Gizliilimler.Org

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Agarta Celseleri

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Haberler:

Sayfa: [1]
*GönderenKonu:

Agarta Celseleri

(Okunma sayısı 1181 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Agarta Celseleri

« : Mayıs 28, 2012, 03:53:29 ÖS »
Agartha Celseleri

Eski çağlarda insanlar yeryüzünün düz olduğuna inanırlardı. Bu düşüncenin yanlışlığı anlaşıldıktan sonra insanlar bu defa Dünya'nın, evrenin merkezinde bulunduğuna inanır oldular. Bilimsel gelişmenin ışığında anlaşıldı ki, Dünya; evrenin merkezinde değil, evrenin bir köşesinde bir nokta gibi kalan, bununla beraber bünyesinde milyarlarca yıldızı barındıran Samanyolu galaksisinin içinde bir yıldıza bağlı bir gezegendir. Bunlara rağmen bugün insanlık evrendeki tek akıllı yaratık olduğu düşünce ve iddiasındadır. Bu düşünce ve iddia yukarıda bahsettiğimiz diğer düşüncelerden pek farklı değildir. Çok yakın bir gelecekte insanlık evrendeki en akıllı tek yaratık olmadığını anlayacaktır. Bırakın evreni, şaşırtıcı gelse bile bugünkü yeryüzü insanlığı Dünya'daki tek akıllı yaratık olmadığını da anlayacaktır.

Bugün pek çok insan tarafından kabul edilmiş bulunan evrendeki tek,akıllı yaratık olma düşünce ve iddiasına karşı verilebilecek 2 kısa cevap vardır. 1.si; herhangi bir konuda bilgi sahibi olunmadan o konu hakkında doğru düşünülemeyeceğidir. 2.siyse Einstein'ın bir cümlesidir; "Bir önyargıyı değiştirmek atomu parçalamaktan daha zordur." Kur' an'da cin ve iblis türü şuur sahibi yaratıklardan bahsedilir. Bu yüzden de farklı boyutlarda yaşamakla birlikte Kur' an zaten insanın yaratılmışlık içindeki tek akıllı varlık olmadığını ortaya koymaktadır. Burada bahsedilecek bir diğer husus şudur: Hz. Muhammed, 18.000 âlem halkının şefaatini Rabbe karşı üstlenmiş durumdadır. Dolayısıyla birbirinden farklı 18 bin âlemde yaşayan halkları da hesaba katmak gerekir.

İşte daima bir bilmezlik sınırıyla kuşatılmış bulunan insanlık bu sınırı pek çok yol ve yöntem ile zorladıkça yaratılış içindeki farklı gerçeklerle karşılaşmaktadır. Bir noktadan sonra İnsanlık kendisi dışındaki şuur ve akıl sahibi varlıklar, yaratıklar ve evrenlere yayılmış insanlık ailesinin diğer üyeleriyle karşı karşıya gelecektir. Bu karşılaştıkları göz ile görünebilir varlıklar olabileceği gibi göz ile görünmeyen farklı boyut ve vibrasyonel seviyedeki varlıklar da olabilecektir. Her türlü eksikliğini gidermek, tekamül ederek dünya okulundan mezun olmak için dünyada öğrenimde bulunan fakat potansiyel olarak " en güzel şekilde yaratılan" insan varlığı kendini keşfettikçe, kendindeki güçleri devreye sokarak, bırakınız sadece bu evrende yaşayan fizik bedenli varlıkları, farklı boyutlardaki farklı vibrasyonel seviyelerdeki bizim düşündüğümüz manada bedenlere ve formlara sahip olmayan varlıkları da tanıyacaktır. Çünkü bu evrende yaşayan varlıklarla ilişkiye girmek mümkün olabileceği gibi üst boyutlardaki evrenlerde bulunan uygarlıklarla, nihayet manevi âlemlerle ve manevi âlem görevlileriyle ilişkiye girmek mümkündür.

Dünyada bu tanışma ve ilişkiyi tarih boyunca gerçekleştiren insanlar olmuştur. Bugün de çeşitli yol ve yöntemlerle diğer uygarlıklarla ilişki kurmuş bulunan insanlar yeryüzünde bulunmaktadırlar. Bütün bu bireysel ilişkiler insanlığı kendisi dışındaki uygarlıkları topyekun tanımaya doğru götürmektedir.

Bu kitaptaki ilişki şeklini okuyucunun anlayabileceği şekilde açıklayabilmek için belki kabul edilebilir en uygun söz "hâl ehli " olmak ile ifade edilebilir. "Dil ehli" ile "hâl ehli" arasındaki derin farkı burada ifade etmek uygun değildir. Fakat kısaca hal ehli olmayı ve ilişki biçiminin nasıl gerçekleştiğini İslam düşünürü İbn-ul Arabi'nin şu sözleriyle bir parça açıklayabiliriz: Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu "Türk-İslam Düşünürleri" adlı eserinde şöyle demektedir: "İbn-ul Arabi, peygamberlere vahyedilen şeriatın bilgisinin aynı kaynaktan, aynı biçimde kimi sufilere de geleceğini söylemiştir. Böylece İbn-ul Arabi mutasavvıfları bir çeşit peygamber gibi anlatmak istemiştir. Fakat bunların yeni bir şeriat getirmeyeceklerini, buna karşılık peygamberlere ait manevi hallere ulaşacaklarını, İslam şeriatı hakkındaki bilgilerini Hz. Muhammed'’in aldığı kaynaktan alacaklarım ileri sürmek istemiştir. Futuhat'ta velinin bir melek aracılığı ya da içine doğuşla, kendisine iletilen bilgileri alacağını belirtmiştir. Ona göre veli, Kur' an ve kutsi hadisle sınırlanmamış konularda içtihatla şeriatın kimi yönlerini neshedebilir. Velinin tasavvufi keşf yoluna dayanmayan hadisleri hükümsüz sayabileceğini de kaydetmiştir. O, Kur' an'ın son kutsal kitap olduğunu doğrulamıştır. Veliler, Kur' an kadar hak olan keşfi bilgilere sahip olabilirler. Fakat Kur' an ve Kutsi hadislerle tespit edilmiş olan esasları değiştiremezler." (Türk İslam Düşünürleri, sayfa 59-60 Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1989.)

İşte "hal ehliyeti" ile "keşfi bilgi"ye ulaşılarak bu çalışmanın 1. kitabı ortaya konulmuştur. Haşa, kendimi "kul" olmanın ötesinde herhangi bir sıfata uygun bulmuyorum. Ve kitabın bugünkü yeryüzü insanlığı tarafından anlaşılıp anlaşılmama endişesinden bir hayli uzakta olduğumu ayrıca belirtmek istiyorum.

Bu çalışmanın ilk 14 celsesi, celse sonrası notlarından oluşmuştur. Sonraki celseler doğrudan kayıttır.[1]

Kaynaklar

[1] Agartha 1, Yazar: Ömer Sami Ayçiçek.

facebookta paylaş

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda

Sayfa: [1]