Gizliilimler.Org

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Marduk ve Tarık Yıldızı

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Haberler:

Sayfa: [1]
*GönderenKonu:

Marduk ve Tarık Yıldızı

(Okunma sayısı 4157 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Marduk ve Tarık Yıldızı

« : Kasım 30, 2012, 12:16:47 ÖÖ »
Marduk Planet

Marduk ve Tarık Yıldızı
HAZIRLAYAN: AKHENATON

Marduk Kimdir?

Marduk, Bâbil ve Asurluların yaradılış destanlarında yer alan, tanrıların en bilgesi ve güçlüsüdür. Alexander Heidel'in yazdığı ve Türkçeye de çevrilen “Enûma Eliş” (Bir Zamanlar Yukarıda) kitabında adı geçen bir yaradılış destanı kahramanıdır. Kötü tanrı Tiamat'ı öldürmesi için özel olarak görevlendirilen ve onu öldürerek Bâbil şehrini kuran, yeri ve göğü yaratan, kendisine destek veren iyi tanrılara hizmet etsin diye insan soyunu da yaratan tanrıdır. Destan, bir kısmı tamamıyla tahrip olmuş 7 kil tablet deşifre edilerek günümüze kazandırılmış. Yazıldığı tarih için ise, M.Ö. 700 den M.S.1600 yılına kadar uzanan geniş bir aralığı söz konusudur.[1]

Marduk (Akatça'daki Sümerce yazılışı AMAR.UTU (güneşsel dana), Tevrat'ta Merodach), antik Mezopotamya'daki geç dönem tanrılarından birinin adı. Bâbil şehrinin baş tanrısıydı; Hammurabi zamanında Bâbil, Fırat vadisinin politik merkezi olduğunda, Bâbil panteonunun başı olarak Marduk'a tapınılmaya başlanmıştır. Bâbil yaratılış destanı olan Enûma Eliş'te tanrıların en büyüğü ilan edilmiştir.

Marduk'un lakabı, “Büyük Efendi, dünyanın ve cennetin efendisi”ydi. Gücünün, her zaman fakir insanlara yardım etme ve kötüleri cezalandırmada kullandığı bilgeliğinde saklı olduğuna inanılırdı.

Marduk, Mardok olarak da okunabilir. Bereket tanrısıdır ve sembolü "mer-doğ" (bağ belidir), sonraki tarihlerde bu mazda olarak değişecektir. Bu tanrıya inananlardan biri de mardailar, yani Mardinlilerdir (Merd-inliler). Daha sonra (r fonetiğinin düşmesi ile) Medlere dönüşmüş olma ihtimali vardır.

Marduk, Mezopotamya dininde Bâbil'in büyük koruyucu tanrısıdır. Bu özelliğiyle sonunda Bel'le özdeşleştirilmiştir. Marduk, Eskiçağ çok tanrıcılığında özel bir yeri olan en büyük tanrılardan biridir. İlkin tarım tanrısıydı, sonra M.Ö. 20. yüzyılda Kral Hammurabi tarafından en yüce tanrı derecesine yükseltildi, daha sonra M.Ö. 16. yüzyılda Kral Buhtunnâsır (Nebukadnezar) tarafından tek tanrı sayıldı.

Marduk, bu açıdan bakınca tek tanrıların ilkidir,-. Mısırlı IV. Amenotep'in tektanrısı Aton (M.Ö. 12. yüzyıl)'dur. Ne var ki Nebukadnezar, Marduk'un tek tanrı olduğu inancını sadece kendi taşımış, ulusuna yaymak gücünü gösterememiştir. İnançsal tarihi M.Ö. 4.000 yılına kadar iner. Eski Mezopotamya inançlarında o, özdeğe biçim veren ve detayı yaratan tanrı sayılmaktadır. Balçıktan insanı yaratan odur. Tarım tanrısı olduğundan ötürüde marru (bel küreği)'yla simgelenmiştir. Sümerler Amoritlere yenilince; Marduk, tanrı Enlil'in de yerini almış ve bütün tanrıların en büyüğü sayılmıştır.

