturalım bir kış akşamının dizlerine

Buğuludur şimdi penceremizin camı
Sokak lambaları da yanmıştır birer birer.
İnsanlar geçiyordur önümüzden, hepsi dost,  arkadaş...
*
Tut ellerimden
Ki, geriye gidebilsin zaman

Sen *Kibritçi Kızı* anlat yine bana
Çocuk yüreğim yeni baştan yazsın öyküyü
"Çocuklar üşümesin, aç da kalmasın! " diyerek...
*
Tut ellerimden
yenilsin umutsuzluklar

Bir gölge oyununda,
uçuşsun * Sadako 'nun Turnaları...
Sobanın aleviyle ışıldayan duvarda
*
Tut ellerimden
çocukluktan kalan ellerinle

Ne kadar uğraşsam da, yeniden yazılmıyor öyküler.
İnsanlar geçiyor önümden, birbirine el gibi
Çocuklar hayallerde bile aç, bi-ilaç...
*
Tut ellerimden
sıcacık kışımıza gidelim

Yanıyordur odun sobamız
Hem kestane de kokuyordur odamız
Büyüklerin kışları çok amansız, bilesin...

Tut ellerimden
Yüreğim çok üşüyor...

Hem de çok!..

Hümeyra Gün
25. 12. 1017 güncesi
***
Ne Güzel Olurdu…

“Hayatının hangi safhasını yeniden yaşamak istersin?” diye sorsalar…
Hiç tereddütsüz “çocukluk yıllarımı, özellikle de ilkokul yıllarımı derdim.
Hem her şeyin farkında olmak, hem de bilerek, tertemiz duygularla ve safça, çocukça yaşamak.
Yerine göre beklentisiz…
Yerine göre itirazsız…
Yerine göre heyecanla, zevk alarak, huzur bularak…
Sohbetlerimiz, dostluklarımız, arkadaşlıklarımız, birbirimize olan güvenimiz…
Her şeyiyle kardeşliği yaşayarak, hissederek, bilinçli bir şekilde paylaşarak yaşamak…

Bundan başka ne istenebilir ki?
Haince düşüncelerimiz olmazdı. Arada bir birbirimizi kızdırmanın, şakalaşmanın haricinde. Buna da ben hainlik demem zaten. Belki hepimiz aynı değildik, ama genel olarak aynı şeyleri düşünür, aynı hareket ederdik.
Zaten dostluğun, arkadaşlığın, paylaşmanın temelinde de bu yok mu?

Ne güzel ifade etmişsiniz, değerli öğretmenim.

“Tut ellerimden
Ki, geriye gidebilsin zaman”

Gerçekten geriye gitmek mümkün mü?
Çocuksu elerlin birleşmesi..
Çocuksu duyguların sıcaklığının esintisi…
Çocuksu oyunların ve hatta evcilik oynamanın güzelliği, esprisi…
Gaz lambasının ışığında titreyen yüreklerimizin sıcaklığı.
Kimi zaman yakılan lüks lambasının parıltılı ışığında beliren berrak gülücükler…

Yaşanmış bunca yılı unut
Tut ellerimden, hadi tut!
Diyesim geliyor zamana.
Lâkin zaman geri gelmiyor.

Çok hoş, çok güzel, çok etkili, bir o kadar da sıcacık ve muhteşem bir şiir, değerli öğretmenim.

Çok beğendim ve şiir listeme alıyorum.

Yüreğine, kalemine, ilhamına sağlık.
Var olasınız, daim olasınız.

Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz olsun.

Hikmet Çiftçi
09 Ocak 2017  
(antoloji.com'dan alıntıyla)

Not:
Yaz tatilimde internetsiz geçen zamanımda, unutulmayan dostlarımdan değerli Hümeyra Hanımın şiirine yaptığım video ve sesli yorumum.

