Gizliilimler.tr.gg

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

1071 Malazgirt Savaşı ve Malazgirt Zaferi

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Sayfa: [1]
*GönderenKonu:

1071 Malazgirt Savaşı ve Malazgirt Zaferi

(Okunma sayısı 1933 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4301
  • Profili Görüntüle

1071 Malazgirt Savaşı ve Malazgirt Zaferi

« : Haziran 08, 2012, 03:05:30 ÖÖ »
1071 Malazgirt Savaşı ve Malazgirt Zaferi

“Bir Cuma sabahı gürledi gökler,
Elli bin tuğ üzre, elli bin yürek.
Kılıçlar sıyrıldı Allah-ü Ekber!
Bizans, Türk'e vatan olsun diyerek.

Kılıç kelle biçer, ok kargı deler,
Malazgirt Ovası kana boyanır.
Gaziler haykırır, şehitler gürler,
Vatanda yeni bir tarih uyanır.

Çöktü Roma ve sustu zaman,
Şehitler, gaziler toplandı bir bir.
Başbuğlar başbuğu yüce Alparslan,
Dedi, 'Hep birlikte alalım tekbir!'

Eğilmez sanılan birçok mağrur baş,
Türk'ün karşısında eğilir, çöker.
Rumlarla başlayıp süren her savaş,
Her kale burcuna bir bayrak diker.

Bizans'ın fatihi büyük kumandan,
Oturup yalvardı yüce Allah'a
Dedi: 'Türk'ün olsun bu aziz vatan,
Girmesin bu yurda düşman bir daha!”
[1]

Malazgirt Savaşı, 26 Ağustos 1071’de, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru 4. Romen Diyojen arasında gerçekleşen savaş. Alp Arslan'ın zaferiyle sonuçlanan Malazgirt Savaşı, Türklere Anadolu'nun kapılarını açan savaş" olarak bilinir.

1060'lar süresince Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068’de Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen Türk atlılarına yetişemedi. 1070’te Türkler, günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Manzikert ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu Diyarbakır'ı aldı ve Bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattı. Fakat alamadı. Türk Beylerinden Afşin Beyi de güçleri arasına katıp Halep'i aldı. Alp Arslan Halep'te konaklarken Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve Akıncı Beylere Bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. Bu sırada da Türk akınlarından ve son gelen Türk ordusundan çok rahatsız olan Bizanslılar tahta ünlü komutan Romen Diyojen'i çıkardılar.[2]

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, iyi bir savaşçıydı. Fakat hânedân mensubu değildi. Askerlik bilgisi, tecrübe ve cesareti, dul Bizans İmparatoriçesi Eudoxie'nin dikkatini çektiğinden, diğer aday ve teklifleri reddederek, 1068'de Diyojen'i tercih etmesine sebep oldu. Hânedân dışından bir şahsın Bizans İmparatorluğu'na getirilmesi üzerine asiller, iktidara karşı cephe aldılar. Ülke içindeki muhalefeti tasfiye etmekle meşgul olan Diyojen, zekâ ve tecrübesine inandığı kişileri devlet kadrolarında görevlendirip, Bizans'ın doğu hududundaki hadiseleri de dikkatle takip ettirdi. Ani ve Kars'ı ele geçirerek Ani'nin askerî mevkilerini tahrip eden Selçuklulara karşı, tahta çıkışından, 1071'e kadar her yıl sefere çıktı. 1068'de Pozantı'ya, 1069'da Palu'ya kadar geldi. 1070'te de Kayseri'ye ordu gönderdi. Bu seferlerle, Bizans ordusunun muharebe kabiliyeti ve tecrübesi arttırılıp, disiplinli olması sağlandı.