Sümerlerin "Enuma Eliş" sözcükleriyle başlayan ve bundan ötürü bu adla anılan uzun yaratılış şiiri, Marduk'un baş tanrılığını şöyle anlatır (Kimi incelemeciler Marduk'un bu şiire sonradan sokulduğunu ileri sürmüşlerdir): İlk kaosun canavarı Tiamat'ı (tuzlu suların kişileşmesi) yendikten sonra "yeryüzünün ve göğün tanrılarının efendisi" olur. İnsanlarla birlikte bütün doğa, varlığını ona borçludur.

Krallıkların ve uyruklarının yazgısı onun elindedir. Yeryüzünü de Kingu'nun kanıyla yoğurup elde ettiği balçıktan ilk insanı meydana getirmiş. Bâbil Kralı Hammurabi ünlü yasalarını kendisine dikte ettirenin Marduk olduğunu söyler. Marduk burada adalet tanrısı Şamaş kişiliğindedir. İncelemeci Samuel Reinach, Hamurabi yazılarıyla Yahudi yasaları arasındaki benzerliğe işaret ederek, Marduk'u Yehova'yla aynılaştırır.

Bâbil'deki en önemli Marduk tapınakları, Esagila ve tepesinde bir Marduk tapınağı bulunan "Etemenanki" adlı ziggurattı. Esagila'da her yeni yıl şenliğinde Enuma Eliş şiiri okunurdu. Marduk'un karısı olarak en sık anılan tanrıça Zarpanit ya da Zarbanit'ti (Zarpan Kentinin Kadını). Marduk'un yıldızı Jüpiter, kutsal hayvanları ise at, köpek ve özellikle çatal dilli canavardı.

Marduk, en eski anıtlarda, elinde üçgen bir kürek çapayla betimlenir; bunun bereketi ve birlikteliği simgelediği düşünülür. Yürürken ya da savaş arabasına binmiş durumda da betimlenir. Giysisi yıldızlarla süslüdür. Elinde bir asa vardır; ayrıca yay, mızrak, ağ ya da yıldırım taşır. Asur ve Pers kralları da yazıtlarda Marduk ve Zarpanit'i saygıyla anmışlar, ikisinin birçok tapınağını yeniden yaptırmışlardır.

Marduk özel bir ad olmayıp, Nimrod'la aynı anlama gelen bir sıfattır. Hem Nimrod, hem de Nimrod'un tanrılaştırılmış şekli olan Marduk, içeriğinde isyan etme anlamını taşıyan birer sıfattırlar. Nimrod zamanının ilk isyancısı olma özelliğiyle Şeytan'ı simgeler. Nimrod ve Marduk sözcüklerinin "Maradh" sözcüğünden türemiş sözcükler olduğu düşünülür. Bu sözcüklerin içeriğindeki isyan etme ve muhalif olma anlamı Şeytan sözcüğünde de bulunduğundan, Marduk ilk başta Şeytan'ı simgelemektedir. Bu nedenle satanizmde Marduk özel bir yere sahiptir.

