Gizliilimler.tr.gg

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Ölü Deniz Yazmaları (Kumran Yazıtları)

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Sayfa: [1]
*GönderenKonu:

Ölü Deniz Yazmaları (Kumran Yazıtları)

(Okunma sayısı 804 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Mesgul
Rep Puanı: 3
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4304
Sessiz...

  • MSN Messenger - lusiyen@hotmail.com

  • Profili Görüntüle
  • E-Posta

Ölü Deniz Yazmaları (Kumran Yazıtları)

« : Haziran 05, 2012, 07:18:23 ÖS »
Ölü Deniz Yazmaları (Kumran Yazıtları)

1947’de, Ölü Deniz Kıyısında Kumran'da, çobanlık yapan bir Bedevi'nin kaybolan hayvanlarını ararken girdiği bir mağarada bulduğu yazmalar bilim ve teoloji dünyasını alt üst etmişti. Tarihe Ölü Deniz Yazmaları olarak geçecek olan bu yazmaların sırrının çözülebildiğini söylemek için ise daha çok erkendir.

Yazmaların 1947’de çoban tarafından bulunmasından sonra, bu yazmalar Kudüs Üniversitesi'nin eline geçmiş ve bu mağaralarda araştırmalar başlamıştır. 1958 yılına kadar süren çalışmalarda birçok yazmanın yanısıra arkeolojik başka bulgulara da rastlanmıştır.

10 yıl süresince 11 mağarada yapılan kazılar 800 kadar yazmanın ve birçok parçanın gün ışığına çıkmasını sağlamıştır. Bunlar arasında Tevrat'ta geçen metinler bulunduğu kadar bulunmayanlar da bulunmaktadır. Bu metinlerin aşağı yukarı 4'te biri kadarı Tevrat'ta geçen metinlerdir. Bunların dışında kutsal metinlerin imitasyonları da söz konusudur. Fakat yazmaların pek çok yeri okunamadığı için bunları yeniden derlemek çok zor olmuş, kimi bölümlerse derlenemez şekilde bozulmuştur.

Metinler daha çok deri üzerine yazılmış olmakla birlikte papirüs ve bakır üzerine yazılmış metinler de vardır. Bu metinlerin dilleri İbranice, Arami dili ve yerel dillerdir. Bu belgeler aynı zamanda bunları yazan topluluğun inançları ve yaşayışları hakkında da bilgi vermektedir.

Bu metinleri bir Yahudi topluluğunun yazdığına kuşku yoktur. Bu topluluk genellikle Esseniler olarak düşünülmektedir. Metinlerin yazılış tarihleri de metinlerin bir topluluk tarafından yazıldığını ve saklandığını göstermektedir. Metinlerin en eskisi M. Ö. 250 en yenisiyse 68 tarihine tarihlenmektedir. 68 tarihi aynı zamanda Kudüs'e giden Roma ordularının Kumran kentini yıktıkları tarihtir.

YAZMALARI KİMLER YAZDI?

Yazmaların bir Yahudi tarikatına ait oldukları konusunda araştırmacılar görüş birliğine varmışlardır. En olası gözüken topluluk ise Esseniler olarak düşünülmektedir. Bu topluluğun Esseniler olup olmadığını bir kenara bırakıp yazmalara göre bu topluluğun kurallarına ve yaşayışına bakmakta fayda vardır.

Çıkan yazmaların arasında bu tarikatın kurallarını belirleyen yazmalar da vardır. Bunların arasında bu topluluğun Tanrı'yla yeni bir ahit yaptığına ilişkin yazmalar da vardır.

Kanunlar yazmasında bu tarikatın kurallarıyla ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olabiliyoruz.. Bunun dışında tarikat hakkında bilgi alabileceğimiz başka yazmalar da vardır.

Yazmalara göre bu topluluk İsrail halkından çıkma, katılmak isteyen ve akıl ve disiplin sınavlarını verebilen herkese açıktı.

Tarikata girenler için, artık bu hayata başladığına ilişkin törenler yapılmaktaydı. Yeni girenler ayrıca günahlarını itiraf ediyor ve Tanrı'nın lütfunu talep ediyorlardı. Bu törenlerde ilgi çekici bir yön de Tanrı'nın adı yüceltilirken şeytan yani Belial yeriliyordu. Yeni girenin tam olarak kabul edilmesiyse yıllar sonra yaptığı işlere göre oluyordu.