Selçuklu akınlarının Ege Denizi'ne, Marmara'ya kadar uzanması ve 1071'de Şiî-Fâtımî Devleti'nin, İslâm ülkeleri ve Abbasî Halifeliği için tehlike arz etmesi üzerine, Mısır Seferine çıkan Selçuklu Sultanı, Suriye'de bulunuyordu. Türklerin Suriye topraklarındaki harekâtını haber alan Bizans İmparatoru Diyojen, doğuya hareket etti. Hareketinden önce verdiği nutukta azmini şöyle belirtiyordu: “Doğu hudutlarımızda büyük bir İslâm tehlikesi belirmiştir. Bu tehlikeyi büyümeden ortadan kaldırmalıyız. Ordunun başında; bu tehlikeyi kesin olarak kaldırmaya gidiyorum.” [3]

Bizans İmparatoru Romen Diyojen, 1070-1071 yılı kışında, Türkleri imparatorluk topraklarından tamamen atmak üzere bir ordu meydana getirdi. Bu ordu, Bitinya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon gibi bölgelerden temin edilmiş; Bulgar, Slav, Alman, Frank, Gürcü, Ermeni, Hazar, Peçenek, Uz ve Kıpçak asıllı askerlerden oluşuyordu. 200000 kişilik bu orduyla Diogenes, Selçukluların üzerine yürüdü.[1]

Bütün kaynaklarını seferber ederek hazırladığı ordusuna güvenen Diyojen, Bizanslılara büyük zaferle dönmeyi vaat ediyordu. Sivas'a gelen Diyojen, bu bölgedeki Ermeni Prensleriyle halkını, toptan öldürttü. Ermenilerin mallarını askerlerine yağma ettirdi. Sivas'tan hareket etmeden önce, generalleriyle savaş meclisi kurdu. Bu savaş meclisinde, muharebenin, alınacak karar, plan ve hedefi tayin edilecekti. Gerçi Diyojen'in plan ve hedefi kafasında çizilmişti. Bu, Türklerin Anadolu'ya bir daha akın yapmamalarını sağlayacak bir plandı. İran'ın içlerine ilerleyecek, Türkleri daha da doğuya sürecek, başşehirlerini ele geçirecekti. İmparator, yalnız Anadolu'yu elinde bulundurmak ve Türkleri yok etmek değil, bütün İslâm ülkelerini de almaya karar vermişti. Horasan, Rey, Irak-ı Acem ve Arap, Suriye valiliklerini komutanlarına vermeyi tasarlamış ve hattâ vaat etmişti. İstilâ edeceği İslâm ülkelerindeki camilerin yerine kiliseler açmayı ve bu suretle İslâm dinini ortadan kaldırmayı da aklına koymuştu. Harp meclisinde, generallerden, takip edilmesini gerekli gördükleri tekliflerin, ortaya konmasını istedi. [3]

Bizans Ordusu, Kızılırmak vadisini izleyerek Sivas'a ulaştı. Burada bölge Rumlarının büyük sevinç gösterisiyle karşılanan imparator, halkın Ermeni taşkınlık ve barbarlığından yakınmaları üzerine kentin Ermeni mahallelerini yıktırdı. Pek çok Ermeni'yi öldürüp, önderlerini sürgüne yolladı. Daha sonra yoluna devam ederek Erzurum'a geldi. Büyük Selçuklu Devleti'nin büyük ve kahraman hükümdarı Sultan Alparslan, Van Gölü kıyısındaki Ahlat'tan hareket ederek Muş ili yakınlarındaki Malazgirt'e vardı. Daha önceleri Alparslan, Sarı Tigin'i Romanos Diogenes'in yanma elçi olarak göndermiş barış önerisinde bulunmuştu.

Ne var ki, Bizans İmparatoru bu öneriyi kabul etmemiş, hatta Türk elçisine şöyle demişti:

"Sultanınıza söyleyin, kendisiyle barış görüşmelerini Rey'de yapacağım. Ordumu İsfahan'da, hayvanlarıysa Hamedan'da kışlatacağım."

