Gizliilimler.tr.gg

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Antik Yunan, Antik Roma ve Bizans'ta Müzik

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Sayfa: [1]
*GönderenKonu:

Antik Yunan, Antik Roma ve Bizans'ta Müzik

(Okunma sayısı 978 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimiçi Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Mesgul
Rep Puanı: 180
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4251
Sessiz...

  • MSN Messenger - lusiyen@hotmail.com

  • Profili Görüntüle
  • E-Posta

Antik Yunan, Antik Roma ve Bizans'ta Müzik

« : Ekim 26, 2012, 04:57:20 ÖS »


Antik Yunan, Antik Roma ve Bizans'ta Müzik



Antik Yunan'da Müzik

Milattan Önceki dönemlerde yaklaşık bin yıllık bir geçmişe sahip olan Antik Yunanlıların müzikleri hakkında son yüzyılda pek çok malzeme ortaya çıkarılmıştır. Bunlardan en önemlisi, Antik Yunanlılar'ın alfabetik bir müzik yazısı sistemini kullandıkları yolundadır.[1]

Eski Yunan müziği mitolojinin egemen olduğu Yunan yarımadası ve Girit adasında İ.Ö. 1400 yılına dek uzanır. O çağlardan ulaşan inançlara göre; Hermes, Hiyagnis ve Marsiyas "Lir" (Kelis) dediğimiz çalgıyla tek ve çift ilkel zurnanın (Aulos) yaratıcısıydı, Orfeus şarkıcıların en eskisiydi ve geleneksel ezginin (Nomoi) bulucusuydu.[2]

Antik yunan müziği tek sesli (monochord) bir müziktir. Antik yunanda, müziğin kaynağında şiir vardı (Afrika müziğinde bu, danstır). Çalgıların yer aldığı ya da almadığı müzik örnekleri vardı. Çalgıların yer aldığı parçalara ‘nomos' denirdi.

Yunanlılara göre müzik, ruhun eğitilmesinde ve arınmasında büyük etken olarak görülmüştür. Antik Yunan'da müzik, savaşlarda, dinsel tapınmalarda, hastalıkların tedavisinde ve günlük yaşantıda kullanılmıştır. Örneğin, Yunan'lıların II. Messenia savaşını (M.Ö 8–7. yüzyıl) Tyrtaios'un ezgileriyle kazandığı ileri sürülür. Kötü melodiler vatana ihanettir. Hatta ‘epinikion' denilen bir şarkı türü, savaş sonrası zaferlerde söylenir.

Yaşanan olayların yorumlanmasında (açıklanmaya çalışılmasında), dinsel mitolojinin yerini felsefe ve soyut anlamda bilim almadan önce, müzik dinsel karakterliydi. Hatta kimi mitolojik tanrılar, çalgılarla özdeşleşmişti. Bu tanrıların onuruna söylenen şarkı biçimleri de mevcuttu.[3]

Eski Yunanlılar, müziği her türlü erdemin kaynağı sayarlardı. Onlara göre müzik, ruhun eğitilmesi ve arınmasında büyük bir etkendi. Hatta o dönemlerde, paignio adlı neşe ve sevinç ifade eden havalar, hastalıklardan kurtulma, dertlere karşı bir avunma şarkıları olarak kabul edilirdi.

Eski Yunan mitolojisinde, güzel bir çalışıyla tanınan Apollon, lir çalarak insanların sıkıntılarını giderir ve onlara neşe verirdi. Apollon'un oğlu ve Eski Yunanistan'ın ünlü bir müzisyeni olan Orfee'nin de oldukça etkileyici bir şekilde lir çaldığı anlatılır.[4]