Topluluk içinde ruhban sınıfının tam bir hegemonyası vardı. Ruhban sınıfı da kendi içinde bir hiyerarşiye tabiiydi. Rahipler her yıl yaptıklarına göre bir sıralamaya sokulmaktaydılar. Topluluğa girenler için ise her yıl neler yapacağı önceden belirlenmişti.

"Kardeş"ler arasındaysa tam bir sevgi ortamı öngörülmekteydi. Herkes kardeşini kendi kadar sevmeli, etrafına iyilik yapmalıydı. Kötü davranışlarsa sert bir biçimde cezayı hak etmekteydi.

Topluluğa girenler maddi zevklerden uzaklaşmak, bunların peşinden koşmamak zorundaydılar.
Evlilik yasak olmamakla beraber sıkı kurallara bağlıydı.

Bu topluluk aynı zamanda “Kanun Evi” olarak da adlandırılıyordu. Yazmalara göre on kişiyi geçtiklerinde içlerinden birinin “gece ve gündüz” yasaları okuması gerekiyordu.

Kanunlara karşı koyanlarsa cezalandırılıyor ve topluluktan ihraç ediliyorlardı.

Törenler

Topluluğa kabul edilen kişi tam bir yıl geçmeden kimi törenlere katılamıyordu.

Bu törenlerden en önemlisiyse arınma (purificatio) töreniydi. Bu tören vaftiz törenine benzeyen ve suyla yapılan bir törendi. Törenin ayrıntıları günümüze kadar ulaşmamıştır; ancak Şam yazmasına göre suyun “kişiyi tam olarak kaplayacak” kadar olması gerektiğini biliyoruz. Bu töreni büyüsel bir tören olarak kabul etmemek gerekmektedir. Bu sembolik bir arınmadır. Zaten bu törenin etkili olabilmesi için kişinin kalbinin de temiz olması gerekmektedir.

Bir önemli tören de komünyon (Rabbin Sofrası), topluluk yemeğiydi. Yemek konseyden on kişi hazır bulununca toplanabiliyor ve ekmek ve şarabın kutsanmasıyla gerçekleşiyordu. Bu 2 önemli tören de farklı şekillerle de olsa Hıristiyanlığa geçmiştir.



YAZMALARIN İÇERİĞİ

Daha önce de belirttiğimiz gibi 11 mağaradan çeşitli boyutlarda yazmalar çıkmıştır. Bu yazmalar dışında bölgede yaşayan Bedevilerden satın alınanlar yazmalar da vardır. Bu yazmalar içinde çok iyi korunanlara da rastlanmıştır, tamamen parçalanmış olanlara da.

Bu yazmaların konuları çeşitlidir. Bakır yazmalar dışında kalanları kısaca özetleyecek olursak:
  • Yaradılış (Yaratılış bölümünün apokrif'i)
  • Kurallar
  • Işık oğulları ve Karanlık oğulları (İyi kötü mücadelesini anlatan yazılar)
  • Tevrat yorumları
  • İlahiler

Ölü Deniz yazmaları içinde farklı konularda olanlar olsa da kabaca bu başlıklar altında toplanabilirler.

Bir envanter çıkartmak gerekirse, parçalı olarak 600 yakınlarında yazma söz konusudur. Bu yazmaların yaklaşık 4'te biri Tevrat metinleridir, hatta çoğu metinin birçok kopyasına rastlanmıştır.
Bu metinlerin arasında apokrif metinler de vardır.

Bulunan parçalardan bir bölümü de, 1896-1897 yıllarında Kahire'de bir sinagogda Salomon Schechter tarafından bulunan ve 1910'da yayımlanan yazmalarla aynı bölümleri içermektedir.
Şam yazması ya da Şam Belgesi denilen bu belge de değerli bilgiler içermektedir.

Bakır Rulolar

Ölü deniz yazmaları içinde en ilginç olanları da kuşkusuz bakır rulolardır. Bu ruloların diğer rulolardan olan farkı bakır olması dışında, topluluğun kuralları ya da inançlarından bahsetmemesi bunun yerine saklı bir hazine hakkında bilgi vermesidir.