Tanrılar, zamanla nitelikleri bakımından az çok değişiklikler gösterdiğinden, bu tanrılar farklı adlarla devam ettiğinde bunların farklı tanrılar olduğu zannedilebilir. Marduk kendisini Baal ve Tammuz adlarıyla devam ettirmiştir. Baal ile Tammuz arasındaki önemli bir fark, Baal'ın simgesinin Hilal, Tammuz'un simgesinin ise Güneş olmasıdır. Baal uğruna küçük çocukların kurban edildiği bir tanrıdır. Fırtına ve yağmur tanrısı olan Baal verimlilik tanrısı olarak görülerek, Ortadoğu bölgesinde yaygın bir biçimde tapınılan bir tanrı olmuştur. Aslında Bâbil'de tapınılan üçlü tanrılardan Sin, İştar ve Şamaş tek bir tanrıda, Marduk'ta birleşerek üçlük inancını oluştururlar. Buna göre Marduk bütün ışık veren gök cisimleriyle simgelenmiş olur. Marduk adının Bâbil kentini kuran Nimrod'dan geldiği düşünülür. Merodak-Baladan adı Bâbil'in bir kralının adı olup bundan görüldüğü gibi Baal adı aynı zamanda Merodak olarak da adlandırılan Marduk'tur. Bu şekilde Baal ilk olarak Bâbil'in baş tanrısı olan Marduk olarak ortaya çıkmıştır. Bâbil kralları aynı zamanda kendileri de bir tanrı olarak görülürler ve tanrılarının adlarını taşırlardı. Anlatımlara göre Nimrod insanların dağılmayıp kendi yönetimi altında bir arada bulunmalarını istemiştir. Bu amaçla Bâbil Kulesi'ni inşa etmeye yeltenerek bir isyanı başlatır. Nimrod hayvanları avlayan ve insanları benzer şekilde öldüren savaşçı bir kişiliğe sahiptir. İsyancı olma özelliğiyle Marduk ve Nimrod sözcüklerinin içeriğinde isyan etme anlamları bulunur. Tammuz'la ilgili anlatımlarda, kadınların ölen Tammuz'un ardından yas tutup ağladıkları gösterilir. Bunun nedeninin, insanlara şiddet uygulayan Nimrod'un da benzer bir şiddet sonucu öldürülmüş olmasından kaynaklandığı düşünülür. Bununla birlikte Bâbil inancında ölüm gerçek ölüm olmayan bir süreçtir ve yeniden doğuşa (reenkarnasyon) inanıldığından, aslı Nimrod olan Tammuz'da her yıl yeniden dünyaya doğmaktadır.

Tanrılaştırılmış Nimrod olan Marduk Semiramis'in oğludur. Semiramis gök kraliçesi ve kutsal anne olarak görülen bir tanrıçadır. Kutsal Anne Semiramis ve oğlu Nimrod (Marduk) inancı bu şekliyle Bâbil'den gelir. Hıristiyanlık bu eski putperest inanç biçimini İsa'nın annesi Meryem'le çocuk İsa'ya uygulamıştır. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında olmayan, Kutsal anne Meryem ve bebek İsa inancı buradan doğar. Gerçekte Meryem'den "Kutsal Anne" diye söz edilen bir pasaj bulunmaz. Marduk güneş tanrısı olduğundan, kundaktaki ve beşikteki çocuğun başucunda bir güneş çemberi (Halo, Nimbus) resmi bulunur. Çocuğun bulunduğu kundak beş köşeli İştar Yıldızı (Pentagram) olarak resmedilir ve İştar Yıldızı'na benzeyen Helleborus Niger çiçeğiyle simgelenir. Marduk reenkarnasyon ile yeniden dünyaya geldiğinde annesiyle evlenerek, bu kez oğlu olmak yerine, kocası (Baal: koca) olur. Annesinin adı da değişir ve İştar adını alır. Bundan böyle Marduk (Nimrod), Baal ve Tammuz olarak varlığını sürdürür.[2]

Marduk Gezegeni

Marduk, 36 milyar km. uzaklıkta olduğuna inanılan ve 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı iddia edilen gaz gezegen. İsmini Bâbil tanrılarının kralı Marduk'tan alır.

Son yörünge geçişini, MÖ 1649'da yaptığı iddia edilen Marduk, bir mite göre Thera yanardağının patlamasını da içeren bir dizi doğal âfete neden olmuş, Mısır’dan Çıkış mitlerine esin kaynağı oluşturmuş, Yakındoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde siyasi ve sosyal dengeleri altüst etmiştir.

Marduk, Bâbil ve Asurluların yaradılış destanlarında yer alan, tanrıların en bilgesi ve güçlüsüdür. Alexander Heidel'in yazdığı ve Türkçeye de çevrilen Enuma Eliş kitabında adı geçen bir yaradılış destanı kahramanı. Kötü tanrı Tiamat'ı öldürmesi için özel olarak görevlendirilen ve onu öldürerek Bâbil şehrini kuran, yeri ve göğü yaratan, kendisine destek veren iyi tanrılara hizmet etsin diye insan soyunu da yaratan tanrı. Destan bir kısmı tamamıyla tahrip olmuş 7 kil tablet deşifre edilerek günümüze kazandırılmış. Yazıldığı tarih için ise, MÖ 700 den 1600 yılına kadar uzanan geniş bir aralığı söz konusu.