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Hikmet Çiftçi
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
********
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 140
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 846
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 51 -Babasızlar - Salih Kozan

« Yanıtla #75 : Nisan 24, 2019, 04:26:38 ÖS »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=XJot-8zmHOg" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=XJot-8zmHOg</a>

Alıntı: BABASIZLAR – SALİH KOZAN


Salih Kozan
Yönetici • 4 saat
(Facebook'tan alıntı)

Babasızlar

Can verilmiş vatan için
Garip kalmış babasızlar
Ne demeli yatan için
Garip kalmış babasızlar

Ana ağlar evlat ağlar
Dayanır mı buna sağlar?
Viran olmuş nice bağlar
Garip kalmış babasızlar

Vatan için düştük derde
Çocuk sorar babam nerde
Yarab ahı koyma yerde
Garip kalmış babasızlar

Ahu zarlar dağlar aşar
Gözlerinden hasret taşar
Dertle doğar dertle yaşar
Garip kalmış babasızlar

Gözler ağlar, gönül darda
Kaç şehit var bu diyarda
Canlar sızlar yürek harda
Garip kalmış babasızlar

Kozanoglunun son sözü
Düşmanın kör olsun gözü
Şehitlerin nurlu yüzü
Garip kalmış babasızlar


Salih Kozan.

*
Hikayesi:
"Sizin çocuklarınız gülsün diye, kendi çocuklarını yetim bırakan Şehitlerin çocuklarını unutmayın."
Ömer Halis Demir

Şimdi hangi duygu dindirir ki bu günahsızların baba özlemini, hangi oyun oyalar ki onların baba eksikliğini unutturmaya…
Mekanın cennet olsun şehidim.
Tüm şehit ailelerine dua edip onlara bu kaderi yaşamaya sebep olanlara kahredeceğim.
Ateş düştüğü yeri yakar, kavurur, kül eder de o ateş nereye düşerse düşsün her seferinde benim de yüreğimi yakar. Tüm babasızlara ve özellikle de şehit çocuklarına İthaf olsun..
***


ÖLEN ÖLDÜ, OLAN OLDU MU?

Aradan çok zaman geçmedi.
Bundan dört, beş gün önceydi.
Yine kahpe terör saldırısında şehit düşen vatan sevdalısı evlatlarımız…
Onların bağrı yanık, kederli ailelerinin acılarını, ıstıraplarını gönüllerimizde hissediyoruz…
Milletçe hepimizin yüreğinde derin yaralar, acılar bıraktı.

Sanki 'ÖLEN ÖLDÜ, OLAN OLDU' gibi fısıltılar kulaklarımı yakıp geçiyor.
Ben de diyorum ki:
ÖLEN ÖLMEDİ!..
ŞEHİT VERDIK, ŞEHİT!..
Dört güzide evladımızı şehit verdik.

Gazi olan askerlerimizi de unutmadık.
Allah'tan acil şifalar diliyorum.

Dört şehidimiz...
Altı gazimiz...
YA BU FİDANLARIMIZIN EŞLERİ, ANALARI, BABALARI!..
YA BU GENCECİK ŞEHİTLERİMİZİN EVLATLARI!...
YA YAKINLARININ ACILI YÜREKLERİ!..
...
Ve olmasını istemediğimiz aşırı ve ölçüsüz tepkinin eseri bir yumruk...
OLAN OLDU da diyemiyorum.
Keşke böyle olmasaydı.
.
ŞEHİTLERMİZE RAHMET,
GAZİLERİMİZE ŞİFA,
OLANLARA GEÇMİŞ OLSUN DİYORUM.

Değerli Şair Salih KOZAN’ın “BABASIZLAR” şiirini Facebook sayfasında okuyunca gerçekten çok etkilendim. Hemen, Salih Bey’e özelden mesaj yazdım ve kendimce şiiri seslendirerek video yapmaya çalıştım.
Bugün de fırsat bulup bu sayfalarda yayınlamayı istedim.
Umarım gönül sesimizi duyurabiliriz.

24 Nisan 2019
Hikmet Çiftçi

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Hikmet Çiftçi
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
********
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 140
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 846
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 52 - Sezenler Gelsin - İbrahim Etem Ekinci

« Yanıtla #76 : Eylül 30, 2019, 03:23:12 ÖS »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=-DyMjTIQCII" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=-DyMjTIQCII</a>
Alıntı:
İbrahim Etem Ekinci
14 Eylül, 22:45 ·
(Şiir, facebook’tan alıntıdır.)

SEZENLER GELSİN

Beni anlamaya şiirler yetmez
Gamı gam tasında ezenler gelsin.
Kalemler yazamaz anlatsam bitmez
Sükûtu halimden sezenler gelsin.