Bu rulo'nun bir hazine hakkında bilgi vermesi, yazmaları araştıran ekibi de şaşırtmış, hatta bunu ilk tercüme eden John Marco Allegro'nun bunu basması bu ekip tarafından, define avcılarının hücum etmesi korkusuyla engellenmiştir.

Bu keşif bilim dünyasını da ikiye bölmüştür. Bir bölüm araştırmacı burada gerçekten bir hazine olduğunu savunurken başkaları da bunun sembolik bir anlatım olduğunu iddia etmişlerdir.

Bunun gerçek hazine olduğunu iddia edenler bu hazinelerin 1. ya da 2. tapınaktan geldiğini ve Esseniler tarafından saklandığını söylemektedirler.

Bunun tersini iddia edenlerse Kumran Essenileri'nin bu kadar zenginliğe sahip olamayacaklarını ve Kudüs'teki toplulukla olan ilişkilerinin kötülüğünden, tapınaktaki hazineleri elde edemeyeceklerini söylemektedirler.

Bu hazinelerin gerçek anlamı ne olursa olsun bu hazineleri arayanlar, hatta bu hazineleri Tapınakçıların bulduğunu söyleyenler vardır. Fakat Roma'daki Titus'un zafer takına bakıldığında Romalıların hazineleri aldıkları görülmektedir. Buna karşılık olarak da kimi araştırmacılar asıl hazinelerin saklı kaldığını,
Romalıların aldıklarının sadece göstermelik olduğunu iddia etmektedirler.

TOPLULUĞUN ÖĞRETİLERİ
Topluluk kaçınılmaz olarak Tevrat'ta geçen ana kavramlara bağlıydı ancak yine de kendine özgü görüşler geliştirmişti.

Ölü Deniz yazmaları incelendiğinde, topluluğun kendine özgü doktrinleri ve topluluk kurallarının büyük ölçüde yazıya geçirildiği görülmüştür.

Topluluğun inanışına göre, topluluk kutsal yazılardaki gizemleri anlamış ve bunların sırrına ermektedir. Kurallar yazmasına göre Büyük üstadın da görevi, bu yolu seçmiş topluluk üyelerine bu bilgileri almasında yardımcı olmaktır.

Bu şekliyle bu topluluk ezoterik karakterini göstermektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, ezoterik öğretilerin aksine fazlasıyla yazılı metin bulunmasıdır. Fakat bulunan yazılı metinler, topluluğun sakladığı sırlarla ilgili olmaktan öte kuralları ve yorumları kapsamaktadırlar.

İyi – Kötü Karşıtlığı

Topluluğun öğretilerinde en ilgi çekici husus, Zerdüştlük'te olduğu gibi, iyi ve kötü güçlerin karşıtlığının önemli bir yer tutmasıdır.

İyi güçlere hükmeden güç topluluk tarafından “Işık Prensi” diye adlandırılmaktaydı. Onun emrindekilerse “Işık oğulları” diye adlandırılmaktaydı. Onların karşısındaysa kötü güçlere hükmeden “Karanlıkların Prensi” ya da “Belial” vardı. Emrindeki güçlerse “Karanlık Oğulları” olarak adlandırılıyordu.

Ölü Deniz yazmalarına göre, Tanrı insana 2 tür ruh vermişti. Bir doğruluğun yolundan giderken ötekisi sapkınlık yolunu izliyordu. Bu yolların açıklaması da ilginçtir. Kurallar yazması şöyle anlatır:

“Bir ışık kaynağından Doğruluk kökünü almaktadır,
Sapkınlık ise karanlıkların kaynağından,
Işık Prensi'nin elinde
Doğruluk oğullarının hükümdarlığı vardı,
Işık yolundan yürüyorlardı.
Karanlıklar Prensi ise
Sapkınlık oğullarının hükümdarlığını elinde bulunduruyordu,
Ve onlar Karanlıkların yolundan yürüyorlardı. ” (Kurallar 3, 19-20)

Kralların 4. bölümünde de buna benzer ifadeler geçer. Yine Kurallar yazmasına göre Işık oğullarının işlediği günahların nedeni de Karanlıklar Prensidir.

