Gizliilimler.tr.gg

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Bir Şiir - Bir Yorum

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 [7]
*GönderenKonu:

Bir Şiir - Bir Yorum

(Okunma sayısı 42314 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 687
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle
Alıntı:
Düşümde Gördüğüm Şairler

Şinasi'yi gördüm düşümde
Yenilik, hep yenilik diyordu
Edebiyatımız, şiirimiz adına yeni ümitler besliyordu
Şarkın garba galebe çalmasını bekliyordu

Kemal'i gördüm düşümde
Hamaset duygularıyla yine dopdoluydu
Magosa'ya düştü yolu, duyguluydu
Yolu, esaret karanlığını yırtanların yoluydu

Ekrem'i gördüm düşümde
İnce, zarif bir ruhu vardı
Bu ruh, her dem feveranlıydı
Nijad'ım, can kuşum deyip ağlardı

Hamid'i gördüm düşümde
Konuştu uzak doğu ülkelerine dair
Beğendiği mekânları saydı bir bir
Fatıma'yla gezdiği yerler birer sihir

Fikret'i gördüm düşümde
Çırpınıp duruyordu zıtlıklar içinde
İstanbul, koca kahpe gibi dilinde
Uzak diyarlara hasret var serinde

Haşim'i gördüm düşümde
Dicle kenarında geçirmiş çocukluğunu
Ordan edinmiş huyunu suyunu
Ve dün gibi hatırlıyordu annesinin hazin sonunu

Âkif'i gördüm düşümde
İnancı uğruna yanıp tutuşuyordu
Fedakârlığı karşılığında yediği tokatı hatırlıyordu
Haykıran Âsım'ın nesli müjdesini veriyordu

Cahit'i gördüm düşümde
Ölüm, demoklesin kılıcı gibi ensesinde
Hayatın zevki kalmamış sesinde
Varlıkla yokluk bir yük gibi tepesinde

Necip'i gördüm düşümde
Anlattı hayatının kara bulutunu
Gece, kaldırımlarda nice yol gidip yorulduğunu
Nihayet aradığı hakikatı bulduğunu

Nazım'ı gördüm düşümde
Kelepçelerin gümrah mührü bileklerinde
Ihlamur kokan memleketi göz bebeklerinde
Aydın yarınların özlemi hafakan gecelerinde

Muhammed Aheng
(Kasım 1996, VAN)

GÜZEL BİR KONU

Hem böylesi bir konuyu düşünmek, hem de böylesi etkili bir üslupla işlemek gerçekten bilgi ve beceri gerektirir.

Yeni Türk edebiyatımızın ilkleri:

ŞİNASİ:
Batı tarzı Yeni Türk Edebiyatı’nın kurucularından.
İlk özel gazete TERCÜMAN-I AHVAL’İ ve sonra da TASVİR-İ EFKÂR’ ı çıkaran ilk ‘BAŞYAZAR’ımız.
ŞAİR EVLENMESİ unutulmayan güzel bir tiyatro eseri…

*

ZİYA PAŞA:
Pek çok eseri bulunmakta.
'Darb-ı mesel' haline gelmiş nice beyitin sahibi.
En çok öne çıkan, okutulan ve okunan eserleri Terkib-i Bent ve Terci-i Bent.
 
“Pek rengine aldanma felek eski felektir
 Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir.”


(Dünyanın rengine pek aldanma, dünya yine eski dünyadır; Çünkü dünya tabiatı gereği zaten dönmekte, yani dönektir.)

*

NAMIK KEMAL:
Vatan ve hürriyet şairi.
Fikirleri yüzünden Avrupa’ya kaçmak zorunda kalan, ömrünün sonlarını Magosa’da sürgünde geçiren ve Sakız’da ölen tok sesli, erkek sesli, yüksek perdeden korkusuzca seslenen, pek çok konuda eserler veren bir şairimiz.
Edebiyatımıza ve fikir hayatımıza yeni kavramlar kazandıran şairlerimizden.
“Hürriyet Kasidesi” neredeyse her beyiti ezberlenen ve unutulmayan şiirlerinden.

Sergilendiğinde sürgüne gönderilmesine sebep olan“VATAN yahut SİLİSTRE” unutulmayanlardan ve defalarca oynanan tiyatro eserlerinden biri.

“Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
 Mürüvvetmend olan mazluma el çekmez ianetten”


(Kendini insan bilenler halka hizmet etmekten ve zulme uğrayanlara sahip çıkmaktan çekinmez, onlara yardım etmekten el çekmez, yardımcı olur.)

“Vatanın bağrına düşmen dayamış hançerini
 Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini!”


(Kurtarıcısını bekleyen vatan, bahtı karalı mader (anne) olarak nitelendirilmiş.)

Atatürk, 13 Ocak 1921 tarihindeki Büyük Millet Meclisi oturumuna, Namık Kemal’in yukarıdaki şiirine atıfen konuşmasına şöyle başlıyor:

“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
 Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!”

*

RECAİ ZADE MAHMUT EKREM
Ekrem’e göre her şey şiirdir yani şiirin konusu her şey olabilir. Ancak her ölçülü (vezin),  kafiyeli (uyak) yazılan şiir sayılmaz.

Şiirde üç temel güzellik olmalıdır.
   1- Fikir güzelliği
   2- Hayal güzelliği
   3- His güzelliği

“Gül hazîn, sümbül perîşan, bâğzârın şevki yok..
  Derdnâk olmuş hezâr-ı nağmekârın şevki yok..
  Başka bir hâletle çağlar cûybârın şevki yok..
  Âh eder, inler nesîm-i bî-karârın şevki yok..
  Geldi ammâ n’eyleyim sensiz bahârın şevki yok!”


(Gül üzüntülü, sümbül perişan, bahçenin neşesi yok.
Dertli dertli şakıyan bülbülün neşesi yok.
Irmaklar başka bir halde, keyifsizce çağlar.
Bahar rüzgârı kararsız ve isteksizce eserek ah eder, inler.
Gelse de neyleyim, sensiz baharın neşesi, tadı tuzu yok.)
- Şevki Yok şiirinden-

*

ABDÜLHAK HAMİT:
Abdülhak Hamit, Lüsyen (Lucienne) hanımın resminin altına aşağıdaki mısrayı yazar.
Alıntı:
"SENSİZ DE SENİNLE DE YAŞANMAZ!”

Her ne kadar “Sanat, sanat içindir” anlayışıyla eserler vermişse de eski şiire muhalif olmuştur.
Pek çok eseri mevcuttur.
Fatma Hanımına yazdığı “MAKBER” şiiri unutulmamıştır. En çok sevilen ve dinlenen gazel tarzı şarkılardan biridir.

Hamit’in mezar taşında aşağıdaki beyit yer alır.

“Bu taş cebinime benzer ki tıpkı makberdir
 Dışı sükûn ile zâhir, derûnu mahşerdir.”

(Bu taş, alnıma benzer, öyle ki makber gibi dışı sessiz, sakin görünür, ancak içi mahşerdir.)

*

TEVFİK FİKRET:
En çok akılda kalan “Promete”, “Doksanbeşe Doğru” ve “SİS” şiirleridir.
“Rübab-ı Şikeste” en kapsamlı eseridir.
Oğlu Haluk’u tahsil için İskoçya’nın Glasgow şehrine gönderir, ama oğlu papaz olunca kahreder.
“Şermin” adlı eserini hece vezni ile çocuklar için yazar.

“Kalbinde her dakika şu ulvi tahassürün
 Minkar-ı âteşinini duy, dâima düşün:

 Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?
 Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?..

 Yükselmek âsümâna ve gülmek, ne tatlı şey!..
…”

(Her dakika kalbinde şu ulvî (yüce) özleyişin ateşten gagasını duy ve  daima düşün…
 Onlar (Batılılar) niçin göklerde, ben çukurdayım?
 Cihan bana neden gülsün? Ben neden ağlayayım?
 Göklere yükselmek ve oradan gülmek ne tatlı şey!)
-Promete’den-

*

AHMET HAŞİM:
“MERDİVEN” şiiri unutulmayanlar arasındandır.

“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
 Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
 Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…”


*

MEHMET AKİF:
“İSTİKLAL MARŞI”mızın şairi.
“SAFAHAT” unutulmaz eseri.
Her şey millet için, toplum için anlayışıyla eserler veren mücadeleci ve koca yürekli bir şair.

“Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtmede yer
 O ne müthiş tipidir, savrulur enkaaz-ı beşer...

  Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
  Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
 …
  Âsım'ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek
  İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.


-Çanakkale Şehitlerine şiirinden-

*

NECİP FAZIL:
Küçük yaşta şiire başlayan, gelişerek değişen, değiştikçe olgunlaşan fikirleriyle toplumu aydınlatmaya çalışan, çokça eseri bulunan müstesna şair ve yazarlarımızdan.

SAKARYA TÜRKÜSÜ

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?


*

NAZIM HİKMET:
Toplumları bilinçlendirmek için pek çok eser veren şair ve yazarlarımızdan.
Şiire, işlenen konuya uygun kelimelerin sesini katan usta bir şair.
“…
trrrrum,
trrrrum,
trak tiki tak
makinalaşmak istiyorum!
mutlak buna bir çare bulacağım
ve ben ancak bahtiyar olacağım
karnıma bir türbin oturtup
kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!
trrrrum
trrrrum
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!”

- Makinalaşmak İstiyorum şiirinden -

*
Daha yeniler…

Orhan Veli’den bir şiir:

BEDAVA

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekânlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.


*

Cahit Sıtkı'nın “Memleket İsterim” en çok bilinen ve okunan şiiridir.
Buraya farklı bir şiirini alalım:

DALGIN ÖLÜ

Dün güzel bir kadın geçti
Kabrimin yakınından
Doya doya seyrettim
Gün hazinesi bacaklarını
Gecemi altüst eden
Söylesem inanmazsınız
Kalkıp verecek oldum
Düşürünce mendilini
Öldüğümü unutmuşum…


*

Abdurrahim Karakoç’tan bir dörtlük:

AYNANIN İKİ YÜZÜ

Bir zirvede habire şiştikçe şişene bak
Bir tabanda her adım yıkılıp düşene bak
Bir ülke yansa bile yan gelip yatanlara
Bir yangın söndürmeye çarıksız koşana bak.


*

Yavuz Bülent Bakiler’in “Gözlerin İstanbul Oluyor Birden” şiirinden kısa bir bölüm:

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.


***

Şiir vadisinde bu kadar şiirce gezinmek sanırım yeter.
Tekrar Muhammed Aheng şiirine dönelim.

İlk olmak kolay değil.
Temel atmak ve benimsenmek…
Yeniden bir şeyler üretmek ve yaşamasını, devamlılığını sağlamak…

İşte bu şiir, bir edebiyatçının, bir şairin gönlünden kopan vefa borcu olmuş.

Sayın Aheng, bunun için ben de teşekkür ediyorum.
Güzel düşünmüşsünüz, güzel işlemişsiniz.
Rüya gibi başlayan, rüya gibi devam eden şiir vadisinin temel taşlarını yerlerine oturtmuş, onları en belirgin özellikleriyle yeniden parlatıp, karanlık yol kenarı lambaları gibi ışıldamalarını sağlamışsınız…

Şiir yolunuz aydınlık olsun.
Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz olsun.

Altay Tigin
25 Ekim 2015

facebookta paylaş

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı mami
Tam Üye
***

Kazandığı madalyalar:
*****
Ruh Hali: Merakli
Rep Puanı: 4
Üye No: 1500
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
İleti: 188
  • Profili Görüntüle

Ynt: Bir Şiir - Bir Yorum

« Yanıtla #61 : Ekim 27, 2015, 04:26:17 ÖS »
Verdiğiniz emeğe ve sayfa düzeninize hayranım...
kutlarım.

Kayıtlı


Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 687
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=PjH2r8s18qA" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=PjH2r8s18qA</a>

Alıntı:
Ömrüm Bir Su Gibi Aktı da Gitti

Hiç bitmez sandığım, günlerim vardı
Ömrüm bir su gibi, aktı da gitti
Dünyaya sığmazdım, hep bana dardı
Kader çelmesini, taktı da gitti.

Gözümden hiç eksik olmadı seller
Derdimi mutluluk sandılar eller
Meğerse dikenmiş verilen güller
Hüzünler bağrımı yaktı da gitti.

Sevmek bir masalmış, sevilmek yalan
Umutlarım vardı, ettiler talan
Koca bir hüzünmüş, maziden kalan
Felek çakmağını, çaktı da gitti…

Gülmeyi unuttum bende arama
Merhem kar eylemez oldu yarama
Doktorlar neşteri vurdu şurama
Yüreğim yerinden çıktı da gitti.