Antik yunanda müzik, hastaların tedavisinde de kullanılıyordu. “Tıbbın babası” olarak kabul edilen Hipocrates (M.Ö 460 – 377), yaklaşık 2400 yıl önce bazı hastalıkların tedavisi için, hastaları ilahilerle tapınağa götürüyordu. Genel olarak, ezgi yinelemeleriyle tedavi yapılabildiği inancı vardı. Hastalığın, öç alan bir tanrı tarafından gönderildiği inancı vardı. Dolayısıyla, yine yardım istenen tanrının (buradaki Apollon) müzik sanatını elinde tutması nedeniyle, lir adı verilen çalgının, insanların sıkıntılarını giderdiği inançlar arasındaydı [3]

Yunan filozof Sokrates'in öğrencisi Platon (Eflatun) da M.Ö. 400'lü yıllarda, müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki ederek, kişiye bir hoşgörü ve rahatlık verdiğini belirtmiştir. Ayrıca Platon, şarkıyı iyileştirici özelliği olan bir çare olarak kabul etmekle birlikte, şarkı olmaksızın hastaya uygulanan reçetelerin etkisiz olacağını da ekler.

M.Ö. 585-500 yılları arasında yaşayan büyük Yunan filozofu ve matematikçisi Pythagoras, umutsuzluğa düşen veya çabuk öfkelenen hastaları, belirli melodilerle tedavi edebilme olanaklarını araştırmıştır.

Tıbbın babası sayılan Hipocrates de 2400 yıl önce, bazı hastalıkları tedavi için, hastaları ilahilerle tapmağa götürürdü. Platon'un öğrencisi ve Büyük İskender'in hocası Aristotales (M.Ö. 384-322) de müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerini araştırmış ve bunu yazılarında belitmiştir.

Yunanistan'ın en ünlü anatomi ve fizik bilgini olan Claudis Galien de müziğin, akrep ve böcek sokmalına karşı bir panzehir olduğunu ileri sürmektedir.

Lucain, şarkı ile kanamayı durdurduğunu ileri sürmüştü. Bugün Atina yakınlarında bulunmuş olan bir mermer üzerinde bu şarkılar hakkında bize bilgi veren kitabeler bulunmaktadır. Büyülü ses yinelemeleri ile hastalığı iyileştirme düşüncesi, tümüyle bu ilahilerin söylenmesi ile gerçeklekşir ki Paean, Eskulap, Kiran Makaon, Podalir, Iaso, Akesa, Panase, Hygie gibi eski çağın hekimleri, bu ihahilere başvurmuşlardır.[4]

Yunanlılar müziğe gündelik yaşamlarında da oldukça önem veriyorlardı. Atların çiftleşmesinde çalınmak için belirlenmiş melodileri bile vardı. Ayrıca yunanlılar, müzikteki her bir makamın farklı bir etki bıraktığının farkındalardı. Bu etkiye ise ‘Ethos' deniyordu.[3]

Antik Yunan müzik sistemi "tetrakord" adını verdiğimiz dörtlülerin yan yana gelmesi ile oluşan bir sistemdir. Bütün diziler, değişik isimlerde iki tetrakordun yan yana gelmesi ile oluşmaktadır. Diziler, katlanmaları ile birlikte dört oktavlık bir genişlikte oluşmalarına rağmen, esas perde sistemi iki oktavdan meydana gelmiştir. Esas oktavda, eşit olmayan yirmi dört perde sistemi kabul edilmiştir. Ton kavramı ise "heptatonlk" ve inici idi.

Tetrakordlar kendi içlerinde "diatonik", "kromatik" ve "anarmonik" adlar altında üç kısma ayrılmışlardır. Her tetrakordun ilk ve son sesi, "değişmez sesler" adını alır. Aradaki iki ses ise değişebilir özellikleri açısından "değişken sesler" adını alırlar. Her tetrakord, daima iki tam ve bir yarım sesten oluşmuştur. Bu üç türün en basit ve en doğalı olan diyatonik tetrakord, ciddi ve ağırbaşlı bir karakteri ifade ederdi. Daha artistik ve çalınması zor olan tür kromatik tetrakord idi Anarmonik tetrakord ise çok daha üstün, seçkin ve en becerikli sanatçıların kullanabileceği tür idi.