Uranüs gezegeninin yörüngesinde- ki tedirginlikleri bilinmeyen başka bir gezegenin yapabileceği varsayımından hareketle Neptün gezegeninin keşfi, matematiğin bir zaferi oldu. Bundan sonra Neptün gezegeninin yörüngesindeki düzensizliklerden yola çıkılarak 9. gezegenin bulunması için matematikçiler ve gökbilimciler seferber oldular. Sonunda Plüton gezegeni 1930 yılında bulundu. Ancak 2006 yılında boyutu nedeniyle cüce gezegenler kategorisi altına alındı.[3]

Marduk, Rus asıllı Zecharia Sitchin'in "12. Gezegen" adlı kitabında da yer alır. Sitchin, bu kitabında her 36 yüzyılda bir Dünya'nın yakınından geçen 12. Gezegenden, Marduk'tan bahseder. İddiaya göre bu gezegen, Dünya'nın yakınından her geçtiğinde çok büyük felaketlere yol açmakta. Böyle bir gezegenin varlığına kuşkuyla bakan bilim insanları içinse, 1930 yılına kadar keşfedilmeyen Plüton örneğiyle gönderme yapılıyor. 1930 yılına kadar keşfedilemeyen Plüton örneğinde olduğu gibi, bu gezegenin de görülmeme olasılığı ya da bilim dünyasınca gizlendiği savı ileri sürülüyor.

Uranüs gezegeninin yörüngesinde- ki tedirginlikleri bilinmeyen başka bir gezegenin yapabileceği varsayımından hareketle Neptün gezegeninin keşfi, matematiğin bir zaferi oldu. Bundan sonra Neptün gezegeninin yörüngesindeki düzensizliklerden yola çıkılarak 9. gezegenin bulunması için matematikçiler ve gökbilimciler seferber oldular. Sonunda Plüton gezegeni 1930 yılında bulundu. Ancak, bunda matematik' değil tesadüfler daha fazla önemliydi.

Plüton'un keşfinden sonra geçen 74 yılda uzay araştırmalarının aldığı yol çok farklı ve Marduk büyüklüğünde bir gökcisminin bu kadar yakına geldiği halde görülmemesi beklenen bir durum değil. Hele, keşfedildiğinin toplumdan gizlenmesi için hiç bir neden yok.

Nitekim çok daha küçük ve uzak bir gökcismi olan Sedna, buna örnek gösterilebilir. Sedna ilk kez 14 Kasım 2003 tarihinde Palomar Gözlemevi'nin 48 inçlik teleskopuyla gözlendi. Resmi adı 2003 VBl2 olan Sedna, Güneş Sistemi'nin en uzak ve soğuk cismi olarak biliniyor. Güneş'e olan uzaklığı Plüton'un yaklaşık 3 katı kadar (yaklaşık 18 milyar km). Sıcaklığı - 240° C. Renginin kırmızı olması da Marduk'un rengiyle uyum içinde...Elde edilen ilk görüntülerden, Sedna'nın bir uydusu'nun da olabileceği söylendi ancak bu bilgi daha sonraki görüntülerle doğrulanmadı. Bu durum da komplo teorisyenleri tarafından bilim insanlarının olayı gizlemelerinin kanıtı olarak gösterilmekte.[1]

2012 Yılı

Kâhinlerin kıyamet tarihi olarak 2012'yi işaret etmesinin nedenine gelince; ilk akla gelen örnek, Mayaların takvimi... Binlerce yıl önce Meksika'da Mısır piramitlerine benzer dev anıtlar inşa eden bu kavim için sanki 2013 diye bir yıl olmayacak. Üstelik sadece Mayalar değil, onlarla aynı tarihlerde ama farklı coğrafyada zamanının süper gücü olan uygarlıklar; Sümer, Akat ve Bâbilliler de aynı tehlikeden bahsediyor.