Burada dikkat edilmesi gereken, Işık ve Karanlıklar Prensinin İyi ve kötü tanrılar olarak düşünülmemesi gerektiğidir. Çünkü her ikisi de Tanrı tarafından insanlar için yaratılmışlardır.

"Fakat Tanrı, Sapkınlığın sonunu önceden belirlemiştir.

Bu onun gizemi ve bilgeliğinin zaferidir.

Ve Tanrı yeniden geldiği vakit doğruluk sonsuza kadar hükmedecektir. “

Fakat iyi ve kötünün savaşı Tanrı'nın geleceği hüküm gününe kadar sürmektedir.

Bu bölümler bize, Hıristiyanlığın kökeni, daha başka bir deyişle Hıristiyanlık'taki Şeytan kavramının kökeni hakkında bilgi vermektedir.

Kişilerin Işık Oğullarına ya da Karanlık oğullarına katılmaları tamamen Tanrı'nın önceden yaptığı bir seçim olarak belirlenmiştir. Karanlık oğulları sonsuza kadar böyle kalacaktır. Işık oğullarıysa yanlış yollara da sapabilirler. Fakat “Tanrı ve Işık Prensi bütün Işık oğullarının yardımına geleceklerdir. ” (Kurallar 3, 24-25). Böylece toplulukta Tanrı'nın onları kurtaracağına dair her zaman bir güven hüküm sürmektedir. Bu güven daha sonra Hıristiyanlık'ta da, İslam'da da karşımıza çıkacaktır. Buradaki bir dikkat çekici nokta da, hüküm gününde ödüllendirilme ve cezalandırılma kavramlarıdır.

Hüküm günü geldiğinde “ölüler topraktan kalkacaklar” (Savaş Kuralları Yazması 12, 5) ve son mücadele başlayacaktır. Seçilmiş olanlarsa sonsuz mutluluk dolu bir yaşamı yaşamı yaşayacaklardır. Karanlık oğulları ise, karanlıkların ateşi içinde tamamen yok olana kadar acılar içinde kıvranacaklardır.
Kurallar yazmasında geçen bu bölümler de bize Hıristiyanlığı ve İslam'ı
anımsatmaktadır.

Mesih beklentisi

Mesih beklentisi de topluluğun doktrinlerinin önemli bir öğesidir.

Değişik tarihlere tarihlenen belgeler ışığında, Mesih beklentisi topluluğun tarihi boyunca da farklılık göstermiş, yukarıda adı geçen kavramlarla karışmıştır. Fakat genel olarak bu topluluğun bir beklenti içinde olduğunu ve zamanın sonuna gelindiğini düşünüldüğünü söyleyebiliriz. Fakat Mesih kavramı topluluk yazmalarında oldukça karmaşıktır. Klasik Mesih öğretisine bağlı kalınmakla birlikte mesih-rahip, mesih-kral ve aşağıda inceleyeceğimiz Adalet Üstadı kavramları birbirine karışmış bir haldedir. Mesih kavramıyla beraber Adalet Üstadı kavramının da, Adalet Üstadı'nın dönüşünün beklenmesinin de büyük rol oynamış olduğu kesindir.

Adalet Üstadı

Yazmalarda geçen bir önemli kavram da “more hassedek” diye adlandırılan ve Adaletin Efendisi, Adalet Üstadı ya da Adaletli olan, Adil Efendi diye tercüme edebileceğimiz kavramdır. Kumran topluluğunun inançlarına göre, bu kişi beklenen
Mesih'ten farklı bir kişi idi
.

Kimi yazmalara göre Adalet Üstadı, M.Ö. 180-60 yılları arasında bir dönemde yaşamış ve ölmüş biridir. Fakat dönüşü beklenmektedir. Burada şaşırtıcı olan Adalet Üstadı ile İsa Mesih'in hayatı arasındaki şaşırtıcı benzerliktir. Fakat Adalet Üstadı hakkındaki bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır.