Bakma güldüğüme o ağlar halim
Çınardım kurudum kırıldı dalım
Tükendi takatim yoktur mecalim
Bencileyin candan bezenler gelsin.

Zehir katılanlar tatlı aşına
Yürekle bent çeken kanlı yaşına
Dalgalar içinde yalnız başına
Derin deryalarda yüzenler gelsin.

Ölmeden kendine mezar eşenler
Soğuk Zemheride narda pişenler
Çıkmaz sokaklara yolu düşenler
Labirenti kolay çözenler gelsin.

Etem-i bulduysan bağla sağrına
Sar sarmala yatır yaslı bağrına
Aklını yitirip Leyla uğruna
Mecnun gibi çölde gezenler gelsin.

İbrahim Etem Ekinci
***
GÖNÜL KAPILARI AÇIKSA…

Sezgi akıl işi değil, gönül işidir.
Birşeyleri görürüz, dokunuruz, koklarız, elimize alır inceleriz. Ancak bütün bunların dışında o şey hakkında hüküm veririken sezgilerimizi yani hissettiklerimizi de ekleriz. Yoksa o nesneyi tam olarak anlatmış olamayız.

Hele hele bu insan ise asla…
Zira bir görünen kalıp, kab, beden var, bir de göremediğimiz ve bilemediğimiz özüyle, ruhuyla, vicdanıyla, canıyla bütünleşmiş, bir kaba sığdırılmış insan var.
İşte tanımamız, anlamamız gereken tam da bu.
.
İnsanı anlamak için “gamı gam tasında ezmek” gerekir. Hastanın halinden hasta, yaralının halindne yaralanmış, gamlının halinden gamlı anlar misali…
Dertliyse yürek, dil susar, gönül susar. Suskunluğa bürünmüşü de ancak gamnâk bilir.
.
Zaman olur yoruluruz.
Zaman olur umutsuzluğa gark oluruz.
Zaman olur takatimiz tükenir, elimiz kolumuz kalkmaz olur.
Hayat her daim insana güzel şeyler bahşedecek değil ya. Verdiği kadar yavaş yavaş almasını da bilir. Farkında olmayız aldıklarının. Ancak zaman geçtikçe gerçekten görürüz ki, yıllar bizden çok şeyler almış. Bunu umudunu yitirenler, tükenenler, canınadan bezenler çok iiyi bilirler.
.
Hep “dünya” deriz.
Hep “hayat” deriz.
Hep “umut” deriz.
Hep “mutluluk” deriz.
Deriz de, bunların ne olduğunu, nasıl olacağını düşünür müyüz?..
Hepimizin dünyası, kişi olarak sadece kendimiz ve etrafımızdaki sayılı birkaç kişiden ibaret değil mi?
Her birimize ümit veren, zamanımızı mutlu kılan, dünyayı güzelleştiren bizler değil miyiz?
Aslında içinde olduğumuz o kocaman düya değil bizim dünyamız. Etrafımızda oluşan küçücük dünya bize ait olan.
Her şey bizim ve onların etrafında oluşur.
Her şey ufacık düyamızın etrafında döner durur.
Yani cennetimizi de, cehennemizi de bu kadar az insanla yaşarız aslında.
Yeter ki, bizler iyi olmasını bilelim.
Çok zor muymuş bu dünya!..
.
Engeller ve çaresizlik…
Yine insan.
Bu sefer kötü ruhlara, düşüncelere bürünmüş kötülük timsali insan.
Hayatı zehir eden, insanlara acı çektirmekten hoşlanan sadist ruhlu insanlar.
Ancak bir şey daha var ki, hayatta istenilen her şey gerçek olacak diye bir kaide de yok. Sabırla mücadele, gayret gösterme ve her şeye rağmen olmuyorsa tevekkülle karşılama bilincinde olmamız gerektiği de unutulmamalı.
“Yoksa sabreden derviş, kahrından gidermiş” denir.
.
Sevgi denilen şey elle tutulur değil.
Beden diliyle, ruh diliyle, gönül diliyle hissettirilir. Sezebilenler için elbette.
Ancak bu sevda ilahîleştikçe ölmeden ölür insan. Hakka kavuşmanın bir diğer yolu da budur. Bütün benliğimizle hissedebilmektir Yaratan’ı. Yaşarken kavuşmak da budur.
Halden anlamayanlar böylesi bir sevdaya farklı gözle bakabilirler.
Meczup, divâne, serseri diyebilirler.
Bilmezler ki, aslında “meczup” cezbeye kapılmış, aşırı derecede bağlanmış demektir.
.
Leyla ve sevda…
Mecnun ve meczupluk…
Sevdanın adıdır Leyla.
Meczubun adıdır Mecnun.
Zaten ‘mecnun’un anlamı “deli, çılgın, aklını yitirmiş; aşırı seven, aşırı bağlanmış” demek değil mi?