Romanos Diogenes, güçlü ordusuna güveniyordu. Alparslan'ın barış önerisinde bulunmasını, kendisinden korkmasına yoruyordu. Hâlbuki işin iç yüzü öyle değildi. Türkler, savaşa başlamadan önce düşmanlarına barış önerisinde bulunurlar. Bu, Türklerin tarihî ve millî geleneklerindendir. Özellikle savaşa karar vermek için çok iyi düşünülmesinin gereği üstünde durulmalıdır. Ok yaydan çıktıktan sonra nasıl bir daha geri dönmez ise, savaş başladıktan sonra da kolayca sona ermez.

Bizans İmparatoru, hem kuvvetli ordusuna güveniyor, hem de Türklerin sık sık Anadolu şehirlerine akınlar düzenlemesini önlemek istiyordu. Selçukluları tam anlamıyla yenilgiye uğratmak, Orta Asya içlerine kadar sürüp atmak amacını taşıyordu.

Tarihte çok büyük bir önem taşıyan Malazgirt Meydan Savaşı, kaçınılmaz bir duruma gelmişti. Bizans İmparatorluğuyla Büyük Selçuklu Devleti'nin orduları karşı karşıya gelmişti. Alparslan'ın bu savaştaki amacı da Anadolu'nun kapılarını bir daha kapanmamak üzere açmak, kesin biçimde Anadolu'yu ele geçirmekti. Bu savaşta Türkler yenilirse yeniden Orta Asya içlerine çekilecekler, Bizanslıları yendikleri takdirde Anadolu'yu yurt edinmiş olacaklardı. İşte savaş bu ön yargılarla başlıyor, her 2 taraf savaştan zaferle çıkmak istiyordu.

Romanos Diogenes güçlü ordusuna güveniyordu.

Savaşa Hazırlık

Alparslan, Malazgirt Meydan Savaşı'ndan önce bütün tedbirleri almış, gereken her türlü hazırlığı yapmıştı. Ünlü veziri Nizamül-Mülk'ü Hemedan'a gönderdi. Çıkacak herhangi bir karışıklığı önlemesi ve istenirse yeni asker yollaması için tembihte bulundu.

Ayrıca Bizans kuvvetlerinin gücünü öğrenmek için de bir öncü kuvveti Bizans Ordusu'na göndererek küçük bir çarpışma yapıldı. Bu keşif savaşında Bizans komutanı Basilakes tutuklandı. Ondan edinilen bilgilere göre Alpaslan gerekli önlemi aldı. Bizans Ordusu'nda Frenk, Norman, Slav, Gürcü, Peçenek ve Ermeni askerleri de yer alıyordu. 200000 kişilik Bizans Ordusu'na karşı 50000 kişilik bir kuvvetle nasıl karşı koyulacağının plânlarını hazırladı. Ordusunu savaş düzenine sokan Alparslan, 25 Ağustos 1071’de askerlerinin morallerini güçlendirmek için devamlı tekbir getirmelerini, düşmanların morallerini bozmak için de sürekli, boru ve davul çalmalarını, oklar atmalarını emretti.

Sultan Alparslan, amcası Tuğrul Bey zamanında Selçuklu ordusunda hizmet veren yaşlı ve yorgun eski orduyu dağıtmış yerine genç ve dinamik bir ordu kurmuştu. İçlerinde Süleyman Şah, Mansur, Porsuk, Bozan ve Savtekin gibi yetenekli komutanlar olup süvariler de bozkır savaşlarında pişmiş, seri manevra kabiliyetine sahip seçkin askerlerden oluşuyordu.