Antik Yunan müziğinde esas tonları "makam" diye de nitelendirebileceğimiz “mod" lar oluşturur. Tetrakordlann yan yana dizilişleri ile ortaya çıkan modlar, yedi tanedir;
  • Dorien: Mi
  • Frigien: Re
  • Litfyen: Do
  • Miksolidyen: Si
  • Hipodoryen: La
  • Hipofrigyen: Sol
  • Hipolidyen: Fa
Bu ana modlardan her birinin ince tetrakordunun kalın tarafında, türlere göre perde aktarımları yapılmak suretiyle bir çok dizi (makam) oluşturulmaktadır.

Antik Yunanlılar, müziklerini oluşturan modlardan herbirinin insan ruhu üzerinde özel bir etkisi bulunduğuna inanırlardı.

Tragedyanın nitel öğeleri arasında müziğin önemli bir yeri vardır. Tragedya ve komedyanın yapıca en önemli ortak yanı (tapınsal kökenleri dolayısıyla) korodur. Klasik Yunan Tiyatrosu, Dionysos şenliklerindeki (Kent Dionysia Şenliği) koro ezgilerinden (dithyrambos) gelişen tragedya ile yine Dionysos şenliklerindeki (Lenaea Şenliği) falluslu kutlamalardan gelişen komedya, Antik Yunan Tiyatrosu' nun başlıca iki oyun türü olmuştur. Koro da dramatik evrime koşut bir evrim geçirerek önemi gittikçe azalmış, sonunda oyundan bütünlükle kaldırılmıştır.[1]

İ.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda Yunan müziği üç yerde gelişim gösterdi: Bunlardan biri, gezgin şarkıcıların büyük mızraplı çalgı (Kitara) eşliğinde söyledikleri, tanrılar ve yiğitleri konu almış destanlar; ikincisi, Pan flütü (Sirinks) eşliğindeki kır müziği ve dansları; üçüncüsü dinsel törenler, düğün ve cenazelerde toplu olarak söylenen şarkılar.

İ.Ö. 7. yüzyılda profesyonel çalgıcıların halk konularını söyledikleri görülür. Bu şarkılar "Lir" eşliğinde söyleniyordu ve günümüzde de kullanılan, duygusal anlamına gelen "lirik" deyimi, buradan doğmuştu.

İ.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda "lirik sanat" Eskilos, Sofokles, Oyripides ve Aristofanes gibi yazar-müzikçilerin yazdığı klasik oyunlarla eridi, kayboldu. Müzik eşliksiz ya da (Aulos) ve (Lir) eşliğinde koro parçalarıydı, bu topluluk sahnede yorum ve haberleşme amacıyla kullanılıyordu. Dans (orkesis) sahne önündeki bir alanda (orkestra) yapılıyordu. Orkestra deyimi ilk İtalyan operalarıyla sahne önünde enstrüman grubunun yer aldığı çukur için kullanıldı.

Müzik sanatı günümüzdeki anlamından yoksundu ve eski Yunanlılar bu sanatı ilkel toplumlar gibi benimsemişlerdi. Müzik (Mousike) duygusal ve ruhsal bir genel eğitim sanatıydı, beden eğitiminin (Gimnopedia) yanındaydı, her ikisi de Yunan eğitiminin temelini oluşturuyordu. Platon müziğin bu önemini vurgulamış ve prensiplerin (Noumena) yalın doğa belirtisi (Fenomena) yanında müzikle soyutlanabileceğini söylemişti.

Yunan gamları yukarıdan aşağı inici gamlardaki dört seslik diziye (Tetrakord) dayanıyordu. Bu sistemin dört telli "Lir"den kaynaklandığı düşünülüyor. Grubun en alt ve en üst sesleri "dörtlü"yü verir. İki iç ses esnektir, aralık türlerini soy (Genus) sağlar. Dört seslerin ortak birleşimiyle yedi sesli dizi (armoniai) doğar.