Peki neden 2012? Ve gerçekten ne olacak bu tarihte? Bu sorunun cevabini da biz verelim: Bu tarihte Marduk adlı bir gezegen, Dünya'nın çok yakınından geçip, bir dizi korkunç afete yol açacak. Bu görüşe hangi araştırmacıların, nasıl bir yol izleyerek geldiğini de anlatalım:

1976'da, Bâbil, Sümer, Akat ve İbrânî dillerinde uzman olan Rus kökenli Zecharia Sitchin, büyük tartışma başlatan bir dizi kitap yayınladı. Sitchin, Güneş sistemimizde Plüton'dan uzakta bir gezegen daha bulunduğunu; Bâbillilerin "Marduk", Sümerlerin "Nibiru" diye adlandırdıkları bu gök cisminin Güneş çevresindeki turunu 3600 yılda bir tamamladığını ve turunu tamamlayıp Mars ile Jüpiter arasından Güneş'e yaklaştığı sırada, parlak kırmızı rengiyle dünyadan da görülebileceğini öne sürdü. Yaklaşık 30 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır'da bulunan kil tabletleri ve papirüsleri inceleyen Sitchin'e göre eski Mezopotamya'da sayı sisteminin 60'li taban üzerine oturması, dairenin 360 derecelik bir açıya sahip olması ve Akat dilindeki "Tanrı Kral" manasındaki "Sar" kavramının aynı zamanda "3600 yıl" anlamına da gelmesi hep bu gezegenin yörüngesiyle ilgiliydi. Eski uygarlıklar, Sitchin'e göre Marduk'un farkındaydı. Yakındoğu'nun her yerinde rastlanan "kanatlı disk" amblemi aslında bu gök cismine duydukları saygının tezahürüydü.

Gelelim bugüne. "2012: Marduk'la Randevu" adlı kitabında Sitchin'den edindiği bilgileri Maya Takvimi'yle birleştiren bir Türk gazeteci, Burak Eldem, Marduk adlı gezegenin 2012'de yeniden Dünya'nın yakınından geçeceğini iddia ediyor şimdi. Eldem, Sitchin'den yola çıkıyor, fakat gezegenin yörüngesinin 3600 değil, 3661 yıl sürdüğünü düşünüyor. Çünkü Maya Takvimi'ne göre içinde bulunduğumuz 5. ve son "dünya çağı" 2012 yılında sona eriyor. Dünya'nın doğal dengesini bozan son felaketlerin yaşandığı, yani Marduk'un dünyaya bir önceki ziyaretinin tarihini ise M.Ö. 1649 olarak veriyor. 2012 ile bu tarih arasında tam 3661 yıl bulunuyor.

Peki bu "belalı gezegen"in son ziyaretinde neler yaşanmıştı? Eldem'in araştırmalarına göre o tarihte dünyada doğal afetler bir çok medeniyeti yıkmış ve yenilerin kurulmasına yol açmış. Detayları Eldem'den dinleyelim:

"Ege'de Santorini Adası'ndaki yanardağ patladı, patlamanın şiddetiyle oluşan tsunamiler birçok kıyı kentini sel altında bıraktı, izleyen yıllarda Nil Deltası'nın doğusundan büyük bir göç görüldü. Bâbil de bu kargaşadan nasibini almış, ayni yıllarda kuzeyden gelen topluluklar tarafından işgâl edilmişti. Yaşanan büyük afetin belleklerden silinmeyen izleriyle 'Mısır'dan çıkış destanı' olan Exodus kaleme alindi. Yani Marduk, göreceli olsa da Tevrat'ta da geçiyor."[4]

7200 yıl önce bu geçiş esnasında oluşan sel felaketi ısıda ani değişimlere ve şiddetli fırtınalara sebep olduğu gibi Antartika’nın buzullarını eriterek yine sellere sebep olmuştur.[5]

3600 yıl önce Yahudi toplumunun Mısırdan çıkışı esnasında Dünya tekrar büyük felaketler yaşamıştır. Yine bu gezegenin Dünyaya yakın geçme dönemidir.