26 Ağustos 1071’de başta halife olmak üzere bütün İslâm âlemi, camilerde cuma namazını kılıyor, Kurân okuyarak Türk Ordusu'nun zaferi için dua ediyordu. Hatta Halife, bütün İslâm ülkelerindeki hutbelerde şu duanın okunmasını emretti:

“Allah'ım, İslâm sancağını yücelt, ona yardım et! Başını ezmek ve kökünü kazımak üzere müşrikliği yenilgiye uğrat. Sana itaatte canlarını feda edip, kanlarını akıtan yolunun mücahitlerini kuvvetlendir. Zaferle yardım et. Sultan Alparslan'ın senden dilediği yardımı esirgeme ki, o bu sayede hükmünü yürütsün. Senin dinini şerefli ve yüce tutabilmesi için ordusunu meleklerinle destekle. Çünkü o, malı ve canıyla emirlerine uymak için rahatını terk etti. Çünkü sen yüce kitabında: “Ey iman edenler! Can yakıcı bir azaptan sizi kurtaracak kazançlı bir yolu göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız...” buyuruyorsun. Senin sözün gerçektir.

Ey Müslümanlar! Samimi bir niyet ile Allah'a yal varınız. Çünkü Allah kitabında şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammedi Onlara, 'dualarınız olmasa, Rabbim size niçin değer versin,' de..."!2'Onun güçlü ve kuvvetli olarak düşmanlarını mahvetmesi, sancağı yükseltip zaferlerin en ulvîsine eriştirmesi için Allah'a dua ve niyazda bulununuz.”

Alparslan, beyaz bir ata binmiş, baştan ayağa beyaz elbiseler giymiş, atının kuyruğunu kendi eliyle sıkıca bağlamış, ok ve yayını çıkartmış, kılıcını kuşanmış, kalkanını eline almıştı. Bu da sultanın, askerin başında bizzat savaşacağını gösteriyordu.

Malazgirt Ovası'nda bütün Türk Ordusu cuma namazını kılmış, Allah'a zafer kazanmaları için dua etmişti. Alparslan; Artuk, Süleyman Şah, Porsuk, Bozan, Sav Tigin ile diğer beyleri ve askerleriyle helâlleşti. Şehit olursa oğlu Melikşah'a bağlı kalmalarını vasiyet etti. Karşısında, vereceği emirle canlarını seve seve feda edeceği kahraman askerlerden oluşan ordusu sessiz sedasız Alparslan'ın ne söyleyeceğine kulak kesilmişti. Alparslan, kılıç ve topuzunu eline alarak şu özlü hitabede bulundu:

"Askerlerim! Yiğitlerim! Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben sizlerden biriyim ve sizlerle birlikte savaşacağım. Bugün burada Allah'tan başka bir sultan yoktur. Biz ne kadar az olursak olalım, düşman ne kadar çok olursa olsun, bütün Müslümanların, zaferimiz için dua ettikleri şu anda, kendimi düşman üzerine atacağım. Ya zafer kazanırız, ya şehit olarak Cennet’e gideriz. İsteyen benimle gelsin, isteyen geri dönsün. Ben memleket için, İslâm için ölüme koşuyorum. Beni takip edenler ve kendilerini Yüce Allah'a adayanlardan şehit olanlar Cennet'e, sağ kalanlarsa ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları ahi-rette ateş; dünyada da alçaklık beklemektedir.

Ey askerlerim! Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere yükselecektir. Benden sonra oğlum Melikşah'ı tahta çıkartınız ve ona itaat ediniz. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir" dedi.

Alparslan atından indi. Son kez secdeye varıp ellerini kaldırarak Allah'a şöyle dua etti:

"Ya Rabbî! Sana inanıyor ve tapıyorum. Büyüklüğün karşısında yüzümü yere sürüyorum. Allah'ım senin yolunda, senin uğrunda savaşıyorum. Ey Yüce Allah'ım! Kalbim ve niyetim halistir. Bana yardım et, söylediğimde yalan varsa beni kahret!" dedi ve şimşek hızıyla atına atladı. Onun bu sözleri üzerine zaten moralleri yüksek olan askerleri iyice coşmuştu.