Pitagoras (İ.Ö. 585-479) Yunan müzik kuramının kurucusudur ve bir kutu üzerine gerdiği tek bir telin (Monokord) titreşimiyle ses düzeninin temel aralıklarını saptamıştır. Mezopotamya ve Mısır'daki öğretmenlerinden edindiği bilgi sayesinde Pitagoras, kendisi ve öğrencileri müzik ve matematiğin beraberliğiyle Batı Düşün sistemi üzerinde derin etkiler yapan bir (Kozmologya) görüşünü savunmuşlardır.

Yunan müzik teorisinden Ortaçağ'da Romalı bilgin Boethius ve Araplar yararlanmışlardır. Eski Yunanlıların nasıl bir müzik yaptıklarına dair örnekler çok az bulunuyor. Notaların sayısı ise on beşi aşmıyor.[2]

Çalgılar

Destanların gözdesi Lir, 3 telli bir çalgıdır. Apollo ile özdeşleşmiştir. Sonra, Phorminx, Kithara, barbitos gibi çeşitleri oluşmuştur. Bunlarda tel sayısı ve çalınabilirlik özellikleri (teller arasındaki uzaklık, eşiğin ses iletimine uygun olması …) değişmektedir.

Harp, çok sayıda tele sahip, 3 köşeli çalgıdır. Trigonon , Psalterion , Magadis , Simikion , Epigoneion gibi sırasıyla tel sayısının arttığı enstrümanlara dönüşmüştür.

Flüt, Athena ile özdeşleşmiş üflemeli bir çalgıdır . Aulos , Syrinks , Diaulos biçimleri vardır. Aulos, Asya kökenlidir. Bir ya da iki dilli, 4 ila 15 delikli bir enstrümandır. Syrinks , pan flüte benzer .

Salpinx ise bugünkü bakır üflemelilere benzer. Daha çok da trompete. Su ile çalışan ilk organumun bu dönemde ortaya çıktığı iddia edilir. Bu enstrümanlar sadece bir kısmıdır. Tanımlanamayanlar olduğu gibi, bu günkü Pandoura kıstaslara göre sınıflandırılamayan enstrümanlar da mevcuttur.[3]

Şarkı Biçimleri

Dithyramb : Dionysos'un onuruna söylenir . Koro şeklinde söylenir

Enkomion: Kahramanların onuruna söylenir .

Epinikion: Galip gelen sporcu ya da dövüşçünün onuruna söylenir.

Erotikon: Aşk şarkısı.

Hymenaios: Evlilik, düğün şarkısı.

Hymn: Tanrıya övgü.

Hyporcheme: Tapınma esnasında dansla beraber söylenir.

Paean : Apollo veya Artemis'in onuruna söylenir

Partheneion: Bakire kadınlar korosu seslendirir .

Skolion: Şölen müziği.

Threnos: Cenaze müziği.[3]

Bergama Asklepieion'unda Müzikle Tedavi Uygulaması

Eski Yunan Heros'u Asklepios hekimlik tanrılığa yükselince M.Ö. 4. yüzyılda Yunanistan'da bulunan Epidaures'daki Asklepieiaon gibi bir sağlık koruma yurdunu, Bergama'da da kurmuştur.

Asklepieionlar dünyanın bilinen ilk hastaneleridir. Bu hastanelerde bedensel ve ruhsal sorunu olan hastalar tedavi ediliyordu. Eski Yunanlılar, bu hastanelerin kapısına "buraya ölüm giremez" yazısını yazabildiler.

Bergama Sağlık Yurdu'nun hastalara uyguladığı tedavi yöntemlerini yazıtlardan özellikle M.S.2.yüzyılın ortalarında burada on üç yıl kalmış olan hatip Aelius Aristeidis'in yazıtlarından öğrenmekteyiz.