Hep kara bir bulut oldum da doldum
Tomurcuk tutmadan dalımda soldum
Yaşam sahnesinde basit bir roldüm
Ruhum bedenimden kaçtı da gitti…

Ö.Osman AVCI
*
“AKTI”  DA GİTTİ

Bazı şiirler, çok rahat okunur.
Hani yumuşak su içildiğinde, insanın boğazından akıp gider ya, aynen öyle bir çırpıda gözler içiverir şiiri.
Güzeldir, hoştur, etkilidir. Çünkü sıcaktır, içtendir. Rahat söylenmiş, zorlanma yapılmamıştır.
Herkes tarafından söylenebilecek, hatta okunduktan sonra ilk dörtlüğüne tekrar dönüp türkü yakılacak kadar ruhu sarar.
Herkes kendinden bir şeyler buluverir, dizlerin bazılarında, hatta bazı dörtlüklerin tamamında.
Bir de konu bütünlüğü yakalanmışsa, hayattan kesitler güzel anlatılmışsa, şiir zaten gönülden gönüllere, dilden dillere bir yansıma, bir yankı gibi gösterir kendini.
Bütün samimiyetimle söylüyorum ki, bu şiiri okuduktan sonra “gayet güzel yazmış” diye aklımdan geçirdim.
*
Hece şiirlerinin temelini uyaklar veya ayaklar oluşturur.
Ya bir ayak üzere dörtlükler yazılır veya bir, iki, bazen birkaç kelimelik uyak ve rediften oluşan dizeler üzerine bina edilir şiir.

Şimdi ilk dörtlükten başlayarak çok fazla detaylarına girmeden genel bir değerlendirme yapalım.
Gençlik yıllarında, hayatın hiç bitmeyeceği duygusu hâkimdir. Yaş ilerleyip geriye bakılınca “nasıl geçti, bunca ömür?” diyerek insan hayıflanır. Geçmeyecek gibi görünen ömür, bir su gibi çok çabuk akıp gidermiş, bunu fark eder insan.
Yaşanmış zamanın çok çabuk aktığı vurgulanmış ilk dörtlükte.
Hey gidi gençlik hey!..
Dünya gençlere dardır. Gençlerin yapamayacağı, başarmayacağı hiçbir şey yoktur. Hem çok güçlü, hem çok çok enerjik, hem de her şeyi yapabilecek kapasitede görürler kendilerini.
Zaman gösterir ki, kaderin çelmesi daha güçlüymüş, daha gerçekmiş….

Bir daha geri gelmeyecek günlere nice mutluluklar, nice sitemler, nice hüzünler sığdırılır.
Ne yazık ki, mutluluklardan çok hüzünler, ayrılıklar, özlemler damga vurur, geçen günlere. Hep onlar kendilerini hatırlatır, hep onlar derin izler bırakır, insan ruhunun derinliklerinde…
Hele bir de unutmalar, unutulmuşluklar yaşanmışsa!..
Hele hele sevmekten vazgeçmeler, terk etmeler, ihanetler yaşanmışsa!..
Bir de elden bir şey gelmeyecek şekilde yaşananlar vardır ki, kadere isyan ettirebilecek ayrılıklardır bu tür gidişler.
“Allah kimseye böylesi ayrılıklar göstermesin. Ne yaparsın, kader. Kadere karşı gelinmez!” cümleleri teselliye bile yetmez, delice seven sevdalı yüreklerin kelepçelerin çözmeye!..

Suçlu aranır…
Sevmenin suçlusu olmaz, lâkin terk edişlere, bırakıp gidişlere, kopuşlara sebepler aranır.
“AH FELEK!..”
“GÖZÜN ÇIKSIN KÖTÜ KADER!..”
Suçlu bulundu.
Teselli, avuntu sebebi, gerekçesi…
“Nere gidem kader senin elinden” dedirtir kimine…
Saza söyletir, söze söyletir, dile söyletir.
Kimi isyan eder kaderine ve  “Felek utansın!” diye figan eder.

Bütün yüklerin hamalı yürek…
İnsanın insana yük olmasından daha ağır, sevda yükü…
Yürek yarasına hiçbir hekim çare bulamamış. Neşterler gamze yarasından, sevda hançerinden daha derin kesememiş.
Bedene saplanan hançer sadece kanatır, bir kez öldürür. Yüreğe saplanan sevda her an, her dakika, bir ömür boyu yakar, kül eder/miş…

Ve sonuç:
Murat alamamış mahzun bir mazi...

Ne kaldı ki nihayete?
Ne kaldı ki, gün batımına, ahirete?


*
Bir de şiirin temelini oluşturan uyak yapısına bakalım.
Başlığı özellikle “aktı da gitti” şeklinde attım.
Çünkü uyak “ak” kelimesi üzerine kurulmuş.

Sırasıyla:
aktı - tak
…yak
…çak

İlk üç dörtlük TUNÇ KAFİYE dediğimiz kafiyelerden oluşmuş. Bazıları ortak ses sayısına göre farklı isimler de veriyorlar. Yarım, tam, zengin tunç kafiye gibi.
“aktı” kelimesi “yaktı, çaktı” kelimelerinin içinde geçtiğinden “tunç kafiye”.
Aslında sadece “ak” sesleridir kafiye olan.
…(ak) ”tı  da gitti” ses tekrarları olduğundan rediftir. (Kısacık bir bilgi notu olsun bu da.)
Bu ilk üç dörtlükte uyaklar uymuş.
Sonrasında biraz ses değişikliğine uğramış. Yanlış değil. Doğru şekilde devam etmiş.

… çık
Ve son dörtlükte uyak hatasına düşülmüş.
kaçtı (?)

Son dörtlüğün son dizesinde -temel uyaklı dize- maalesef uyak yok. Sadece rediflerle durum kurtarılmaya çalışılmış.

Şiirde akıcılığı, ahengi sağlayan temel unsurların başında uyaklar ve diğer ses benzerlikleri gelir. Aliterasyon dediğimiz ses tekrarları.
Şiirin genelindeki uyaklarda ve dizelerde yerini fazlasıyla bulmuş.

Şairini kutluyorum.

Sağlıcakla…

Altay Tigin
11 Kasım 2015

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 687
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 39 - Na handan -Ahmet Burak Buyruk

« Yanıtla #63 : Aralık 20, 2015, 02:01:19 ÖS »

Alıntı:
Na handan

Sanki bu kadar gam kafi
İster aşikar ister hafi
Buz gibi duygulardan ilham
Bulutsuz yağmur, gecesiz encam!

Ömür, durağan atlardır
Aşk, herkesin bildiği sır
Gemiler çürüdü okyanus günah
Otuz altı yılda durağan seyyah!

Ahmet Burak Buyruk
*
HAYALİ VE FARAZİ HİSSİYAT FANTEZİSİNİN TEZAHÜRÜ
İki dörtlük...
Mânâsı şairine âyân iki dörtlük.

Gamın derecesi olmaz.
Çekilebilecek kadar gam, keder, gussa, tasa çekilir.
İster açık, ister görünmez olsun, dertlinin durumu çaresizliğinden anlaşılır.
Üşüten bulutsuz yağmurlar buz gibi yağar.
Kederli insan için geceler zifirdir. Gecesiz yıldızların karanlığı insanın ruhuna çöker de çöker.

Bulutsuz yağmurlar ve gecesiz yıldızlar…
İstisnai zamanlarda havada bulut yokken yağmur yağdığı vakidir. Yine bir başka istisna da, gece olmadan gökte ay ve hatta yakınlarında bir yıldız olduğudur. Her zaman rastlanmaz böylesi durumlara.
Bulut yokken yağmur yağması, yıldız yokken gece olması…
Olağanüstülük, fevkaladelik…

Duyguların buz kestiği istisnai durumlara benzer, bu yaşanmışlıklar.
Sanki bir rüyadan bahseder gibi.
Sanki isteksizce yaşanan bir ahval gibi…
 
2. dörtlükte ise durum değişiyor.
Ömür, durağan atlara benzetilmiş(?).
Güzel de, böyle bir imge ile ne anlatılmış olabilir?
Ömür durmuyor ki…
Zamanın akışı; ömrün hareketliliğinin, tükenişinin; tıpkı bir ırmağın ummana kavuşmayı dilemesi gibi gidişata benzer.

Usta romancımız merhum Yaşar Kemal  "O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler” demişlerdi.
Burada da ölüm, “atlara binip gitme” imgesiyle anlatılmışa benzer gibi. Tek farkla, birinde “gidiş”, birinde durağanlık “duruş, hareketsizlik” var.

Belki görünüşte hayat, hep duruyormuş gibi gelebilir insana.
Zamanın nasıl geçtiğini çoğumuz fark edemeyiz bile.
Gece ve gündüz, yaz ve kış gibi değişimler olmasa hayat durağanlaşır. Kutuplardaki akış misali çok belirginsizleşir diyebiliriz.

Gemilerin çürümesine sebep okyanussa, günah da okyanusundur.
Sadece okyanuslar değil, zaman her şeyi yavaş yavaş tüketir.
Okyanusun gemileri çürütmesi ve zamanın tükenirken tüketmesi…
36 yıl...
Zannımca şiirin yazıldığı yaş.
Durağan bir hayat.
Eli kolu bağlı, kim bilir hangi dertten muzdarip “durağan seyyah” tezadı (?)...

Hayali ve farazi duyguların fantezisinin tezahürü mü?

*
Şimdi de şiire farklı bir açıdan bakalım:

“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.”
Anlatımda da farklılıkların olması, insan olmamızın gereği.
Nasıl ki bir insan, hiçbir yönüyle bir diğerine benzemezse, edebiyatta da hiçbir eser, taklit değilse, bir diğerine benzemez.
Ancak bu kadar kısacık bir şiirde -uzun olsa da durum değişmezdi- neden bu kadar yabancı kelimeye yer veriyoruz?
Yani uyak uğruna Türkçe’yi pas mı geçiyoruz.

Başlıkta bile “Na handan” denildiğine dikkat edilirse;
“Gülmedim, gülemedim; mutsuz, mutsuzluk; sevinçsiz, sevincini yitirmiş; kederli, tasalı, gamlı…”
Aslında o kadar çok kelimemiz var ki…
Deyimlerimizi söylemeye bile gerek yok.

Türkçeleşmiş olan, ancak aslında Türkçe olmayan kelimelere eyvallah diyoruz. Artık onları biz anlarız. Bizim kullandığımız şekliyle Arap veya Farisî anlamaz.

Şiirle doğrudan ilgili olmasa da son dörtlüğün algısına yardımcı olabilir düşüncesiyle Yaşar Kemal’in sözünün tamamını şöyle bir hatırlayalım.

"O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler; demirin tuncuna, insanın piçine kaldık."

(Bu sözün devamını vermekle hiçbir kimse asla hedef alınmamıştır. Sadece sözün ikinci kısmında “tunç ve piç” kelimeleri uyaklandırılmış. Akılda kolay kalması için olmalı.)

Demirin tuncu, eğilip bükülmez, serttir.
İnsanın piçi oynak, yumuşak, namerttir.


Şiir, okuyanın duygularına, algısına hitap etmeyi başarabilmişse şiir olmayı hak etmiş demektir.

Sevgi ve saygıyla…

Altay Tigin
20 Aralık 2015]

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 687
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 40 - Hipomani -Mustafa Bay - Zeybek Hoca

« Yanıtla #64 : Nisan 13, 2016, 06:02:52 ÖS »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=9qXC8gwS0Ac" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=9qXC8gwS0Ac</a>

Alıntı:
"Hipomani..."

Gülüşümün demle bağının
Ne solu var ne sağı

Martın sonuna sarktı o yüzden
Kurbağa ağlamaları./

Tenteye başını dayayan yağmur da
Sabaha kadar durmadan yağdı
Dırdırını özlemiş olmalıyım
Uyaran dudak kıpırtılarındı sandım.

Seyrimesi yerinde duramayan
Ah o sözcüklerin çukuruna çukuruna düştüğü
Gamzelerinin kıvrımları
Kolumla başının muhabbetinde hala
Yokluğuna alışamayan işve arsızları.

Sayamıyorum ki kum tanelerini
Seni sevmenin kaç izi yapıştı sırtıma
Kendi üstüne kapanırdı gece
Biz açık kalırdık, hatırla.

Oysa ağzı bir karıştan fazlaydı şarlatanların
Kim kimin içine bakardı unuttun mu bunları
Artık bilmelisin
Üstünü örtmekten yoruldu kollarım.


Ve nihayet nisan baharın kapısını araladı da
Kurbağalar yeniden buldu birbirini
Sustu ağlamaları

Ayazdan güç bela kurtardığım sürgünlerimi
Sarıp sarmaladım aşkla

Gidiyorum

Beni bağışla…

03.04.2016
Mustafa Bay

http://www.antoloji.com/hipomani-2-siiri/

*
SEVMENİN KUMDAN İZLERİ

İlk dikkatimi çeken elbette ki şiirin başlığı oldu. “Hipo” da, “mani” de yabancı durmuyordu algımda. Ancak bir türlü ne olduğu ve ne olabileceği aklıma gelmedi.
Google amca yine sağ olsun.
Ne olduğunu sorduk, söylediler…

Asıl beni etkileyen şiirin tamamı olmasına rağmen, özellikle şu iki dize çok çarpıcı geldi:

“SAYAMIYORUM Kİ KUM TANELERİNİ
  SENİ SEVMENİN KAÇ İZİ YAPIŞTI SIRTIMA”

Bu ne müthiş bir bağlantı kurma… Gerçekten kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek tarzda bir benzetme ve mükemmel bir tasvir.