2012 yine aynı dönemdir. Eris=Nibiru/Marduk/Tarık Dünyaya en yakın noktadan 2012-2014 yılları arası geçerken jeolojik değişiklikler meydana gelecektir. Dünyada buzullar erimeye devam etmektedir.

Şu ana kadar Dünya dışında ki değişimler aşağıdaki gibidir:
1. Neptün’ün ayı Triton ısınıyor.[6]
2. Pluto alışılmadık bir ısınma yaşıyor.[7]
3. Jüpiter’in uydusu IO da volkanik patlamalar ve püskürmeler.[8]
4. Mars’ın ısınması.[9]
5. Satürn’ün ısınması.[10]
Çeviri: Alpaslan Kuzucan [11]

Dikkat çekici olan nokta, Hitit Mitolojisindeki Hahimmas Miti ya da Mısır'da karşımıza çıkan “Ra'nın Gözü” hikâyesinde olduğu gibi, güneşin ortalardan kaybolduğu sıradışı anlara ilişkin, toplumsal bellekte yer etmiş olayların varlığıdır.

“Enuma Eliş” ve Sümer kil tabletleri ya da silindir mühürler bize yalnızca Nibiru/Marduk adlı bu gezegenden söz etmiyor. Güneş sistemimizin henüz tanışmadığımız bu üyesinin, cüssesine uygun büyüklükte ve çapta, dört de uydusu var. Yaratılış efsanesinde bu uydulardan birinin "Tiamat'a saldırdığını" okuyoruz; ve onu parçaladığını. Tiamat'tan geriye kalan parçalar, bu çarpışmadan artakalan "molozlar".

Şimdi, böylesine büyük bir kütleye ve çevresinde dönen dört uyduya sahip dev bir gezegenin, yörünge geçişleri sırasında güneş sistemimizin dünyanın da bulunduğu bölümde ne denli büyük tehlikeler yaratacağını düşünebiliriz:

Büyük yeni çarpışmalara yol açabilir; asteroit kuşağından geçip Mars'a doğru yaklaşırken çok sayıda bu tür parçacığı çekim gücüyle "yedeğine alıp" yanında sürükleyebilir; bunların uzaya savrulmasıyla dünya ve uydusu ay üzerine meteor yağmurları yönlendirebilir; uydularıyla birlikte oluşturacağı güçlü etkiyle dünyanın atmosferini rahatsız edebilir ve benzeri görülmedik fırtınalara neden olabilir; dahası, yerkabuğuna uygulayacağı güçle yeryüzünde büyük zincirleme depremlere, hatta eksen hareketinde aksama, yavaşlama ve durmalara bile neden olabilir.

Eski çağ toplumlarının bize bıraktığı zengin "mitoloji"lerde, bunların hepsinin izlerine rastlıyoruz. Hatta Ay'ın ve Mars'ın üzerinde gördüğümüz bol miktarda krater ve çukurlar, evrenin bu iki gök cismine hiç de nazik davranmadığının göstergeleri olarak hâlâ önümüzde duruyorlar.

Kitabın başından beri yinelediğimiz gibi, mitleri ve kutsal metinleri geçerli birer tarihsel kaynak gibi birebir "yaşanmışların kaydı" olarak kabul etmek, büyük bir yanılgı olur ve ancak körü körüne inancın varlığını gösterir.

Ama dünyanın değişik bölgelerinde binlerce yıldan bu yana varlığını koruyan, büyükçe bir bölümü çok eski çağlardan bu yana sözlü gelenekle aktarılmış bu külliyatı bütünüyle "uydurulmuş hikâyeler" olarak görüp, dikkate almadan bir kenara atmak, sandığımızdan çok daha vahim bir hataya sürükleyebilir bizi.

Düşeceğimiz en büyük ve en korkunç yanılgı, sahip olduğumuz bilim ve teknolojiye narsist bir utkuyla bağlanıp, "ne çok şey bildiğimizi" düşünerek böbürlenmek; eski çağdaki atalarımızıysa "hiçbir şey bilmeyen batıl inançlı cahiller" olarak yargılamaktır. Evren ve bu gezegendeki varlığımız hakkında neredeyse hiç bir şey bilmiyoruz. El yordamıyla başlayan ve hızlanarak süren bir bilgilenme dönemindeyiz henüz; elimizdekilerse son derece az.