Asklepieion'un en parlak yıllarında, "Satyrosk" ve "Galenius" gibi dünyanın ilk büyük hekimleri burada yaşamış ve ders vermişlerdir. Asklepieion'da genellikle, telkin, fizyoterapi ve müzik-terapinin bugün halen kullanılan çeşitli tedavi yöntemleri uygulanmıştır. Hastalara su ve çamur banyoları yaptırmak, şifalı otlar ve kremlerle hastaları yağlamak, masaj yapmak ve tedavi yöntemlerinin başında geliyordu. Ayrıca kutsal su içiriliyor, açlık ve susuzluk kürleri, soğuk havalarda koşullar düzenleniyordu. Hastaları iyileştirmede telkin, büyük rol oynuyordu. Hatip Adisteides'ten öğrendiğimize göre, hastalar ne şekilde iyileşeceklerini rüyalarında görüyorlardı. Güçlü telkinler yoluyla hastaların düş görmeleri sağlanıyordu. Bunun için özel olarak yapılmış uyku odaları bulunmaktaydı. Sağlık yurdunun yanındaki tiyatroda törenler yapılıyor, müzik eşliğinde hastalara ruhsal tedavi uygulanıyordu.

Asklepieion'da, şifanın Asklepios'tan geldiğine inanılıyordu. Bu nedenle, Asklepieion'daki her şeyin katsal olduğu kabul ediliyordu.

Belgelerden öğrendiğimize göre, eski Yunan medeniyetinde ve diğer medeniyetlerde müzik terapi uygulanmaktaydı. Günümüzde de dünyanın pek çok ülkesinde ruhsal ve bedensel sorunu olan hastaların psikiyatrik sorunlarını gidermede müzik terapi uygulanmaktadır.[4]



Antik Roma ve Bizans'ta Müzik

Roma müziği de büyük ölçüde Yunan müziğine dayanıyordu ve Roma hayatının birçok alanında önemli bir rolü vardı.[5] Roma ordusunda tuba (uzun bir trompet) ve cornu (kornoya benzeyen bir çalgı) bazı emirleri vermek için kullanılırdı. Öte yandan bucina ve lituus törenlerde kullanılırdı.[6] Müzik amfitiyatrolarda dövüş aralarında ve odea'da çalınırdı.[7] Dinî törenlerin çoğunda müzik çalınırdı.[8] Bazı müzik tarihçileri müziğin tüm kamusal kutlamalarda kullanıldığını düşünmektedir.[5] Ancak müzik tarihçileri Romalı müzisyenlerin müzik kuramına veya çalımına önemli bir katkıda bulunup bulunmadığı konusunda emin değiller.[5][9]

Roma döneminde müziğe oldukça önem verilmiştir. Roma'da zenginler ve asiller müzik koruyucuları olarak öne çıkmışlardır. Bestecileri desteklemişler, yeni eserlerin tanıtımında rol almışlardır. Roma dönemi müziği önceleri askeri alanda askerleri motive etmek için kullanılan bir müzik türüydü. Trompet, korno, flüt gibi genelde üflemeli çalgılarla çalınan bu müzik türü tek sesli ve detayı olmayan bir müzikti. Zamanla Roma'da müzik alanında çoksesliliğe geçiş için büyük çaba harcanır. Enstrüman sayısını arttırarak müziğe çok seslilik kazandırılmaya çalışılmıştır.[10]

Roma müziğine ilişkin en eski belge, Romulus'un Cecina'lıları yenmesini kutlayan törenlerde ilahiler okunduğunu anlatan bir yazıttır. Eski Roma'da Celsus ve Areteus, müziğin ruhu yatıştırdığını ve ruh hastalıklarını iyi ettiğini söylemektedirler. Hatta M.Ö. 250-184 tarihleri arasında yaşayan Roma'lı şair Titus Maccius Platus "Charmides" adlı şarkısının yaralara iyi geldiğine değinmiştir.[11][12]