İşte şairi güçlü kılan da böylesi mükemmel ve özgün söyleyişler değil mi…

*
Ne de olsa “hipomani” mevsimindeyiz.
Tam da bütün canlıların, hatta cansızların bile cana geldiği, uyandığı, coştuğu günler…

Gülüşünün zamanla ilgisi yokmuş gibi görünmesi, aslında tam “dem” vaktine rast geliyor olmasından neden olmasın?
Dedik ya tam vakti şimdi, uyanmanın, dallanıp budaklanmanın…

İnsanın içindeki ırmaklar çağlayanlara dönüştüğünde sağa sola taşması mukadderdir. Gözyaşları da öyle değil mi?
Ne dem’ini bekler, ne yeri olup olmadığını…

Yine çok güzel iki dize daha:

“TENTEYE BAŞINI DAYAYAN YAĞMUR DA
  SABAHA KADAR DURMADAN YAĞDI”

Yağmur bile ağlamak için başını dayayacak bir tente ararken, seven neden bir dost kolu, bir dost sinesi aramasın?..
Hayalî de olsa dost kolunda ağlamanın rahatlığı, uyandıracağı güven, vereceği huzur her zaman bir başka olur.
Böylesi, aynı zamanda “hipomanik davranış”ın da güzel bir örneği olur.

Bir yandan sevgilinin söylenmelerini “dırdır” olarak nitelemek; itirazlarına, kabullenmeyişlerine, her şeye karşı çıkmalarına ve hep olumsuz, menfi tavır ve davranışlarına bağlamak da mümkün.
Coşkulu ‘dem’de durgun olma tezadını yaşama…
Tam demini almışken tadına varamama…

Zaten sevmenin, sayılamayacak kadar olumsuzluklar oluşturması, fazla değil, aşırı naz sayılır ki, bu da âşık usandıran cinsinden olur.
Sanki sırtına yapışmış, yapıştırılmış gibidir böylesi menfilikler, şairin algısında.

Eh…
Geceler kendi üstünü kapatırken sevgililerin açıkta kalması kolay mı?..

Ya şarlatanlar!..
Ne çok konuşan varmış meğer.
Şarlatan değil, şarlatanlar…
Bitmez, şarlatanların şarlatanlığı.
Hele ki, şarlatanlara kulak tıkamayan bir fehme sahipse sem’i…

Yeniden doğuş mu?
Yeniden buluş mu?
Kurtarılan birkaç sürgünü yeniden yeşertmek mi?
O zaman gidiş nereye?
Gidiş kime?

Sanki biraz hiddetin yani “tehdit”in, biraz “sen bilirsin”in, biraz “kendine gel” demenin, ‘eğer olmayacaksa, yürümeyecekse son kalan sevda sürgünlerimi aşkla sarıp sarmalar, başka diyarlara giderim’in esintisi var, son bölümde…

“Hipomani” yerini “melankoli”ye bırakmaz der gibi…

“GİDİYORUM, BAĞIŞLA!”

Bağışlana efendim…

*
Şiiri okuyup da “KENDİMCE” yorum yazmadan edemedim.
Hele böylesi mükemmel işlenmiş bir şiire…

Sürç-i lisanımız hoş görüle…

Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz ola.

Altay Tigin
03 Nisan 2016

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 687
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 41 -İstanbul - Rabia Barış

« Yanıtla #65 : Mayıs 29, 2016, 11:16:16 ÖS »

Alıntı:
İstanbul

Altın kemer takmışlar boğazın bir yerine,
Abide kondurmuşlar ünlü Beylerbeyi’ne.
En nadide eserler Topkapı’da saklanmış,
Erenler, evliyalar İstanbul’da toplanmış.

Ey İstanbul İstanbul hadisle kutlu şehir,
Sancağı, mehteriyle mutlu, umutlu şehir.
Sende Yuşa Peygamber, sende en güzel güller.
İşte bir sabah vakti çağrıda müezzinler.

Allah Allah sesleri yükselirken semaya,
Çekilir Eyüp Sultan ezanlarla duaya.
Deniz sakin yön çizer Hudai’nin yolundan.
Her ülke sarmak ister İstanbul’u kolundan.

Susar Karaca Ahmet günün bittiği yerde,
Nur yağar İstanbul’a göklerden perde perde.
Dünyanın göz bebeği bizimdir bizim billah.
Böyle güzel bir şehri gözetir yüce Allah.

Akikten gerdanlığı yakışıyor eynine,
Dalmışım cennet diyar İstanbul’un seyrine,
Gecesi ışıl ışıl, gündüzü ömür sunar.
Esmezse deli rüzgar surların nabzı donar.

Ümraniye haz bulur nazarlı bir bakışla,
Edalı kız gibidir Selimiye’de kışla.
Haydarpaşa’dan başlar İstanbul yolculuğu,
Onu görmek isteyen garda alır soluğu.

En asil lalelerin vatanı İstanbul’dur,
Tutuşan yüreklerin sevdası İstanbul’dur.
Sultan Ahmet laleyle bütünleşti severek,
Bir devre isim verdi lale devri diyerek.

*
Endamlı Hidiv Kasrı Çengelköy’ün sırtında,
Edâlı Dolmabahçe Beşiktaş’ın bağrında.
Süslüyor İstanbul’u boğazın incileri,
Hem Avrupa, hem Asya sıralanmış benleri.

Kanlıca’da aşıklar yelken açarken suya,
Çekmece koylarında zaman dalar uykuya.
Sultanların sofrası Çamlıca’da kurulur,
Katibimin türküsü Üsküdar’dan sorulur.

İstanbul sevda şehir ak günün eşiğinde,
Nice Fatihler yatar salında, beşiğinde.
Sevgi onda can bulur, canan ona ulaşır.
İstanbul, özlem olur kıtaları dolaşır.

Demir alır gemiler Kadıköy rıhtımında,
Hasret vuslata döner Atatürk limanında.
İstanbul’un güzeli Bakırköy’de oturur,
Sirkeci’nin treni acı çığlık tutturur.

Kızkulesi nazlıdır suların ortasında,
Renkler cümbüşe kalkar sahil ortancasında.
İstanbul ateş olur yürekleri kavurur,
Güneyden gelen meltem saçlarını savurur.

Ihlamurlar altında neşeli geçer yazlar,
Geceye eşlik eder gümüş rengi yıldızlar.
Ay buluttan sıyrılıp dolaşırken mehtabı,
İstanbul’dan açılır dünyaya sırlı kapı.

Güneş gurub olurken ufukladır cenginiz,
Hisarda gün batımı öze vurur sevginiz.
Heybeli’de söyleşir sazende güzelleri,
Saray bahçelerinde dem tutar bülbülleri.

İstanbul ‘un sevgisi gönüllerde birleşir,
Ona müptela olan onunla bütünleşir.
Dağları yeşil orman, bağları salkım söğüt,
Akşemsettin bu yerde Fatih’e verdi öğüt.

Yedi tepe üstünde yedi süreyya yanar,
İstanbul’u bir gören ömrünce söyler, anar.
Kaşları yay gibidir, kirpiği hedefe ok,
İstanbul’un üstüne bir başka İstanbul yok.

Çamur sırma sim olur Yavuz’un kaftanında,
Onu mübarek bilir alimin kır atında.
Bu derin felsefeyle gider Sina Çölüne,
Der, İstanbul gözümüz bu hep böyle biline.

Mavi gök, mavi deniz kucağında İstanbul,
Bir karede bin hayat İstanbul’da İstanbul.
Fatih Sultan köprüsü güzellerin güzeli,
İstanbul kara sevdam yeni değil ezeli.

Mahyalı camilerde geceler kandil yakar,
Burası Sultan Ahmet görenler hayran bakar.
Bu köprüler Osmanlı, bu minareler Sinan,
Rahat uyu türbende koca Sultan Süleyman.

Rabia Barış
***
ŞEHRENGİZ-İ İSTANBUL

Günü, çok güzel bir şiirle İstanbul’un fethinin 563. yıl dönümünü hatırlatarak kutlamış olalım.

Söz konusu İstanbul olunca, sahabeler, Eyüp Sultanlar, Akşemseddinler, Fatihler ve fetihte payı olan bütün askerler yeniden dirilir.

Söz konusu İstanbul olunca, Topkapı’dan dünyaya emirler yağdırılır, Bab-ı Ali’de son nokta konulur.

Söz konusu İstanbul olunca, iki hisarla -Anadolu ve Rumeli Hisarları- Boğaz'a düğüm atılır, denizlerin akışına gem vurulur.

Söz konusu İstanbul olunca, en mutlu komutan ve en mutlu askerler diz çöktürür Bizans’a.

Söz konusu İstanbul olunca, Üsküdar’da yağmura tutulur, Çamlıca sırtlarında bir dilek tutup Kız Kule’sinde nefeslenir sevdalı yürekler.

Söz konusu İstanbul olunca, kelimeler dizim dizim dizilir; şiirler, şarkılar dile gelir.

Velhasıl bu şiir de çok güzel biçimde dörtlük dörtlük, beyit beyit dile gelmiş, İstanbul’u anlatan güzel şiirlerden biri olmuş.

Ha,  şiir uzunmuş gibi görünse de rastgele bir anlatımın olmadığı, kendini çok rahat okuttuğu, okumaya başlayınca zaten görülecek.
Ancak dikkatimi çeken şu oldu.
Dörtlükler halinde yazılmış. Sanırım satır aralarını fazlalaştırmamak ve şiiri çok uzunmuş gibi göstermemek için böyle bir yol tercih edilmiş. Hâlbuki hakkını vermek lazım. Uzunluğun kısalığın ne önemi var?..
Şiir okuyan, şiir seven şiirin kısalığına, uzunluğuna bakmaz. Tamamını dikkatlice okur. Hele böylesine güzel yazılmış, İstanbul’u muhteşem anlatan müstesna dizeler asla göz ucuyla okunmamalı.

Şimdi gelelim tekrar dörtlük meselesine.
Neden dörtlük olduğunu kendimce tahmin etmeye çalıştım.
Bana göre şiir, dörtlüklerden değil, beyitlerden oluşmuş.
‘MESNEVİ’ tarzına uygun.
Beyit birimi ve uyak düzeni öyle diyor.
Zaten böylesi yazılmış ve şehirleri anlatan şiirlere “ŞEHRENGİZ” denilmekte. “Şehrengiz-i Bursa”, Şehrengiz-i İstanbul” denildiği ve bu tür mesneviler yazıldığı bilinmekte.
Bunun için bu şiir de beyitler halinde olmalıydı.
Bunun için şiirle ilgili kısa yorumumun başlığına “ŞEHRENGİZ-İ İSTANBUL” dedim.

Böylesi güzel ve anlamlı şiiri için şairesini kutluyorum.

Sevgi ve saygıyla…

Altay Tigin
29 Mayıs 2016

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 687
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 42 - Eflatun Kokusu - Yener Sezgi

« Yanıtla #66 : Eylül 06, 2016, 01:22:04 ÖS »

Alıntı:
EFLATUN KOKUSU

Kararan sulara gömülür ışık,
Çöker gözlerime akşam kızılı.
Kim bilir kaç adım ötesi eşik?
Gece boşluğunda zifir asılı,
Çöker gözlerime akşam kızılı.

Dolanır dağları seherden önce,
Getirir eflatun kokusu rüzgâr.
Dokunsam elimle saçına gece,
Derin uykusundan uyanmadan yâr,
Getirir eflatun kokusu rüzgâr.

Örter yıldızları lacivert perde,
Ürperir ağacın dalında kuşlar.
Uykusuz başımı koyduğum yerde,
Bilinmez kaç mevsim orada kışlar,
Ürperir ağacın dalında kuşlar.

Çırpınan yüreğim ölür kafeste,
Eğil kulağıma söyle bir şarkı.
Yeter iki mısra mavi berceste,
Yer etsin aklımda öyle bir şarkı,
Eğil kulağıma söyle bir şarkı.

Öper gözlerimi dökülen yaprak,
Sarıyı koynunda saklarken zaman.
Kaç gün renk verecek terimden toprak,
Kurumuş dallara asılı ferman,
Sarıyı koynunda saklarken zaman.

Akıtır tenhada gözünden yaşı,
Bir damla su vermez göllerin kızı.
Hilalin altından mahmur bakışı,
Ayartır gizlice gökte yıldızı,
Bir damla su vermez göllerin kızı.

Yener Sezgi


KOKULU RENKLER
Sorumuz şu:
Herkes renklerin kokusunu alabilir mi veya kimler renklerin kokusunu alabilir?

Her şeyden önce ve önemli olan hayata nasıl baktığımızdır.
Güzel görmek isteyen, kendini güzeli görmeye adamış bir ruha sahip olan, varlıkların her birinde muhteşem sayılabilecek  pek çok güzellik görebileceği aşikârdır.
Tıpkı yağmurdan sonra açan güneşle birlikte, insanda, yeniden doğmuş hissi uyandıran toprak kokusu gibi, çimenlerin yeşil kokusu, çiçeklerin sarı kırmızı kokuları gibi…
Demek ki, hissetmek istendikten sonra böylesi renklerin kokularını almak fevkalade tabiidir, mümkündür.
Resimler sadece surettir, kopyadır. Kopyanın kokusu olmaz. Belki hatıralarımızı tazeler, içimizi burkar, geçmişi yaşatır, hislendirir lâkin gerçeği gibi kokusu yansımaz, gerçeği gibi etkisi olmaz.