Görüyoruz ki şair, şiirinde maddî dertten, tasadan, kederden başlayıp manevî bir ruh haline, ilahî bir sevdaya sürüklenmiş.
Çaresiziklerine çareyi, gönül yaralarına dermanı, mânialara fermanı Yaratan’a sığınarak O’ndan bekliyor, ‘ölmeden ölme’yi göze alarak O’ndan umuyor.
.
Bütün sevdalıların sevdası karşılık bulur inşallah.
Çekilen bütün zahmetleri, engelleri ve çaresizlikleri Rabbim yok eder inşallah.
.
Güzel ve anlamlı şiiri için değerli İbrahim Etem Ekinci’yi gönülden kutluyorum.

Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle…

30 Eylül 2019
Hikmet Çiftçi

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Hikmet Çiftçi
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
********
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 140
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 846
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Ynt: Bir Şiir - Bir Yorum 53 -Sen Bilmezsin -İbrahim Kavas

« Yanıtla #77 : Nisan 15, 2020, 02:47:39 ÖS »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=7JjpRljvalY" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=7JjpRljvalY</a>

Sen Bilmezsin

Dağ yamaçlarında açan çiçeklerin
Kokusunu bilmezsin,
Renklerini de!
Dert türküleriyle üzerinde uçan turnalarla
Sırdaştır yorgun gönüllere, o çiçekler.
Sen, o türküleri de söyleyemezsin!..

Sevda rüzgârlarının serinliğini de bilmezsin
Yürekleri titreten.
Karanlık gecelerde duvarların arasına saklanıp
Kulaklarını tıkayarak tüm dünyaya
Kendini hayallere boğdun mu hiç?
Sen, bu ıssızlığı da bilmezsin!..

Göz pınarlarından boz bulanık seller gibi
Deli dolu akan gözyaşlarıyla
Yanaklarını çürüterek ağladın mı hiç?
Bu özlem yaralarının acısını bilmezsin, sen!..

Boğazımda, şuramda bir yumruk var tıkayan beni
Dudaklarımda titreme, göğsümde bir sancı
Söylemek istiyorum,
Nefesim tutukluyor beni duygularıma.
Avuçlarını kanatırcasına ellerini sıkıp
Duvarları yumrukladın mı öfkeyle?
Sen, bu isyanı da bilmezsin!..

Her şeye karşın çıkarsız, ödünsüz
Sen, yürekten sevmeyi bile bilmezsin ki!...

İbrahim Kavas
Kayıt Tarihi : 9.3.2020 13:48:00

NOT: antoloji.com'dan alıntıdır.

***
BİLMEZSİN…

İbrahim Bey, itiraf etmeden duramayacağım.
Bu şiirin gerçekten muhteşem olmuş.
Şimdiye kadar okuduklarım içinde en güzellerinden biri, hatta en güzeli desem abartmış olmam.
Şiir sayfama alacağım.
Adam gibi okuyup da etkilenmemek mümkün değil.
Aşkın hüznü, özlemi;
Çaresizlik, yalnızlık, anlaşılmazlık, bilmezlik, perişanlık;
Issızlığın hayallerinde boğulma, nefesin duygulara tutuklanması, karşılık bulmadan, beklemeden sevme…
ve
İSYAN!..

Böylesi insan olan, böylesi aşkla seven, böylesi hasretle yanan bir gönlün yaşadıklarını muhteşem anlatmışsınız.

Gönülden kutluyorum.

Saygı ve selamlarımla…

Hikmet Çiftçi

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…

Sayfa: 1 ... 3 4 5 6 7 [8]