Roma'da müzik, öncelikle askeri törenler için kullanılmıştır. Savaşlarda etkin olması ve savaşçıları yüreklendirmek için icat edilmiştir. Trompet, korno ve flüt, Romalılarda kutsal bir çalgıdır. :algı sayısını artırarak büyük sesler elde edilmeye çalışılmıştır. Birçok Roma imparatoru ve diktatörü, müzik koruyucusu olarak bilinir. Hıristiyanlığın ilk döneminde yetişen Agustinus ve Boethius gibi önemli felsefeciler, müzik kuramında büyük katkılarda bulunmuşlardır.[13]

Eski Roma müziğinde İunan, Ortadoğu ve Etrüsk etkileri vardır. Bronz tuba ve korno Etrüsk, Aulos çalgısı İunan, tulumlu gaıda Ortadoğu kökenli çalgılardır. Roma'da şölen, eğlence ve zafer geçitlerinde bu çalgıların ıanısıra arp, lavta, simbal, davul ve ziller kullanılmıştır.[14]

Bizans döneminde müzik, daha çok tek sesli ve makamsal olarak icra edilir. İmparator Justinien döneminde (527) müzikli ayinler geleneksel bir törene dönüşmüştür. Kilise müziği olarak gelişmesini sürdüren Bizans müziği dini törenlerde başroldedir. Enstrüman olarak org en önemli alettir. Kiliselerde büyük orglar müziğe ilahi ve yüksek bir hava vermektedir. Dini müzikte istenilen de budur. Zamanla dini müziğe çalgı olarak nefesli ve vurmalı aletler de eklenir.

Bu dönemde halk arasında da müzik yapılmaktadır. Çeşitli şenliklerde ve kutlamalarda müzik vardı. Ama Bizans müziği esas olarak dini müzikti. Papa Gregorius 6.yy'da ilahilerin tümünü bir yerde toplayarak ve halk temalarından arındırarak dini müzik geleneğinin temellerini atar.

Bu dini müzik kutsallığı öne çıkaran, insanlara hayatı ve ölümü düşündüren ve en önemlisi insanda ilahi ve büyüklük hissi uyandıran bir müzik türü doğar. Amaç insanlara Tanrısal gücü hissettirerek, korku ve gücü göstermektir. Hıristiyanlığın kabülü ile dini müzik de bu yönde gelişmiştir. Kiliselerde törenlerde müzik ve dini metin bir arada kullanılır. Amaç insanlara dini anlatmak, nasıl davranmaları gerektiğini söz ve müzikle empoze etmektir. Zamanla müzik sözün önem kazandığı bir hale gelir. Korolar devreye girmiştir. Koral müzik önem kazanmaya başlar.[10]

Kaynaklar

[1] http://ranaozkilic.blogspot.com/2007/07/yunan-roma-mzii.html
[2] http://hinlikperisi.tripod.com/muzik08.htm
[3] www.mavi-nota.com/index.php?link=yazi&no=1757
[4] www.beethovenlives.net/eski_yunan_medeniyetinde_ve_berg.htm
[5] Grout, Donald Jay; Claude V. Palisca. "Chronology: Ancient and Medieval: Ancient Rome". iClassics. 22, www.iclassics.com/periodArticle?contentId=3003
[6] Adkins, Lesley; Roy Adkins (1998). "Handbook to Life in Ancient Rome". Oxford: Oxford University Press. ISBN 0-19-512332-8, s. 89.
[7] Adkins, a.g.e., s. 349-350.
[8] Adkins, a.g.e.. s. 300.
[9] http://tr.wikipedia.org/wiki/Antik_Roma
[10] www.muzikkursu.com/roma-ve-bizans-muzigi.html
[11] www.webnaturel.com
[12] www.uludagsozluk.com/k/roma-muzigi/
[13] http://muzikdersi.com/portal/inde6.php?option=com_content&do_pdf=1&id=33
[14] www.matematikcafe.net/kisaca-muzik-tarihi-t-8330.html

facebookta paylaş

Kayıtlı

Yaşamadığımı Hüdhüd’ten başka bir bilen yok.

Sayfa: [1]