Selçuklu Türklerinin Anadolu topraklarına yerleşmesini sağlayan tarihin en büyük savaşlarından biri olan "Malazgirt Meydan Savaşı", artık kaçınılmaz olmuştu. Horasan ve İran'ı geçerek, Anadolu'nun doğu kapısını açmak için gelen Selçuklu Ordusunun başında bulunan Alparslan beyaz bir ata binmiş, baştan aşağı beyazlar giyinmişti. İki yüz bin kişilik Bizans Ordusu karşısında savaşı kazanacağından kuşku duymamaktaydı.

26 Ağustos 1071 cuma günü elli bin kişilik ordusuyla Malazgirt Ovası'nda cuma namazını askerleriyle birlikte kılan Alparslan, zafer için bütün ordusuyla Allah'a dua etti. Namazdan sonra savaş başladı.

Alparslan, ordusunu 4 gruba ayırmış, bu düzen içinde mevziye girmişlerdi. Merkez yani orta kısımdaki kuvvetlerin başında Alparslan bulunuyordu. Bu kesimdeki kuvvetler, diğerlerinden çok zayıftı. Esas büyük kuvvetler ise, sağ ve sol yanda bulunuyordu. Bunlar savaş sahasının yanlarındaki tepelerde mevzilenmişlerdi. dördüncü grup kuvvetler ise, zamanı gelince kuşatma harekâtına girişerek düşmanı arkadan çevireceklerdi.

Sayıca çok büyük Bizans Ordusu'na karşı savaşmak Alparslan'ın ne kadar cesur bir komutan olduğunu gösteriyordu. Romanos Diogenes'in kuvvetli ordusuna karşı, az bir kuvvetle hücuma geçti. Sanki yer gök sarsılıyordu. Süvariler; kanat açmış kuşlar gibi, Bizans Ordusu'nun üzerine akın ettiler. Bir yıldırım gibi doludizgin gittiler.

Bizans Ordusu da, küçümsediği Selçuklu Ordusu'na karşı hücuma geçti. Alparslan, ordusunu "Turan Taktiği" gereğince geriye çekti. Romanos Diogenes, olanca kuvvetiyle Selçuklu Ordusu'nun merkez kısmına yüklendi. Sultan Alparslan geri çekilmeye başladı. Bu sahte geri çekilişi bir bozgun zanneden İmparator, Selçuklu Ordusu'nu takip ederek Alparslan tarafından önceden hazırlatılan pusulara kadar geldi. Türklerin sağdan ve soldan bir hilâl şeklinde kendisini çember içerisine aldığının farkına bile varmamıştı. Bu kıskaç harekâtıyla daha sonra Bizans Ordusu'nu arkadan çevirmeye yöneldi. Neden sonra Bizanslılar, tuzağa düştüklerinin farkına vardılar ama, iş işten geçmişti. Bu arada, Afşin Bey, Artuk Bey, Kutalmışoğlu Süleymanşatı gibi Selçuklu komutanlarının Türkçe olarak verdikleri komutlardan etkilenen Bizans Ordusundaki Peçenek ve Uz Türklerinin at sürerek Selçuklu Ordusu tarafına geçmesi üzerine durum Bizans açısından daha da tehlikeli bir boyuta varmıştı. Ayrıca İmparatorun Sivas'ta soydaşlarına yaptığı zulmün acısını çıkarmak isteyen Ermeniler de savaş alanından çekilip gittiler. Böylece Bizans Ordusu neye uğradığını şaşırdı. Kılıçların şakırtısı, atların kişnemesi, ölenlerin iniltisi birbirine karışıyordu. Savaş alanı cesetlerle dolmuştu. Bizans Ordusu'nun yedek kuvvetleri geri kaçmış, ordu bozguna uğramıştı. Sağ kalanlar ise, teslim olmuştu. Esirler arasında Romanos Diogenes'te bulunuyordu.