Şairle birlikte hayale dalalım.
Akşamın bir saatinde, deniz kıyısında gurubun kızıllığında dağılıp gitmişiz. Suların dalgalarına bırakmışız hayallerimizi. Rüzgârın okşamalarına salıvermişiz irademizi.
Ufuk perdesinin kızıldan mora, mordan eflatuna ve gittikçe koyulaşarak ağırlaşan görünümüyle akşam rengine büründüğüne gözlerimizin derinliklerinde şahit oluyoruz.
Ruhumuzu serinleten gurubun envai renkleri, deniz kokusuna karışıp giderek lacivertleşen sulara gömülmekte.
Adeta odamızın perdesi çekilir gibi, gözlerimize de akşam kızılı perde çekilir.
Hemen en yakınımızda, tahayyül edemediğimiz derinlikte zifiri karanlık ve irademizin hükümsüzleştiği safhada belki bir adım ötemiz yeni bir eşik…
Görünmeyende yol almak, bilinmeyende gitmek tamamen kaderimizin bizi götüreceği Sırat’tır.
Ne zaman?
Eflatun kokusunun zifir’i kokuya dönüştüğü an…

Aslında bu tür gidişlerde nuranî bir yol, göz kamaştıran parlak ışık huzmelerinin aydınlattığı bir uçuştan bahsedilir. Doğru da olabilir.
Buradaki gidiş öyle bir gidiş olmadığına göre, karamsarlığa bulanmış bir ruhun karanlıklara uzanan gidişi olur ancak.

Çok bulutlu bir havada gurup renklerini görmek pek mümkün olmaz. Şiirde zifire dönen geceden bahsedildiğine göre, yani aydan, yıldızlardan, selv-i siminden (yakamoz) dem vurulmadığına göre…
Bu bir ruh hali yansıması olmalı…

Ağır karanlığın kucağında yorgun düşmüş gönül yine de ümitsiz değildir.
Yeni bir gün, yeni bir ümit doğurur, taze ışıklarıyla.
Seher vaktine erişir gönül, şakıyan yüzlerce kuşun nağmeleriyle.
Gözlerdeki mahzun mahmurluğu silen yansımalar rengârenk çiçeklerin kokusuyla kendine getirir insanı.

İşte bu dem o demdir.
Vakit seher vaktidir.

*
Hangi hayalin umuduna sarılırsa gönül, o umudun enfes kokularına uyandırır sabahın ilk ışıkları insanı.
Seher yeli, hayalleri yenilemek, umutları tazelemek için özlenen sevgilinin eflatun kokusunu getirerek düşlerle bütünleştirir.
Gecenin sehere çalan saatlerinde, en derin uykusundayken sevgili, eflatun kokulu saçlarına dokunsa…

Dokun be şair!..
Unutma, her şey karşılığını bulur!..
Rüyalarına kimse erişemez, karışamaz. Umudunu yaşat düşlerinde, hayallerini yaşa.
Gerçeği rüzgâra, yan anlamıyla zamana bırak tecellisini.

Eflatun kokusu, bende farklı algılar uyandırır oldu. Kim bilir, aynı duyguların eşiğinde gidip gelmekte algılarımız.
Sanki eflatunlar bağlamış bir sevgilinin hayali aksediyor gözlere…

*
Zifiri siyahtan laciverte dönmek de var.
Yeni bir gün ve yeni bir gece…
Olmasa da hayali…

Şair için zaman, saniyelik bir eşikten geçip sonsuzluğa düşmek gibidir.
Umutları tükenmez. Hayalleri yeşerdikçe yeşerir. Sınırsız zamanların ölümsüz ve pervasız cisimleri gibi, döner durur bir cisim-i mahın yörüngesinde…

Bilmez, hayalin kaç kırat seçtiğini
Bilmez, umudun kaç sırat geçtiğini

Bilmez, kaç gece gelip geçtiğini
Bilmez, kaç mevsim neler biçtiğini

Bilmez, bir gecede kaç kez ürperir
Bilmez, bir gecede kaç kez tükenir.


Mevsimler hep aynı yerde kışlanacak, kuşlar hep aynı dalda ürperecek, aşığın dünyasında.
Toprağa düşmüş tohumun her bahar yeşerme isteği gibi şuuraltına yerleşmiş bir sevdanın her mevsim yeniden yeşerme arzusu ile yanıp tutuşması…
Ve lakin derin dondurucuya konulmuş bastırılan duygular…

*
Bazen sorarız kendimize…
Her görünen gerçek midir diye…
Mavi bir beyit…
Deniz kenarında olmanın rengi mi?
Açık gökyüzünün sonsuzluk rengi mi?
Karadeniz’in rengi nedir diye sorulsa, ilk aklıma yeşil gelir.
Mavi denince de ilk aklıma gelen Akdeniz ve Ege olur.
Anlaşılıyor ki, yaşadığımız yerin ruhumuzda, şuurumuzda çok büyük etkileri var. Yerleşiyor şuuraltına ve gerektiği zaman düşüveriyor dilimizin ucuna.

Ya mavi gözler!..
Ya özgürlüğün ifadesi sonsuz mavi derinlikler…

İki mısralık –iki göz gibi- mükemmel ve çok anlamlı bir şiir.
İki mısralık mavi berceste…
Kulağa fısıldanan unutulmaz bir şarkıyı dinlerken –berceste olmuş iki dize- neler neler hatırlatır bize.
Rahmetli “Sanat Güneşimiz” Zeki Müren’in berceste niteliğindeki şarkısından ilk iki dize:

Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir
 Gözlerin hayat verir aşkın ise eceldir”


Şimdi gel de bu şarkıyı dinleme…

*
Öper gözlerimi dökülen yaprak,
Sarıyı koynunda saklarken zaman.
Kaç gün renk verecek terimden toprak,
Kurumuş dallara asılı ferman,
Sarıyı koynunda saklarken zaman.


Çok çok güzel bir bölüm.
 TRT TV’lerinin birinde “Ömür Dediğin” diye bir program var. Belli bir yaşa gelmiş koca çınarların hayatlarını anlatıyor.
Yaşadıkları zorluklar, ev - bark sahibi oluşları, çektikleri çileler, yaptıkları mücadeleler ve başarıları…
Zaman yerinde durmuyor ki…
Akıp geçtikçe renklerde, renk çemberinden sırayla gelip geçiyor. Yeşilden kahveye, kahveden koyu sarıya ve giderek açık sarıya, açık sarıdan kuru sarıya…
Tıpkı yüzümüzün rengi gibi. Tabii yeşili çocukluk ve gençlik rengi gibi düşünürsek. Zira yeşil; hayat, canlılık, varlık, yaşama demektir.
Tıpkı çocukluğumuzdan yaşlılığımıza, canlı bir hayattan durağanlığa. Yani dinamikten statiğe…

Sarıyı saklamak isteriz bağrımızda, zamanla anlaşmak istercesine. Terimizle, belki biraz daha yaşama azmimizle yeşil kalmasını arzularız. Ama maalesef, bir kez dalından kopmaya görsün yaprak, giderek renginden, canından, canlılığından uzaklaşır.
Hayat gibi…
Kuru dallara ferman -kader- yazılmış bir kez…
Ölüm varken kurtuluş yok…

*
Mükemmel ve masalsı bir anlatımla son beşliğe vasıl oluyoruz.
Hem sevip, hem uzak durmak; hem sevdiği için gizli gizli gözyaşı dökmek, hem saklamak…
Aşka susamışa, aşk susuzluğundan yüreği yanmışa, göllerin kızı, bir damla su vermez.
Yanan aşığının yüreğini serinletecek bir damlacık su…
Gecenin koynunda mehtapta mahmurdur bakışları. Kaderini arar gibi melul,  mahzundur.
“Nerde benim yıldızım, neden gelip beni bulmaz” sitemiyle göklerde aranırken, bilmez ki onun yıldızı da ona sitemdedir. Madem o yürek yakan bakışlarla, hançer vuran gamzelerle beni kendine bağladın; “Hani bir damla su! Gönlümdeki ateşi söndürmeyecek misin?” sessiz yakarışıyla sitemini dile getirir.

Eh be dost.
Ne güzel bir şiir.
Gel de hayıflanma…
Dilerim şiir seven, yazan herkese nasip olur, böylesi mükemmel ve müstesna şiirler yazmak…

***
İlk bakışta şiir, serbestmiş gibi görünmekte. Öyle bir hava sinmiş dizelere. Ancak serbest olmadığı, hecenin mükemmel kullanılışının şiire böyle bir hava kattığı, dikkat edilince veya heceleri sayılınca anlaşılacaktır.
Bu yönüyle de çok çok özel bir şiir olmuş.
Serbest kokulu hece şiiri.
Hece ölçüsü de öyle ustaca kullanılmış ki, adeta ölçülmüş, biçilmiş, 6 + 5 durağına eksiksiz yerleştirilmiş.
Şiirdeki ahenk mükemmelliğinin en belirgin sebeplerinden biri de, duraklara bu derece hassasiyet gösterilerek yazılmış olması.

Dörtlük temeli üstüne inşa edilmiş beşlikler.
Normalde “abab” kalıbından -uyak düzeni- hareketle 2. dize 5. dize olarak tekrar edilmiş. Ancak bu tekrarda rasgelelik yok. Bilinçli bir tekrar. 4. dizeyle anlamca bütünleşen bir tekrar.
İşte şiiri daha da güzel ve anlamalı kılan böylesi bir tekrar dizesinin mahirane kullanılması da ustalığın gizemi gibi duruyor.

Yener Bey kardeşim bu mahareti, bu meziyeti çok yerinde yapmışlar ve şiir dünyamıza, edebiyatımıza mükemmel bir şiir kazandırmışlar.

Sağ olasın şair kardeşim, böylesi şiirlerinle her daim var olasın.
Kalemin güçlü, ilhamın daim olsun.

Altay Tigin
06 Eylül 2016

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 687
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Bir Şiir - Bir Yorum 43 - Bir İntihar Notu - Beşir Çiflik

« Yanıtla #67 : Kasım 25, 2016, 12:19:39 ÖÖ »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=bGE_bJmXGKI" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=bGE_bJmXGKI</a>
Alıntı:
Bir İntihar Notu

Bedenim ip ucunda sallanırken
Başka delil var mı diye
Odamdaki eşyaları karıştırma Savcı bey
Düşünceli gözlerle sen bakarken tavana
Okuduğun bu notlardan
Ve sallanan bedenimden başka
Delil bırakmadım sana

Gözyaşımla ıslatılmış
Şu notları öncelikle okuyun
Sallanan bedenime daha sonra dokunun
Bedenim son delilin olsun senin
İstediğin gibi kesip biçebilirsin

Yüreğimin kanat çırpan serçesi
Uçurtup evden erken
İlk defa çıkacağım
Okuldan Ertuğrul'u
Yol kenarında beklerken
Hayatımın şeridi asıl o gün kopmuştu

Karanlığın emzirdiği dört kötü adam
Sürükleyip saçlarımdan
Issız bir dağ yolunda
İğrenç emellerini bedenime kusmuştu
Vücudumun her tarafı
Kan ve kusmuk olmuştu.