Çok açıktır ki, eskilerin yazdıklarına daha saygılı bir tavırla yaklaşmamız gerekiyor. William Irwin Trompson, Tarihin Kıyılarında adlı müthiş kitabında 'Ya dünyanın tarihi bir mitse, ama bu mit, dünyanın gerçek tarihinden geriye kalanlarsa?' diye sorar.

Zecharia Sitchin'in çabalarıyla tarihsel izleri su yüzüne çıkan Onuncu Gezegen Nibiru/Marduk astronomların yarım yüzyıla yakındır ısrarla aradıkları “Gezegen X”ten başka bir şey değildir. Plüton'un diğer gezegenlere oranla farklı eğime sahip, basık ve uzun bir yörünge izlemesi gibi, Nibiru/Marduk da çok büyük ve aykırı bir yörüngeyle Güneş'in çevresinde tur atmaktadır.

Güneş sistemimize her yaklaştığında ciddi doğal afetlere neden olan bu dört uydulu devin, baştan beri izini sürdüğümüz, İ.Ö. 1650'lerde tüm dünyada yaşanan ve Exodus kitabına esin kaynağı olan zincirleme felâketlerin doğrudan sorumlusu olduğunu düşünüyorum. Bu, ilk bakışta, bütün ayrıntılar bir yana, son derece dikkat çekici bir sonuca yönlendiriyor bizi: Eğer M.Ö. 1650'lerde olanların sorumlusu Nibiru'ysa ve eğer bu gezegenin yörüngesi gerçekten 3600 yıl dolayında sürüyorsa, güneş sistemimize bir daha ki yakın geçişi çok yakınlarda olmalıdır!

Yörüngesinin tam uzunluğu açıklanmayan; ancak '3600 yıl' gibi yuvarlak ve hesaplamayı kolaylaştıran bir sayıyla simgelenen bu dev gezegenin geri dönüşü, acaba astronomik tahminlerdeki isabetle tanıdığımız antik Maya uygarlığının “Çağ Bitişi” olarak işaretlediği 2012 yılına rastlayabilir mi? [12][13]

Tarık Yıldızı

Kuran’da, “Gökyüzüne ve Târık’a (sabah yıldızına) yemin ederim. Târık’ın ne olduğunu nereden bileceksin? (O, karanlığı) delen yıldızdır.” (Tarık, 1-3) [18] ayetindeki “Târık” olarak adlandırılan yıldız, Diyanet mealine göre “Sabah Yıldızı” yani “Venüs”tür. Fakat diğer yorumcular Târık’ın hangi yıldız olduğu hakkında bir şey söyleyememektedir.[14]

Karia Sûresi'nin ilk 10. ayeti ise şöyledir:

“Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket? (Kimi meallerde "o şiddetli ses çıkararak ÇARPAN") Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin? O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır. Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır. İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse, Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır. Ama kimin de tartıları hafif gelirse, İşte onun anası (varacağı yer) Hâviye'dir. Sen Hâviye'nin ne olduğunu ne bileceksin? O, kızgın bir ateştir.” [15]

Ruhsal celselerden alınan bilgilerde yine ayni durumla karsılaşıyoruz. Konuyla ilgili olan kısımları aynen aktarıyorum:

C.Kanalı Celsesi Mart 2003 (Mesaj 6)

Altı ustu buz olan o gök cismi,dünyaya doğru yol alandır. Beyazdır,altı ustu buzdur,soğuktur ve adi henüz yoktur. Adi Şavah'tır. (Burada
çelişki varmış gibi görünse de adi bizim için yoktur denilmek isteniyor. Zira bilim böyle bir şey henüz tespit etmemişti ki ona isim versin..)