Ertesi gün Bizans komutanı ve Kral Romanos Diogenes, Alparslan'ın huzuruna çıkartıldı. Alparslan:

- Size nasıl bir davranışta bulunacağımı tahmin ediyorsunuz? dedi. İmparator:

Esirler arasında Romanos Diogenes de bulunuyordu.

- Beni ya öldüreceksiniz ya da zincire vurup İslâm ülkelerinde dolaştıracaksınız, dedi.

Alparslan, esir düşen kralı kucaklayarak şöyle dedi:

- Üzülmeyiniz. İnsanların serüvenleri böyledir. Size esir değil, büyük bir hükümdar muamelesi yapacağım. Ben, Allah'a zaferi kazanırsam, sana iyi davranacağıma, söz vermiştim. Allah, iyilik düşünenlerin isteklerini yerine getirir.

Gerçekten de Alparslan, bu tutsak misafirine iyi baktı, çok güzel davrandı. Onunla bir anlaşma yaptı. Ona on bin dinar yol harçlığı verdi. Bir kilometre de onunla birlikte yürüdü. Yanına Türk muhafızları katarak, emniyet içinde sağ-salim vatanına uğurladı. Romanos Diogenes, Alparslan'dan ayrılacağı zaman, yere kapanıp hüngür hüngür ağlamaktan kendini alamadı. Avrupa da tutsakların, zincirlere vurulup, zindanlara atıldığı bir çağda, Alparslan, Türk'ün misafirperverliğini, zayıfı koruma duygusunu bütün dünyaya ilân etmişti. Fakat Batı'nın Hıristiyan ruhu ve haçlı saldırganlığı, Türk'ün bu ince duygusunu anlayacak olgunlukta ve anlayışta olmadı hiçbir zaman.

Sultan Alparslan, Allah'a olan derin ve samimi inancı ve imanı sayesinde bu savaşı kazanmış ve Türk tarihine bir altın destan yazdırmıştı.

Yapılan anlaşmada, İmparator, fidye olarak bir buçuk milyon altın verecek, ayrıca her yıl 360,000 altın ödeyecek, Bizans içindeki bütün Müslüman esirler serbest bırakılacaktı.

Fakat İmparator, Bizans topraklarına girdiğinde Michael'in İmparator ilân edilmiş olduğunu gördü. Çok geçmeden Michael'in adamları tarafından yakalanarak gözlerine mil çekildi, kör oldu. Kısa süre sonra da kapatıldığı manastırda acı içinde öldü.[1]

Kazanılan büyük zaferden dolayı Abbasî Halifesi, Sultan'a tebrik ve teşekkür mektupları gönderdi. Birçok İslâm şairi, Alparslan'ı öven kasideler yazdılar.[3]

Malazgirt Savaşı'nın Sonuçları

Malazgirt Zaferi'nden sonra bize Anadolu'nun kapıları tamamen açılmıştır. Anadolu, Malazgirt'le vatan olmaya başlamıştır. Çünkü Türk akıncıları çok kısa bir zaman sonra İznik ve civarını alarak buraları vatan edinmişlerdir. Malazgirt Zaferi sonrası kurulmuş hiçbir bağımsız Türk devleti olmadığı gerçeği unutulmamalıdır. Anadolu Selçukluları Devleti ise, 1071'de değil, 1077'de kurulmuştur. Bu devlet bağımsız bir devlet olmayıp, ortaçağ Türk devlet sistemine göre, Horasan'daki Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlıydı.

Anadolu Selçuklu Devleti, ancak 1157’de, büyük devlet dağıldıktan sonra bağımsız olmuş, ülkenin bütün öteki doğu bölümleriyse, Harzemşahların elinde kalmıştır.