Önce yüzümden silindi
O vahşetin izleri
Sonra göğüslerimdeki yara
Ve kasıklarımdaki ağrı
Bir tek o bedenlerindeki koku
İliklerime kadar dolmuştu

Günlerce duş altında
Atmaya çalışırken bu şoku
Banyodan çıkar çıkmaz
O koku genzimden akıyordu

Eskiden umut doldururken istikbalime
Ve o kadar da barışıkken
Kendi öz bedenime
Sanki ben ekmiştim o kokuyu tenime
Tiksinti duyuyordum kendi kendime

Sorgularken evdekiler
Yüzümdeki izleri ve korkuyu
Ve sabahlara kadar açık kalan banyoyu
Anlatmaya mecbur kaldım Savcı Bey

Önce babam ve kardeşim
Kızgınlıkla dinlediler
İnce ince sorgulayıp
Bu vahşeti gizlemeye karar verdiler
'Zamanla geçer kaybolurmuş nefretim
Dillerde dolaşmasın kirletilmiş iffetim'

Bir tek annem
İçimdeki koku içindeymişçesine
Yaşadıklarımı bilircesine
Sarmaşık gülleri gibi
Sanki bir tek beden olduk
O ıssız dağ yoluna
Bir kez daha sürüklendik
Aynı kokuyla dolduk

Sonra gözlerini dikerek gözlerime
Annesi gibi kötü yazgılı kızım
Bir kez daha saplandı o bıçak bedenime
Savcılığa git demişti
Sanki benimki gibi
Yıllarca gizlediği içindeki pis kokuyu
Temizlemek istemişti

En son sana sığınmıştım Savcı bey
Kirletilmiş bedenimin gün be gün öldüğünü
Sümüklü böceklerin uykumu böldüğünü
Ne de güzel tasvir etmiştin
Utancı benden alıp topluma yüklemiştin

Beden dokunulmazlığı en kutsal değer
Uğruna savaşmak gerek
Bundan sonra senin adın
Cesur Yürek demiştin
Aradığım tam da buydu Savcı bey

Lakin ifademi alırken
Gömleğimin yakası
Eteğimin boyu
Hele hele tahrik var mı sorusu
bana çok koydu Savcı bey

Sana yaptığım başvuru
Taa Almanya’dan duyuldu
Sen canhıraş dört zanlıyı ararken
Toplum bana senden önce mahkeme kurdu

Kimisi bana tiksinerek
Kimisi de acıyarak bakıyordu
En iyi arkadaşım Leman
Kuyruk sallamıştır diye
Utancımı artıracak yorumlar yapıyordu

Benden fellik fellik kaçan
İlk aşkım Ertuğrul'a
Benimle karşılaşmamak için
Fırlatınca kendisini karşıya
Az daha araba çarpıyordu

O karanlık dört adama
Kuyruğunu sallayan
Senin Cesur Yüreğin
Toplum Mahkemesinde
Boşlukta sallanmaya
Mahkum oldu Savcı Bey

Bedenim ip ucunda sallanırken
İyi bakın
Bana yapılan gibi sakın
Toprağın ırzına geçmesinler
Ellerim yakanda mahşere kadar
Çıkmadıysa o koku canla birlikte
Beni yakın Savcı bey

Dinim izin vermezse
Denize atın
Hiç olmazsa
Tabutun içini suyla doldurun
Öyle gömün beni kara toprağa

Eğer yakalanırsa o dört yüreği kara
Önce bu yazdığım notu oku onlara
Yargıladıktan sonra
Çıkmışsa üzerinden annemdeki o koku
Bir muştu gönder karanlıklara

Üzülme Savcı bey
Hiç kimseye kırgın değilim
Mutluluklar diliyorum sevdiğim Ertuğrul'a
Leman'a bile
Hakkınızı helal edin
imza Nevin

Beşir Çiflik
*
Alıntı: TAHKİYE ŞİİR

İlk okuduğumda da çok etkilenmiştim.
Şu anda yeniden ve baştan sona kadar yeniden okudum. Tartışılan güncel bir konu olması sebebiyle aklıma geldi ve şiiri tekrar arayıp buldum.
Şiiri yazan Beşir Çiflik de bir adalet mensubu. Onun kaleminden dökülmesi, vicdanlardaki kırılmaların derin oyukları gibi kanatıyor yürekleri.

Şimdi isyanım şuna veya buna değil.
Şimdi isyanım anlayışlara, bakışlara, görüşlere ve vicdanını karanlıklara bırakmış vicdansızlara!...

“Lakin ifademi alırken
Gömleğimin yakası
Eteğimin boyu
Hele hele tahrik var mı sorusu
bana çok koydu Savcı bey”

İşte, yırtıcı pençelerinde çırpınan çaresizlerin çaresizliklerini melanet gibi görenlere yazıklar olsun!..

Alil ve marazlı nefislerinden uzuvlarına inen şeytani ve hayvani arzularını kusmak için bigünah, biçare ve kendilerine direnemeyecek güçsüz kadını, kızı, çoluğu çocuğu hedef alanlara lanet olsun!..

Hukukun böylesi…
“Tahrik var mı?”
Ne tuhaf bir soru değil mi?
Dört kişiyi birden tahrik etmeye gücü yeten “Cesur Yürek”!..

Dizleri göründü mü?
Rüzgâr eteğini kaldırdı mı?
Düşürdüğü bir kitabı, kalemi veya mendili alırken poposunu havaya mı dikti?
İşmar mı etti, göz mü kırptı?
Yoksa dört kişiye birden şeytani bir gülümseme, fitne bir bakış mı attı?

Ey Ertuğrul?
Nerde kaldın be oğlum?
Neden zamanında gelmedin randevuna?
Yoksa?..
Sende mi?..

En zoru da o bakışlar.
Toplumun “zavallı” yerine koyması…
Acıyor görünmesi…
Vah vahlar!..
Tüh tühler!..
Acıyan bakışlar…
“Eh, hiç de fena değilmiş… Bir de ...”
Şeytani dürtülerine hakim olamayanlar!..

Ne zor be, kadın, kız olmak.
Ne zor be, toplum nazarında “KİRLENMEK(!)…
Bu kadar kolay mı olmalı KİRLETİLMEK(!)…”

Vicdanı burkulan, içi sızlayan, hayıflanan biri olarak derim ki; keşke herkes bu tür şiirleri okusa da “vah vah, tüh tüh” demeden bir çözüm yolu bulunsa.

Canlara kıyılmasa!..
Canlar kendilerine kıymak zorunda kalmasa!..
Böyle bile olsa, bir canı yaşatmak uğruna sahip çıkılsa, ona hayatı yeniden bahşedilse…

Toplumun yüzkaraları, hayvanları, şehvet çılgını aşağılıkları gerçek cezalarını bulsa…
Asıl toplum, marazlıları yerle yeksan etse…

Hikâye tarzında yazılmış çok etkili ve güzel bir anlatımla işlenmiş muhteşem bir şiir.

Gerçek duygu ve düşüncelerini korkusuzca yazan, hukukun bile belki de olmaması gereken yerlerini inceden inceye eleştiren değerli Savcı Beşir Çiflik’i gönülden kutluyorum.

*Şiirinizi izniniz olmadan aldığım için hoşgörünüze sığınıyorum.

Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz olsun.

Hikmet Çiftçi
19 Haziran 2014

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…



Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 687
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle
Okuduğumuz Bir Şiirden Ne Anlamalıyız?

Alıntı:
"Şeyler..."

Güneş, gölge … Ve şeyler.-

Yüzümü enseye astığımdan mıdır nedir
Çabuk kirleniyor hangi gömleği giysem.

Masada örtü gibi kalamıyor ellerim
Vazoyu ortaya
Şekerlik kutusunu ite kaka öbür uca
Beni karşıma değil de
Almaya çalışıyor sürekli kafa kola!

Gözlerim saçlarımdan nem kapıyor
Saçlarımı çekiştiriyor boşuna başım
Dikine oturuyorum oturursam koltuğa
Kumaşıyla uyuşmuyor ne yapsa kumaşım!

Belli ki sürtünmeye karşı
Bağışık değilim
Haliyle bakışıyoruz desen

Desene!

-Toparlanır mıyım dağınık mı kalırım.-

İçimde tanelenmiş bir tepsi nar
Önüme geçmişken bir de sonbahar
Güzden kaçırdığım
Kesin bir şeyler var…

01.11.2016
Mustafa Bay
***
ÖN BİLGİ

Bu şiir, benim de üyesi olduğum antoloji.com sitesinde yayımlanmıştır.
Şairinin Antoloji’deki takma adı ‘Zeybek Hoca’dır.
Özgün buluş ve ifadeleriyle düşündüren; anlamlı, muhteşem ve estetik değer taşıyan şiirlerin şairi Sayın Mustafa Bay.

Kısaca ‘GÖRÜŞ, YORUM, TAHLİL’ hakkında kendi düşüncelerimi belirteyim.


Görüş:
Herhangi bir konu hakkında –resim, yazı, şiir, eser, akla gelebilecek her şey- kişinin kısaca kendi düşüncesini ifade etmesidir.
Kişinin “beğendim, beğenmedim; güzel, fena değil, yetersiz; daha iyi olabilirdi, şöyle de olabilirdi vs gibi” eser hakkında çok kısacık görüş beyanı diyebiliriz.

*
Yorum:
Kişinin, herhangi bir eserle ilgili kendi üzerinde bıraktığı etkiyi, oluşturduğu duyguyu, kısaca algıyı kendince ve anladığı şekliyle yorumlaması, anladığını anlatması, kendinden de bir şeyler katarak algıladıklarını ifade etmesidir diyebiliriz.
Diyelim ki, okuduğu eser şiirse şairin anlatmak istediğinin yanında, kendini nasıl etkilediğini de dille getirmesidir.
Görülen bir rüyanın olabilirliğini açıklamak gibi, ihtimalleri söylemek gibi…

*
Tahlil / Analiz:
Eser bir roman, hikâye veya bir şiirse, edebiyattan anlayan ve hatta tahlil-analiz (inceleme) yapma kabiliyeti ve özellikle de edebî bilgisi olan, yani eleştirme bilgi ve becerisine sahip yetkinlikte olanların yaptıkları inceleme yazılarıdır.
Tahlillerde eserin zamanı, mekânı, zamanının olayları; şairin (sanatçının) hayatı, aile yapısı, çevresi, düşünce tarzı, hayata bakışı, eseri yazdığı zamandaki psikolojisi; eserde kullandığı dil (anlatım) özellikleri, cümle yapısı, eserdeki tasvirleri ve tahlilleri, kullandığı sanatlar; eserin okuyan üzerinde bıraktığı etkiler, karakterlerin özellikleri; eserin (kitapsa) ebatları, sayfa sayısı, basıldığı yer, basımevi, basım tarihi gibi bir eseri her yönüyle ve gerçekçi olarak incelemedir tahlil.

* (Tahlil – analiz hakkında daha geniş bilgi için “Edebî Analiz Nedir?” başlığını bu sitenin arama kısmından açınız veya aşağıdaki linki google arama çubuğuna ekleyerek açınız.)
   http://www.akhepedia.com/forum/edebiyat-bilgi-ve-teorileri/edebi-analiz-nedir/

Bizlerin yaptığı ise görüş bildirme veya yorumdan ibaret.

Bu şiir vesilesiyle kimler görüş bildirmişler, kimler ne anlamışlar ve nasıl yorum yapmışlar; yorum yapanların tahlille ne kadar ilgisi olabilir, kısaca bunları değerlendirmek olacak.

Tek farkla ki, bu şiirin şairiyle dostane görüştüğümüz için ve özellikle grubumuza yazdığı açıklamalarından şiiri hangi amaçla yazdığı, yazarken neler düşündüğü hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Lakin her zaman bu şansı bulamayabiliriz.
Hatta şair, şuuraltındaki gerçekleri, hayal ettiği şeyleri, sadece kendisinin bilmesi gereken duyguları başkalarına söylemek durumunda değildir.

Şiirin gizemliliği şiire ayrı bir özellik ve güzellik katabilir.
Bir şiirin perspektifi ne kadar geniş ve ne kadar bulanıklaşıp belirsizleşen (flulaşan) derinliği var ise o kadar düşündürücü, etkileyici olabilir.
Böyle olmasının bir diğer sebebi de “kim ne anlarsa şiir öyledir” düşüncesinden kaynaklanıyor olmasındandır.
Okuyan görmek istediğini görsün, bulmak istediğini bulsun, kendi ile özdeşleştirsin ki, şiir kendini hissetirsin.

Her ne kadar değerli Mustafa Bay kardeşimden “OLUR” almış olsam da, görüş ve yorum yazan arkadaşlardan tek tek onay almadığım için arkadaşların hoşgörüsüne sığınıyorum.

Şimdi yapılan görüş ve yorumlara hep birlikte göz atalım.
* * *
Alıntı:
CIMBIZLAMA

Bir roman, bir hikâye veya bir metin okuduğumuzda ana fikrini bulmaya çalışırız. Kısaca ne anlatmış diye düşünür ve bir sonuca varmak isteriz. Kendimizce hissimize düşeni alırız.

Bu sefer yine şiirin –bence- şah dizeleri, ana fikri sayılabilecek temel duygu ve düşüncelerin işlendiği dizeleri alarak kısa bir değerlendirme yapmak sanırım yeterli olur. Zira şiir, bütün parıltısıyla, ruh halinin en güzel yansımasıyla, düşüncelerin apaçık ma’kesi (yansıma, aks) ile dizelerdeyim diyor.

Şimdi cımbızlayalım, o ma’kesin kaynağını…
*
“Kumaşıyla uyuşmuyor ne yapsa kumaşım!

Belli ki sürtünmeye karşı
Bağışık değilim
Haliyle bakışıyoruz desen

Desene!”

Şimdilerde sarı ile yeşili, hatta kızıllaşmış ve özellikle gün vurdukça aleve dönmüş yapraklarla yeşili yan yana görüyoruz. Renk uyumu oluyor mu, ben kendi adıma pek de uyumlu göremiyorum. Ancak yine de mevsim gereği, hoş duruyorlar demekten de kendimi alamıyorum. Bazen de uyumsuz gibi görünen yeşille sarıyı, yeşille kırmızıyı fotoğraflamak içimden geliyor.
Demek ki cezbeden bir tarafı var, böyle zıtlıkların da…

Kumaşı kumaşıyla uyuşmamış bile olsa, bir aradaysalar ve olmaları gerekiyorsa, “zıtlar birbirini çeker” prensibi gereği bir cazibe merkezi var demektir.
Hoşlanırız da aslında.
Arada zıtlıkların, itişip kakışmaların, iğnelemelerin hatta didişmelerin olmasından…

Tutku desek, olabilir mi?
Reklamlarda söyledikleri gibi, “akışkanlı tutku”…

Hep olağanı yaşamak yerine arada olağanüstüyü de yaşamak lazım.
Görsellikte de durum aynı, hayatta da…
Tek renk, tek desen, tek yüz…
Yetmiyor insana.