(Dikkatli gözler için çelişki uyandıracak bir başka konu da; Kurân, çarpan cismin kızışmış bir ateş olduğundan bahsettiği halde
ruhsal celsede 'cismin altı ustu buzdur' denilmektedir. çelişki yoktur. Nedeni: Ruhsal celsede cismin yol almakta olduğu anlatılırken
Kurân'da ise çarpma ani anlatılmıştır. Yani atmosfere çarpan cisim sürtünmenin etkisiyle kızışacak ve dolayısıyla yanmaya başlayacaktır.)

Konuya Ruhsal celselerle devam edelim;

İnsan oluşta yol alırken, gündüz oldu sanacak geldiğinde, yardığında denizi!.. Üç kıtada sular seller olacak, Asya hariç kalacak ve
kabullenen insan zorlanmayacak. Dünya sakin bir halde sevgi ülkesi olmaya doğru yol alacak.

Suların,binaların, dağların altında mi kalacağız, gökyüzü mu yarılacak, felaketler mi olacak? Sizlerin suali bu değil su olmalı:

Geçişte görevim ne olacak? Asil olan kendinize dönmek, isin tesirinden çıkıp, asil olana, kendinize dönmek. Ve göreceksiniz ki her yolunuz
açılacak.

C.Kanalı Celsesi Ekim 2002 (Mesaj 4)

yıl 2002; insan geçişe hazırlanıyor
yıl 2003; insan geçişe hazırlanıyor
yıl 2004; insan geçişe hazırlanıyor
yıl 2005; insan geçişe yoğun hazırlanıyor
yıl 2006; insan geçişe ilk adımını atıp silkeleniyor
yıl 2007; insan geçişte
yıl 2008; insan geçişte, büyük gemi geliyor
yıl 2009; insan uyanıyor
yıl 2010; insan mahmur
yıl 2011; insan şaşkın

yıl 2012; YENİÇAĞ! insan mutlu,insan huzurlu, yeryüzü cennet. Kaostan çıkmış tertemiz bir dünya. Almaktan çok vermenin haziniyaşayanların dünyası. El ele, gönül gönüle ve asil medeniyet!.. Sanmayın ki harabeler arasında yıkık dökük bir dünya, olağanüstügüzel, yeşeren bitkiler ve açılan şuurlarla yepyeni bir dünya!.. [16]

Tarık yıldızı, tasavvufta, her mertebedeki faaliyet gösteren yıldızın ifâdesidir.[17]

Konuyla İlgili İngilizce Kaynaklar
  • By Samuel A. M. Mercer, Trinity Colloge, University of Toronto, "Osiris and Marduk", www.bhporter.com/Porter%20PDF%20Files/Osiris%20and%20Marduk.pdf
  • The “Heroic” Establishment of Patriarchy: A Jungian-Feminist Reading of the Babylonian Creation Myth, http://tlderynck.com/TD_Myth.pdf
Konuyla İlgili Videolar

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=ug9DgANzu8I" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=ug9DgANzu8I</a>

#Gecersiz YouTube Linki#

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=ierlZibBgSE" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=ierlZibBgSE</a>

Kaynaklar

[1] www.felsefeekibi.com/forum/forum_posts.asp?TID=35348&PN=2
[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Marduk
[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Marduk_%28efsanevi_gezegen%29
[4] http://godandus.blogcu.com/marduk-hakkinda-gorusler5/7638291
[5] Dr. John T. Hollin at Maine University (U.S.A.)
[6] BBC Science & Technology News, July 25, 1999.
[7] Massachusetts Institute of Technology News, October 9, 2002.
[8] Icarus Astronomy, November 2002.
[9] ABC News, December 7, 2002.
[10] January 28, 2007, www.interstars.net: scientist of the UCLA (University of California, Los Angeles.
[11] www.enduroist.com/forum/showthread.php?t=7688
[12] Burak Eldem, "2012: Marduk'la Randevu", s.285-287.
[13] www.derkenar.com/kitapkurdu/marduk-gelince-ne-olacak/
[14] http://upuaut.15.mx/Canopus.pdf
[15] http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#101:1
[16] www.oezers.com/fr/topic.asp?TOPIC_ID=851
[17] www.islamvetasavvuf.com/tayfun/dokuman/52_Fecr_suresi.pdf
[18] http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#86:1

facebookta paylaş

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda

Sayfa: [1]