Malazgirt Zaferi, imha meydan savaşlarının en büyüklerindendir. Savaşa katılan askerlerin sayısı bakımından Türk kahramanlığının, yönetim bakımından Türk askerî gücünün, Bizans Ordusu'ndaki Hıristiyan Türklerin Alparslan'ın tarafına geçmesi bakımından önemli neticeleri olan bir savaştır. Bu savaş sonunda Alparslan'a, Dünya Sultan'ı, Ebul Feth ve Sultanül Âdil unvanları verildi.[1]

Bizans'ın yenilmesi üzerine kendilerini de tehlikede gören Hıristiyan Avrupa, Türklere karşı ittifaklar oluşturmuşlardır. Haçlı ittifakı aslında bu zafere bir tepki olarak doğmuştur. Haçlı Seferleriyle Türk ilerleyişi durdurulmak istenmiştir. Malazgirt Zaferiyle Anadolu'nun kapıları ardına kadar açılmış idi. Böylece Anadolu'nun Türkleşmesi safhası başlamış ve kısa süre zarfında Türkler Anadolu'da çoğunluğu sağlamışlardır. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde irili ufaklı Türk devletleri ortaya çıkmıştır.[4]

"Savaşı, sonunda zafer olduğu için seviyorum" diyen Alparslan'ın ordusundaki süvariler doludizgin at sürerek az zamanda Marmara Denizi kıyılarına vardılar. Komutanlarından “Anadolu Fatihi” diye adlandırılan Kutalmışoğlu Gazi Süleyman Bey, Alparslan'ın isteği doğrultusunda Anadolu'yu bir baştan öbür başa kadar fethetti. Alparslan, Malazgirt Zaferi'yle büyük bir komutan, adalet ve asalet sahibi olduğunu da kanıtlamış oluyordu.

Sultan Alparslan, her tarafa fetihnameler gönderdi. Başta Bağdat olmak üzere bütün İslâm âleminde şenlikler düzenlendi. Bu olaydan sonra Sultan Alparslan, Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması için Türkmen beyleriyle birlikte pek çok Türkmen dervişlerini de görevlendirerek manevî fethin kapılarını açtı.[1]

Türklerin yeni yurt edinmesini sağlayan Malazgirt Zaferinden sonra, 15 yıl içinde, Anadolu ele geçirildi. Bu zaferle, Anadolu'nun tapusu, Türklerin eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi, Türk ve dünya tarihinde bir dönüm noktası oldu. Anadolu'ya, burayı vatan edinen Selçuklu Türkleriyle diğer Türk boyları yerleştirildi. Bozkır kültüründen, İslâm uygarlığı dairesine bütünüyle giren Türklerin dünya görüşü daha da gelişti. Doğudan gelen göçebe Türkler, Anadolu'da yerleşik medeniyete geçirildi. Şehirler kurup geliştirerek kültür, sanat, sosyal müesseseler tesis edildi. Kıymetli mîmarî eserlerle, bu yerleşim merkezleri süslendi.[3]

Anadolu'yu Türklere sonsuz bir vatan olarak kazandıran Alparslan, tarihin en büyük cihangir ve komutanları arasında da en başta gelmektedir.

Türk tarihinde Malazgirt Meydan Zaferi'nin çok büyük bir önemi vardır. Selçuklu Türklerinin yurdumuzun özellikle Erzurum, Sivas, Konya vs. gibi şehirlerindeki pek çok uygarlık ve sanat eserleri, günümüze kadar varlıklarını sürdürmüş bulunmaktadırlar. Yüzyıllardan beri Anadolu Selçuklu Türklerinin damgasını, silinmez mührünü taşıyan bu muhteşem eserler, atalarımızın bize armağan ettikleri birer şeref anıtıdır.[1]

Kaynaklar

[1] e-tarih.org/sayfa.php?sayfa=351351.346900.1073541.0.0.php
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Malazgirt_Meydan_Savaşı
[3] frmtr.com/tarih-ve-inkilap-tarihi/686970-malazgirt-savasi-malazgirt-zaferi.html
[4] ansiklopedi.turkcebilgi.com/Malazgirt_Savaşı

facebookta paylaş

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda

Sayfa: [1]