“Bülbüle feryat, güle diken yakışır.”.

Gülün dikeni, yaprağını kanatırmış rüzgâr vurdukça sağdan soldan.
Gül şikâyetçi olmaz ahvalinden.
Maşuku için kendi kendini kanattığını söyler durur.
Sürtünmenin böylesi sanki.
Biri kanatır, diğeri eyvallah der.
Zaten kanayan bir yara vardı. Bir parmağın tırnağı hafiften takıldı, kanadı yara, diyelim işte.
Hem memnun olur gösterilen ilgiden, hem de acısını sineye çekeriz.
Bağışık olmasa da çizilmelere, tırnak yaralarına, dil yarelerine…

Ve koltuk üzere dik oturup desen desene sürtünmeler…
Zıtlıkların uyumsuzluğunda bütünleşmeler.
Sonra da bu hallerine, düşündüren tezatlıklarına bakışıp kalmalar…
Bakışlarıyla ‘Bize ne oluyor?’ mu diye soruyorlar birbirlerine dersiniz…
Açık açık desenize!..

Çok güzel bir şiir daha değerli Bay kardeşimizden.
Kalemine, yüreğine, ilhamına ve ilhamın kaynağına sağlık.

Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz olsun.

Hikmet Çiftçi
02 Kasım 2016
***
Yorumum üzerine değerli Bay kardeşim, grubumuzda aşağıdaki açıklamayı yaptılar. Bu açıklamasından da anlaşılacağı üzere kasıt, günümüzde yaşanan olayları ve olaylar karşısında iktidarın tavırları hatırlatılıyor.

*
MUSTAFA BAY(ZEYBEK HOCA)’NIN CEVABI – 03.11.2016:
Alıntı:
Evet Hikmet Bey Kardeşim...

'Güneşin önü kapalı.....' Gölgede kalıyor 'şeyler...'
Sır gibi..
Acaba devlet sırrı mı?
Devlet dediğimiz 'tek bir şahıs mı? ' Dün dediğini bugün yalanlayan.. Dün 'çiğnediğini' bugün baştacı eden..
Gel de asma yüzünü enseye.. Gel de temiz kalsın giydirildiğimiz 'kirli gömlek..'

Masada ondan duramıyor örtü gibi ellerimiz.. Kafa kola alınmaya ondandır itirazımız..
Elbette uymuyor, kumaşı kumaşımıza.. Doku farkı var, nasıl uysun ki?
'Ne istediniz de vermedik' dediğini şimdi 'terör örgütü' ilan edenle neremiz uyuşsun?

Maalesef zordur toparlanmamız.. Dağınıklığımızı anlatmaya yetmiyor bir tepsi nar..

Şiirdir..
Siz anlamak istediğinizi anlayacak, ben de anlatmak istediğimi yazacağım..
Sayfalara düşmüştür, okurundur artık..

Teşekkür ederim yorumunuza.. Emeğinize saygımla, muhabbetle kardeşim..
***
Değerli kardeşimin bu açıklaması beni fazla bağlamadı. Çünkü biraz zorlamayla konu güncelleştirilmiş gibi geldi bana. Ben şiirin bulanık (flu) kısmında görülebilirse böyle bir açıklama olacağı kanaatindeydim ve kanaatim elbette ki değişmedi.
 
['Güneşin önü kapalı.....' Gölgede kalıyor 'şeyler...' Sır gibi.. Acaba devlet sırrı mı?]

Güneş, gölge, şeyler ve sır…
Buraya kadar her şey olabilir, her türlü hayal, gerçek, olabilirlik akla gelebilir. Ancak “sır”dan sonra “Acaba devlet sırrı mı?” diyerek konuyu devlete, iktidara ve hatta “tek kişi”ye atfetmekte.

Peki şiirde “sır” ve “devlet” nerede geçiyor veya ima ediliyor?

Şiirin sonlarında geçen “Kumaşıyla uyuşmuyor ne yapsa kumaşım!” dizesinde belirtildiği üzere, oturduğu koltuğun kumaşıyla kendi kumaşının uyuşmuyor olması mı, eleştirilen “tek kişi”?

Neden sevilmek istenilen, ilgi duyulan, beğenilen, takdir edilen birileri olmasın?

Ya beğendiği halde fikren, hissen uyuşamadığı biri?

Ola ki, yaşça olamayacağı gibi belki dinen de uygun olmayan birileri?..

Yani ihtimal o kadar çok ki…

Kendilerinin de dedikleri gibi, şiir yazıldıktan ve yayınlandıktan sonra okuyanındır.
Okuyan ne algılamak istiyorsa şiir ona onu anlatır.

Değişmeyen kanaatimi belirttiğim mesajım aşağıdadır.


*
HİKMET ÇİFTÇİ’NİN CEVABI - 04.11.2016:

Alıntı:
Sürç-i İdrakimiz!..

Rica ederim değerli kardeşim.

Demek ki ben farklı bir algıyla bakmışım.
Dallarda alev alev tutuşup yanan kızla çalan yapraklar değil, güneş ışıklarının yansımasıyla oluşan göz yanılgısı imiş.
Farklı bir açıdan bakılınca, gün ışığının ma’kesi (yansıması) ortadan kalkıp kurumaya yüz tutan kızıl yapraklar gerçeğiyle karşı karşıya kalınıyormuş.

Koyu karanlıklar gibi bazen fazla aydınlık da perde oluyor gözlere.
Benim gibi gölge olanların azizliğine uğrayıp ihsan beklemenin tuhaflığına benzer bir durum.
Esrarın perdesini kaldırmak için idrakin gölgesinden kurtulmak lazım sanırım.
Dizelerde kapı kolu olmayan esrarengiz bir sevdanın hissiyatı mı, yoksa muhayyel bir mefkûrenin fikriyatı mı bulunmakta?
*
Kısacık bir hikâye.

KOLU OLMAYAN KAPI

19. yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’un, Londra Kraliyet Akademisi’nde sergilenen “EVRENİN IŞIĞI” adılı tablosunda, gece elinde bir fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam figürü yer almaktadır.
Adam, diğer eliyle bir kapıyı vurmakta ve içeriden bir cevap bekliyormuş gibi durmaktadır tabloda.

Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt’a döner ve der ki:
 “Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım. Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı?
Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da…”

Hunt gülümseyerek:
“Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki…” der ve tablosunun anlamını açıklar:
“Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışında kola ihtiyaç yok. O kapı size içerden açılmamışsa giremezsiniz…”


Şiir gerçekten bütün şiirleriniz gibi çok güzel.
Ve lâkin henüz kemal-i idrake eremediğimizden kolsuz kapının sırrına eremedik.

Sürç-i idrakimiz affola.

En derin sevgi ve saygılarımla…

04 Kasım 2016
Hikmet Çiftçi
***
HİKMET ÇİFTÇİ’NİN MESAJI - 04.11.2016:
Alıntı:
Mustafa Bey Kardeşim

“Bir şiirden kim ne anlamış ve ne anlamalıyız?” gibi bir başlık altında “Şeyler” şiirine yazdığın ve yazacağın açıklamalar da dâhil, yapılan yorumlardan kayda değer olanları alıp akhepedia.com sitesinde “BİR ŞİİR BİR YORUM”  başlığı altında veya ayrı bir konu olarak değerlendirme yapmayı düşünüyorum.
Eğer uygun görürsen ve “OLUR” dersen elimden geldiğince ben de uygun düşecek bir tarzda gereğini yapmaya çalışırım.
Sadece tereddütte kaldığım husus, yorum yapanların yorumlarını almamda sakınca olup olmayacağı.
Ancak senin onayın sanki yeterli olur düşüncesindeyim.

Hemen belirteyim, şiire yapılan yorumların hepsini tek tek okudum.
Sadece birkaç kişi senin açıkladığın gibi bakmışlar şiire.
Çoğu, her zaman olduğu gibi beğenilerini ifade ederek geçiştirmişler.
Şu anda saat gecenin yarısı, 1’i 20 geçiyor.

Hayırlı geceler dileğimle düşünceme ne dersiniz?

*
MUSTAFA BAY(ZEYBEK HOCA)’NIN CEVABI – 05.11.2016:
Alıntı:
Kardeşim;

Elbette 'olur' derim.. Onur duyarım..
...

İyi geceler.. Selamlar, saygılar..

(NOT: Mesajın sadece ‘olur’ kısmı alınmıştır.)
*
GÖRÜŞ BİLDİRENLERDEN BİRKAÇ ÖRNEK:

Alıntı: Alacalı-bahattin tonbul: ANLAMLI VE NEFİSDİ KUTLARIM

*
Orhan Aslan 4: her okuyanın kendinden bir şeyler bulabileceği güzel bir şiir şiirde anlatılan hem çok açık hemde kayıp bir hazine kadar gizemli buda okuyucuda merakı kamçılıyor ve okuyucuyu hayal dunyasına götürebiliyor kutlarım zeybek hocam saygılarımla
*
düşlerce: sığamadan bir yere,dar gelir duvarlar kutlarım namık cem
*
0 nur 0: Yüreğiniz hiç susmasın Mustafa hocam ..Kutlarım güçlü kaleminizi..Saygılarımla..
*
Necati Kavlak: Ne kadar da içten, samimi yalın dizeler Kelimeye can vermiş, iğneli güzel sözler Herhalde insanın kendi kendini okuması bunun gibi bir şey! Ben bu dili çok sevdim zeybek hocam. Kutlarım+ tam puan da ekinde. Selam ve saygılarımla.
*
Mehmet Göden: Insan kendini toplasa gene dagiliyor.. Düzen tutmayan insan mi ? Hatya mi? selamlar....
*
Bakın işte; güzel bir şiir olunca elimde değil, çok kıskanıyorum.Hem güzelden de öte; daha da ötesi!Benim de üç tarafa yetişebilme isteğinin sıkışık trafiğinde, benim de gözden kaçırdığım güzel şeyler var. Bunu bir özür olarak kabul edeceğinizi umuyor ve kalbi selamlar gönderiyorum

Yüksel Nimet Apel - Muğla - Bayan,  78 - 1.11.2016 14:48

*
YORUM YAZANLARDAN BİRKAÇ ÖRNEK:

Alıntı: Yüzümü enseye astığımdan mıdır nedir
Çabuk kirleniyor hangi gömleği giysem.

______ En etkileyici dizeydi bana göre...İnsan ardından çevrilen dolapları göründüğünde ne kadar da dostluğun ,sevginin kirletildiğini anlıyor..
Ve her şeyden nem kapıyor ve diyorki; Sizin kumaşınız bana uymuyor ben bozulmadan koruyabildim kendimi.
Sürtüşmeler kavgalar bana göre değil şaşırdım kalbım diyor açıkcası..
çok içten di ne kadar ustaca gizlenmiş olsada.
Kutluyorum hocam güçlü kaleminizi her daim ++

Saygımla

Canan Eren - Balıkesir Bayan,  53  - 3.11.2016 18:11

*
Hem güzden hem bahardan kaçırdığımız bir takım şeyler var elbette. Kaçırdıklarımızı düşündükçe çaresizliğe batar gibi hissettikçe kendimizi, yüzümüzü insanlardan kaçırmaya, acabalı gözlerle bakmaya başlıyoruz çevremize. Bizden mi kaynaklanıyor yoksa karşımızda duranlardan mı diye hayıflanıp, sorguya çekiyoruz kendi kendimizi. kendi duruşumuzun değişmediğini görünce başlıyor asıl kargaşa içimizde. bertaraf etmeye uğraştıkça, geminin alabora olması hızlanırken, gemiden vazgeçip kendimizi filikaya atmaya çalışıyor, çabaladıkça filika da su almaya başladığını görünce umutlar denizin dibine boyluyor ve darmadağın bir dünyanın ezikliğini yaşıyoruz. toplanır mıyız, belki ama... Emeğine, kalemine sağlık.

ibason  (İbrahim Kavas) – Denizli  - Bay,  58  - 3.11.2016 12:14

*
-Toparlanır mıyım dağınık mı kalırım.-

İçimde tanelenmiş bir tepsi nar
Önüme geçmişken bir de sonbahar
Güzden kaçırdığım
Kesin bir şeyler var…...............// Yine okurken hayli düşündüren neredeyse şiirde çizilen o karmaşık ortam gibi darma dağın olan aklımı toparlayıp,kendi naçizane fikrimce;aslında sonuca gidilecek ip uçlarının şiirin son dizelerinde ayan beyan göze çarptığını fark edebildim.Değerli şairimin çoğumuz gibi cevabını bir türlü bulamadığı içinde birikmiş hayata dair o kadar çok şeyleri varki..belki biran önce karar vermek,belkide unutabilmek,çözüme en yakın olan diyorum ben..Yine okunması hayli keyifli,yine ayrıcalıklı bu güzel şiirinizi ve değerli Şahsınızı gönülden kutluyor,selam ve saygılarımı iletiyorum Zeybek Hocam..

Mahmut Mücahit Özdemir - Almanya  -  Bay,  62  - 3.11.2016 10:40

*
Yüzün enseye dönüşü ile boyun ve çene bölgesi ki buralar terin daha yoğun olduğu vücut bölgeleri -bir de gömlek giydiğinizde en üst düğmesine kadar ilikli- daha bir terli olur. Şiirin başlangıcında çizilen resmin altına yazılacak ne çok şey var. Böyle olunca şiirin ışığında uyanan dünyaların varlığını algılama şansına sahip oluyoruz. Başlangıç mısraları daha sürerken insanın biyo-psiko-sosyal bir canlı olduğunu onun iç dünyasındaki çağlayanların sesiyle daha bir uyanıyorsunuz.
Elbette ki şiirin gizlerini aşikâr etmeye gücümüz yetmez. Bize sadece bazı soruların yanıtını aramak düşüyor. Sahi insanı bu kadar yalnız bırakan, dengesinde yaralar açan, etrafını ve kendini şaşkınlıkla izlemeye sevk eden şey yada şeyler nelerdir? Bunun özünde insanın özgürlüğünün elinden alınması mı yatıyor? Günler sonbaharı devirip de mevsim kışa doğru yol alınca çaresizliğin duygusallıkla birlikteliği kalbin derinlerine işleyen ince bir keskin kılıç olmaz mıydı?
Sevgili Mustafa Hocam, büyük bir zevkle okudum şiirinizi. Sağlık ve esenlik dileklerimle birlikte sizi, duygulu yüreğinizi ve güzel Muğla'yı selamlıyorum.

Osman Aktaş 3 -  Bay,  58  -  3.11.2016 00:02

*
Güneş, gölge ve şeyler... Algımıza sunulmuş, her ne ise o şeyler... Şiirin her mısrası ayrı bir tahlil konusu "yüzü enseye asmak" kime, neye yüzçevirmek? Ya da; pek çok şeye mi... "Çabuk kirleniyor hangi gömleği giysem" Perspektifi derin mısralar.. Giymek /Giyinmek: Sadece beden değil giyinen, ruhumuz da giyinir, o giysiler ki; rengi kalitesi özünden menkul; insanlık- vicdan- vefa, edep hayâ- merhamet giysileri.. Kimizaman keder sarıp sarmalar, kâbus çöker, kimizaman bahar donanırsınız... Ya çabuk kirlenmek?? O da günümüz gerçeği! tükenmek/tüketilmek gibi acı hakikatlere dikkat çekiyor(dur) şair... Bulunamıyor ki bazı şeylerin çözümü; düzeltmek adına çırpınsa da eller.. Sonunda dil de boyun eğer, suskunluğa gömülür! Ya yürek? Depreşen duyguların fırtınasında paramparça; sonbahar yaprakları misali darmadağın Fakat her şeye rağmen toparlayıp,  butünleyebilmek, dağılan ne varsa... Boyun eğmek değil; azim ve kararlılıkla kulaç vurmak hayata; gücümüz nispetinde, elbette... Saygı ve Dostlukla / Metanet YAZICI

M.YAZICI  - Bayan,  - 2.11.2016 22:12

*
Hayatı bir yandan tutarken bir yandan kaçırılan 'şey,ler oluyor.Hiç bir 'şey'i dört dörtlük yaşayamıyoruz.Tüm planlarımızı gerçekleştiremiyor sonunda kaygılı ve mükemmelik sendromu içinide buluyoruz kendimizi.Bırakın biraz dağınık kalsın masada örtü, kafada saçlar, gözler, hatta içimize yüklediğimiz o kırmızı renkli 'nar' lar.....Çok hoş her zaman ki gibi düşündüren.ZEVKLE OKUDUM TEBRİK EDİYORUM ZEYBEK HOCAM.SAYGILARIMLA...++ANT.

çılgıncesur yürek - Bayan,  45 - 2.11.2016 12:54

*
Gölge aydınlıkla görülür, ya görünmeyenler işte o şeyler, bilirsin içten içe ama yüzüne gelen bir yüz bulamayınca susarsın, hani denir ya, 'faili meşhul' bilinmezle oyalanır durursun, zamanında gözden kaçanlar vakti zamanı geldiğinde kendiliğinden görünür olur, sabır ve tevekkül bütün kapıları açar...

Anlamlı ve hoş bir şiirdi canın gönülden kutlarım Hocam saygılar....

Lâl Vâveyla - İstanbul - Bayan,  38 - 2.11.2016 08:49

*
ah o ' şeyler ' Bazen bir tek şey... dünyayı altüst eder... Bazen 'şeyler' birikir ...birikir de böyle dizelere dökülür...çağıldar. Harf harf yüreklere dokunur. Ne güzel bir anlatım... ne kadar naif bir üslup.
Nerden nerelere götürüyor.. Beni kendi gölgelerim ve şeylerimle başbaşa bırakıp .... kendi yolunca sonsuzluga sakin sakin ilerliyor....
Her zamanki gibi ... ardından bakakalıyorum.
Bazen dağınıklık iyidir diyorum... bir sigara ve kahve yapıyorum kendime.... Evet bazen her şeyin yerli yerini bulması için dağılmak gerekir diyorum.
Yürekten kutluyorum

Ferda Kalkan  - Eskişehir - Bayan,  53 - 2.11.2016 01:21

*
Şiiri beğenerek okudum
Benim şiirden beklentime çok uygun bulduğum
çok özel, bir kaç dize var...
ama yine de Mustafa beyin şiirlerinde
hem anlamı vermek, hem de anlamı kalın örtüler altına
gizlemek gereksimi hissediyorum.
Bu düşünceme kesin , aşağıda yorum yazmış arkadaşların da hepsi
olmasa da bazıları katılacaktır gibi sanıyorum.
yorumlarından anlaşıldığı üzere
herkes bir parça şiirden neyi anladığını, kendince ifade etmeye çalışmış.

Bu da bana şiirin ne denli geniş bir yelpazesi olduğunu gösteriyor haliyle.

Bu bağlamda Mustafa beyin şiirini çok tebrik ediyorum
ve kalemini çok meziyetli buluyorum.
Diğer tarafta tabii Şairin kendi meziyetlerini katlayan aşka bir meziyeti daha var. O da , o kendisine has yazım şekli ile
yani noktaları,virgülleri, tırnak aralarıyla
tırnağı aç, tırnağı kapat
ve şiirin ismini yalın bir sözcükle sadece Şeyler demesi,
resmen gizem örtüsünün üstüne bir örtü daha geriyor, kendisi.
Bu kalemin öğretici ve aynı zamanda düşündürücü
yeteğini kutluyorum.

Deniz Ercivan 2 - Bayan,  - 1.11.2016 21:09

*
Şey kararsızlık demek! Belirsizliği belirler şey!

Günlük dilde Şey; Herhangi bir düşünce konusunu göstermeye yarayan belirsiz terim.

Felsefede Şey;

1- Düşünen bilincin konusu olabilen, gerçekte var olmayıp da yalnızca düşünülmüş olan her şey.
2- Kişiye karşıt olarak: Bilinçten yoksun varlık.
3- Gerçek olan, bilincin dışında, kendi başına var olan tek nesne. Böyle var olan, tek nesne olarak niteliklerin taşıyıcısı töz diye de anlaşılır.
4- Duyularla kavranabilen cisimsel nesne.

İçinde tepelenmiş nar tamda bunun ifadesi.
Değerli öğretmenim çok farklı şiirdi. Haliyle yorumda farklı oldu. Kutlar saygılar sunarım.

Önder Karaçay - Ardahan  -  Bay,  45 - 1.11.2016 19:59

*
Peşin olarak belirtmeliyim: HARİKA BİR ŞİİR...

İnsanın sahip olduğu yaşam felsefesi, yaşamın dünyaya bakışımızı yönlendirmesi bir gün sevdaları toplar avuç avuç getirir bize, bir başka gün farkına varmadan anlamsız sızılar gelir oturur içimize. İnsan sanki dünyaya 'ŞEYLERİ' elemek, süzmek, dokumak ve koklayıp dokunmak için gelmiş gibidir dünyaya. Benliğimiz alır götürür bizi kendimizle baş/başa bırakır, en kısa anlarda binlerce düşünce geçer aklımızdan, kimi şimşek hızıyla geçer, kimi ruhumuzda derin izler bırakır. Şeyler,şeysiz olmayan şeyler; bizi düşünmek zorunda bırakır birer birer. Bir yanımız eksik hissederiz kendimizi. Oysa eksik olan sürgit değişimdir, insan değişkenliğin doğrultusunu bilince kendi içine döner de saygıyla eğilir....++ ( Not: Değerli Dost, bu şiiriniz üzerine binlerce sayfa yazılabilir ) Kutluyor, başarılar diliyorum.

Talat Semiz 2 - Sakarya - Bay,  73  -  1.11.2016 18:47

*
Günümüz dağıttı bizleri,toparlanırmıyız bilemem fakat günlük yaşar olduk gerçeğini de görmezden gelemeyiz,bencil olduk,tahammülsüz olduk,bir de sonbahar gelince iyice dağılıp hüzne sarıldık...
Yine de karamsar olmayalım kış kapıda beklese de bahar hemen arkasında..
Kutluyorum hocam,yüreğinize sağlık.Daimi saygımla

Canan Ereren   -  Sakarya  -  Bayan,  64  -  1.11.2016 13:54

*
Şairlerin de, herkes gibi türlü duyguları olur; sevgi gibi, hüzün gibi, öfke gibi, özlem gibi... Bazen de, karmaşık duygular olur yaşamın getirdiği ikilemler, çözümsüzlükler içinde...
Bu duygular yoğunlaşıp, patlama noktasına geldiğinde, şair bu duygularını bir şiire dökerek paylaşıp rahatlar, içindeki basıncı düşürmüş olur.
Kimi şair, bunu aşık sözcüklerle ifade eder, kimi de özellikle karmaşık duyguları imgeler yardımıyla anlatır.
Ve okuyan herkes, bir şeyler anlar okuduğundan. Hiç bir şey anlamayan da, 'yüreğine sağlık, kalemin susmasın' gibilerden sözlerle kutlar şairi.
Daha özenli birileri ise, ne kadar iyi anladıklarını belirtmek için, kelime kelime çözmeye, irdelemeye çalışırlar şiiri.
Oysa, şiir, bir makale değildir ve duygular elle tutulabilen somut varlıklar değildir.
Şiiri okuyup buraya geldiğimde, gözüm yazılmış yorumlara ilişti.
Her biri, şairin şiire verdiği emek kadar emek vermiş yorumuna, şairin, şiiri yazarken ne duyduğunu, ne düşündüğünü anlatmak, belki de anladığını kanıtlamak için.
Ben de kendi algılama yeteneğimin elverdiği kadarıyla bir şeyler anladım.
Anladıklarım benim anlağımın, şiirdeki duygu ve ifadeler de şairin kendi envanterindedir.
Bu nedenle ben, 'şunu demiş, bunu demek istemiş' demeyeceğim, sadece şiir gibi şiirdi ve ben çok beğendim demekle yetineceğim.
Duygu şairin, beğeni benim, paylaşım da, şairin hepimize armağanı olsun
Kutlarım Mustafa bey kardeşim,
saygım ve sevgimle,

Ünal Beşkese
old  -  İstanbul  -  Bay,  79  -  1.11.2016 18:26

*
Güz vurgunu ağaçların hüzün salması yetmez gibi bir de asit yağmurları yağarken doğaya, sararan her yaprak gibi damla damla şehit düşerken gözü doymaz toprağa, nasıl uysun şairin kumaşı koltuğun kumaşına? Deseni desenine nasıl uyum sağlasın? İçinde yanarken tanelenmiş bir tepsi nar, nasıl uyku girsin saçlarından nem kapan gözüne? Nasıl toparlansın, nasıl dayansın yürek? Güzden ve gözden kaçırılan çok ŞEYLER var orası kesin. Yeter ki gölgeler GÜNEŞ’i engellemesin. TEBRİKLER Sn.BAY

İnci Germenliler 1 -  Bursa - Bayan,  68 - 2.11.2016 17:16

* * *
ŞAİRİN BAKIŞ AÇISINA YAKIN OLABİLECEK YORUMLARDAN ÖRNEKLER:
Alıntı:
Şeyler:
Çok anlamlı bir şiir; bireysellikten toplumsallığa…
Yaşam zıtlıklarıyla anlamlıdır ama yaşadığımız zamanın zıtlıkları insanlığı alıp götürüyor. Nereye? Kan-savaş-çıkarcılık… Burada sürtüşmek insanlığın yararınadır.
Kaçırılan sonbahar da, iklimleri kaybetmektir.

Bireysellikte ise, mevsimin sonbaharı-ömrün sonbaharı var. Aslında ikisi de aynı yoldan geçiyor. Kişi sevgileri tutamıyorsa, istediğine erişemiyorsa ömürden kayıp giden ŞEYLER vardır.
Farklı ve güzel şiirdi.
Saygıyla kutluyorum.

Rahime Kaya  - Bayan,   -  2.11.2016 00:36

*
“Şeyler” diye başlayan şiire, “Neyler? ” diye sormak geldi içimden…

Adını bile koyamadığımız anlar, olaylar yaşarız kimi zaman. Bu ister ülke gündemine dair olsun, ister kendi yaşamımıza ve ruhsal durumumuza ait olsun, bir karmaşık halin dışa yansımasıdır.

“İçimde tanelenmiş bir tepsi nar
Önüme geçmişken bir de sonbahar
Güzden kaçırdığım
Kesin bir şeyler var…”

İşte bu mısralardan, şiir tahliline sondan başlayacağım. Hani “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane.” diye bilmecesi olan nar. İç dünyasındaki karışıklığı nasıl da güzel anlatmış. “Bir değil, bin konu var kafamda.” der gibi, şair. Muhteşem bir benzetmeyle döküvermiş içini. Güz mevsiminde olmanın verdiği bir hüzünle...

“-Toparlanır mıyım dağınık mı kalırım.-“

Bir iç sesin kendi kendine konuşması gibi. Kendisini dağıtan o her neyse, sonucunu kestiremiyor gibi.

Bir ülke düşünün, iç savaş, dış savaş, kargaşa. Yarını belli olmayan, kimsenin gelecekten emin olamadığı günler. Böyle bir ortam bile başlı başına yeter dağılmaya bir insan için.

Ya da özel yaşantımızda neler neler yaşarız üst üste kimi zaman. Nefesimiz kesilir, “Yeter artık deriz ya… Sanki hiç toparlanamayacakmışız gibi…

İşte böyle zamanlarda, içinde yaşadığımız ortama bakış açımız bile değişir. Aykırı gelir her insan, her eşya, her durum. İçimizdeki huzursuzluk vurur yüzümüze. Daha bir kara gözlükle bakarız çevremize. Daha bir kirlenmiş gelir ortam.
“-Güneş, gölge … Ve şeyler.-“

Oysa bir güneş gerek. Gölgeleri silecek, kirleri arındıracak, bir el gibi tutup düze çıkaracak. İşte onun adı, “Umut”tur. O umut hep var olmalı.

Aklın şiiriydi. Bir ruh senteziydi şiir, her kelimesi özel seçilmiş, kurgusuyla, vurgusuyla beğeniyle okuduğum. Kutlarım. Yüreğinize, kaleminize sağlık, Zeybek Hocam.

Selam ve saygılarımla…

Nermin Seyratlı  -  İstanbul  -  Bayan,  - 1.11.2016 16:48

*
Yansımaların ve algıların şiiri izlenimini verdi bana ilk okuduğumda… sonra birkaç kez daha okudum ve aynı zamanda hayatla bir hesaplaşma ama istediği uyumu yakalayamamış olmanın getirdiği bir boşlukta asılı kalmanın isyanını da sezdim…

“Yüzümü enseye astığımdan mıdır nedir
Çabuk kirleniyor hangi gömleği giysem.”

Özelden genele bir yaklaşımla şair kendi üzerinden toplumsal bir değerlendirme yapmış... Yüzünü göstermekten sakınanların genelde yanlış yapan insanlar olduğu… ya da arka planda yaşananları görünce üzerimizdeki yaşam gömleğinin hızla kirlendiğini çıkarıyoruz…

Şiirin devamında da şair toplumun sözcülüğünü üstlenmiş… İçinde yaşadığı ortamlardan memnun olmayan, neredeyse ‘doku uyuşmazlığı’ bulunanların bu durumun nedenini sorguladığında belki de çevreye sözü geçmeyeceği ya da o şartları düzeltmeye yetmeyeceği için yine kendi ellerini taşın altına koymuş... Sorgulamaya kendinden başlamış...Durağan bir sürecin dingin bir sorgulaması gibi…

Bu belirsizlik şairin kendine karşı bile bir güvensizlik yaşamasına neden olmuş… Durumu değiştirmek ‘sadece’ kendisine bağlı olmadığının bilinciyle ‘belirsizliği’ taşımış, dizelere…

Şiirin son bölümü ise ‘son devreye’ ait bir ‘farkındalığın ama geç kalındığı bilmenin getirdiği hüznün’ dizeleri… Sözcükler sembollerle geniş anlam kazanarak, her okuyucunun çıkarımına göre anlamlandırılabilecek genişlikte…

Belki de son iki dize:
“Gözden kaçırdığım
Kesin bir şeyler var…” diye bitmeliydi….

Güçlü kaleminizi ve içeriği dopdolu şiirinizi içtenlikle kutlarım Mustafa Bey… Daha nicelerine… Saygılarımla….
Serap Irkörücü  -  Bayan,  - 1.11.2016 16:48  

*
Küçük şeyler aslında büyük şeylerdir' buyurmuş bir bilge insan. Öyle bir noktaya geliveririz ki bilmeden ve istemeden, herşey ama herşey canımızı sıkar.
İncir çekirdeğini doldurmayan şeylere kafa yorarız. Bulanık ve dağınık zihnimizi toparlayamayız bir süre.
Bu sıradan bir duygu mudur, ruh halinin yansıması mıdır, olaylara ve insanlara bakışımızın ve moralsizliğimizin, ümitsizliğimizin bir yansıması mıdır?
Belki de değişmek gerek, değiştirmek gerek bazı şeyleri. Yeni gömlekler almalıyız şöyle kir götüren renklerde, masada değil daha başka mekanlarda yazmalıyız, kalemimizi, kağıdımızı, koltuğumuzu yenilemeli, sil baştan değiştirmeliyiz herşeyi. Belki bıyık bırakmalıyız, varsa kesmeliyiz, ne bileyim.
O zaman kendi seçtiğimiz bir yaşam biçimi olur, sadece kendi penceremizden bakarız herşeye belki de. Yepyeni şeyler ortaya çıkıverir hiç aklımızda olmayan, kimbilir?
Hayata yeni bir başlangıç bunca yıllık birikimlerimizin daha iyi değerlendirilmesine, daha verimli kullanılmasına yardımcı olabilir.
Güzel ve çok anlamlı şiirinizi kutluyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyor, saygılar sunuyorum.

Yılmaz Örmeci  - Ankara - Bay,  54  -  1.11.2016 14:18

*
Ensesini görmek, bakış açısı içindekileri görmek yetmiyor artık, ensemizde arka planda neler oluyoru görmek sezmek ve çirkinliklerden haberdar olup temizlemekte gerekiyor büyük oyunlar oynanıyor perdenin arkasında, o yüzdendir yüzümüzü ensemize asmamız yoğun çaba gerekiyor ve boğuluyor ter içinde kalıyoruz dolayısıyla da gömleğin yakasını sık sık temizlemek gerek. Üzerinde yaşadığımız yüzey üstünde tepinenlere yabancı yurt sathı Güneşimizi gölgeleyen şeylerle dolu hangi köşeye el atsan aynı olumsuz duruşlar hakim masa örtüye örtü üstünde gezinen ele yabancı kalıyor hangi nesne hangi köşeye uyar diye gezdirip duruyoruz.Azalar bedene uyum sağlayamıyor aynı bedendeki gözler saçlarla sorunlu beden üstünü örten kumaşa yabancı ve kırgın sürtünmek bile istemiyor adeta amacını biliyor belkide kafa kola almasından endişeli bedenimiz bağışıklık bile kazanmaya niyeti yok çıkarıp atmak ister gibi bakıyor üstündeki kumaşa, endişe içinde ve dağınık haliyle kendi kendine soruyor nasıl toparlanabilirim yoksa gözden kaçırdığım şeyler mi var yoksa eğer öyleyse yorgun sonbaharda işim oldukça zor olacak der gibiydi şiir belkide ben öyle anladım kimbilir en iyisini yazan bilir. Her zamanki gibi perde arkasını gören bir şiir oldukça da etkili gene düşündürdüğün için çok teşekkür ederim Zeybek hocam canı gönülden tebrik ediyorum.
-Güneş, gölge … Ve şeyler.-

Bülent Arkan -  Ankara  -  Bay,  -  1.11.2016 14:04 …

*
güneş...gölge... ve şeyler...

şiirin adı bir yandan pek çok şey anlatırken diğer yandan pek çok da belirsizliğe işaret ediyor. sanki, güneşi gölgelemeye çalışan şeylerde gizli düğüm. o çözülse her şey aydınlanacak.

aslında gömlek yakalarımızın çabucak kirlenişi sadece soluduğumuz havanın fena halde kirlendiğindendir. öyle günlerden geçiyoruz ki... insanın canının rahat olması şaşılacak bir durum. bu karmaşada, kaosta, insanın canı incir çekirdeğindedir daima.

Şair bir narsa, nerdeyse çatladı, çatlayacak, ve içindeki nar taneleri saçılacak ortalığa.asıl işte o şiirleri okumak gerek...büyük bir sıkıntının dizelere düşen resmiydi şiir.koltuğa dikine oturmak, kumaşının koltuğun kumaşına uymaması...

ben yine de diyorum ki... yok... gözümüzden kaçan hiç bir şey yok... görüyor, algılıyor, duyuyoruz. her şeyin, her zamankinden daha da çok ayırdındayız belki de. o şeyler çok iyi bilmeliler artık Türkiye cumhuriyetinin güneşine gölge etmeye kimsenin gücü yetmez. siz rahat olun öğretmenim.

tek elimle bir şeyler yazmaya çalıştım. yazım kurallarına uyamadım üzgünüm. kutlarım şiiri ve sizi içtenlikle. nicelerine. sevgim, saygımla...

Naime Özeren 1  -  İzmir  -  Bayan,   - 1.11.2016 13:21  

*
Şiirde bu kadar açık, bu kadar net hangi dize, hangi unsur, hangi imge var ki okuyanı böylesine farklı düşündürebilsin?
Bu konuda benim aklıma gelen, şairin açıklamaları üzerine yazılmış bir yorum olabileceği. Yoksa çok arka planlarda görünen hatta görünmeyen düşünce ancak bu olabilir.
Sadece şiirin ilk dizesi olan “Güneş, gölge … Ve şeyler.-” üzerine yazılmış, şiirin bütününden uzak,  muhtemel bir yorum olur ki, bu da şiirin görünen amacından uzaklaşılmış olduğu kanaati uyandırıyor.
*
Gün yüzün öne bakacak kadar yüzü olmayanların, maskeler arkasına gizlenmiş suratların, kirli zihniyetlerinin sergilendiği günler... Gömleğin dahi bedene uyuşmadığı, doku farklılıklarının alenen göründüğü yaşandığı günler... Uyuşmazlık o kadar bariz o kadar aşikar ki değince tene kaşıntı tutmuşcasına kaşınıyor insan... Daral geliyor artık, nefes çıkmıyor, her göz teması hey heylerim kalkıyor başımdan, küfrün bini bin para, kim demiş küfür günah diye... Etmesem rahatlayamıyorum ne yapayım...
Tarumar edilmişcesine bilinçli bir dağınıklık yaratılan... Toplamak temizlik ve düzen aşığı boyunlarımıza borç, borç olmasına borçta bu dağınıklık öylesi tez zamanda toplanacak kadar kolay değil, çok emek çok çaba çok zaman ister... Ama olsun biz toplamaya kararlıyız ve toplayacağız...
Gözden kaçırdıklarımızın en başında gençlerimize dinini iyi öğreteceğiz ki inancı üzerinden kullanılmasın kandırılmasın... Bayrağına Vatanına örf ve adetlerine köklerine sahip çıksın... Nurlarda uyusun Yaşar Nuri Hocanın ALLAH İLE ALDATMAK kitabını her gencimizin okumasını gerçeklere birde o pencereden bakmasını öneririm aslında... Emperyalizmin özellikle Müslüman kesimde en zayıf ve en cahil kaldığı yerdir Din... Bunu çok iyi bilir ve kullanırlar...Bunun bariz örneği Arabistanlı Lorenz denilen İngiliz casusudur ki Osmanlının yıkılması için Arapları örgütlüyerek Osmanlıyı arkadan vurmuşlardır...

Tarih bizlere her şeyi anlatıyor, fazla geriye gitmeden Ulu Önderin NUTUK kitabı yolumuza ışık olacaktır, okumalı okutmalıyız ki günümüz oyunlarına nasıl karşı durulacağına yol gösterecektir, işte o dağınıklığı top yekün el birliği ve gönül birliği ile Memleket sevdalıları olarak başaracağız... Bu boynumuzun borcudur... Canımız pahasına olsa bile...

Kardeşim şiirin yine günü ve gündemi ve toplum olarak düşüncelerimizi kaleme almıştı ve çok başarılıydı... Kutluyorum Nicelerine diyerek...
Selam ve Sevgilerimle...

Bülent Baysal   -  İstanbul  -  Bay,  59  -  1.11.2016 13:15

* * *
SON SÖZ  

Bence son sözü de şiirin şairine vermek haktır.

Şiirdir..
Siz anlamak istediğinizi anlayacak, ben de anlatmak istediğimi yazacağım..
Sayfalara düşmüştür, okurundur artık..

 
En derin sevgi ve saygılarımla…


Altay Tigin
07 Aralık 2016

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 [7]