Ölü Deniz yazmaları arasındaki Habakkuk yorumuna göre, Habakkuk kitabı aslında Adalet Üstadı'nı anlatmaktadır ve zamanın sonunun geldiğini haber vermek de Adalet Üstadı'na düşmüştür: “Ve Tanrı son nesile neler olacağını yazmasını Habakkuk'a bildirdi. Dediklerine gelince; onu okuyan koşsun, bu Adalet Üstadı'nı anlatmaktadır. Tanrı ona peygamberlerin sözlerinin sırrını açıklamıştır. Bu bölüm oldukça ilginçtir, çünkü Adalet Üstadı direk olarak Tanrı'dan vahiy alıyor olarak gözükmektedir. Aslında burada Adalet Üstadı Tanrı'dan vahiy alan biri olarak görülmekten öte, eski bilgileri yeniden derleyen biri olarak da görülebilir.

Burada bir başka dikkat çekici nokta da, Kumran topluluğu zamanında çok yaygın olan, zamanın sonunun geldiği düşüncesinin, Adalet Üstadı tarafından ele alınıyor olmasıdır. Oysa Vaftizci Yahya da bu savla ortaya çıkmıştır. Burada Yahya'nın bu yazmaları bildiğini de düşünebiliriz,
daha ileride göreceğimiz gibi de bu hiç de düşük bir olasılık değildir.

Zamanların sonunun geldiğini söyleyen Adalet Üstadı, Habakkuk yorumuna göre etrafındaki insanların karşı koymasıyla karşılaşmış ve onlar tarafından suçlanmış, hatta cezalandırılmıştır. Fakat metinde nasıl cezalandırıldığı yazmamaktadır.

Şam yazmasına göreyse Adalet Üstadı Tanrı'dan esin alan biri olmaktan öte, insanlara yol gösteren bir rehberdir.

KUMRAN TOPLULUĞUNUN KİMLİĞİ

Kumran topluluğunun döneminde var olan hangi Yahudi tarikatıyla ilişkili olduğu uzun zamandan beri tartışma konusudur. Topluluğun belgelerinin yazım tarihlerinin yaklaşık Milattan önce 100 ılından M.S. 68 yılına kadar uzanması, ilk Hıristiyanlar da dahil olmak üzere dönem içinde var olan bütün Yahudi topluluklarının incelenmesini gerektirmektedir. Dönemin toplulukları incelendiğinde, Kumran topluluğuyla en çok Esseniler arasında benzerlikler göze çarpmaktadır.

Esseniler hakkında bize bilgi verenlerin başında Flavius Josephus ve İskenderiyeli Philon gelir. Josephus, özellikle Yahudi Savaşı adlı eserinde Essenileri olabildiği ölçüde tanıtmıştır. Bu kitaptan, her ne kadar birebir yazmamış olsa da Ölü Deniz Yazmalarıyla olan benzerlikleri gözlemleyebiliriz. Örneğin topluluğa kabul edilme sürecinde bu benzerlik göze çarpmaktadır:

“ Topluluğa girmek isteyenler hemen kabul edilmezler. Aday dışarıda bir yıl kadar bekler; ancak ondan Esseni gibi davranmasını isterler […] Daha sonra, bu süre boyunca, [aday] kendini kontrol edebildiğini gösterir ve topluluğun yaşam tarzına daha da çok yaklaşır. Aday, arınma (purificatio) banyolarına da katılır. Fakat daha kabul edilmiş değildir. Sabrını gösterdikten sonra 2 yıl boyunca karakteri incelenir ve eğer hak ediyorsa topluluk içine kabul edilir.”

Bunun dışında, topluluk içindeki hiyerarşi, din adamlarına gösterilen saygı, ortaklaşmacı yaşam hakkında bilgiler, temizlik ve adalet gibi kavramlar hakkındaki bilgiler, ezoterik bilgiler ve kutsal kitapların çalışılması, inançlar gibi birçok konularda antik yazarların Esseniler hakkında verdikleri bilgiler ve Ölü Deniz yazmaları arasında ortak yönler bulunmuştur.

Son zamanlarda yapılan araştırmalarda da Essenilerin Kumran'da yaşadığının ortaya çıkması, Kumran topluluğunun Essenilerden oluştuğu yönündeki savları kuvvetlendirmiştir.

Biz de bu savlara sadık kalacağımızdan ve bunları çürütecek kanıtlar olmadığından ya da bulunamadığından Kumran topluluğunu Esseniler olarak kabul edeceğiz.

HIRİSTİYAN DİNİNİN KÖKENLERİ VE YAZMALAR

Yazmaların bulunması ve okunması Hıristiyanlığın orijinalliği konusunu da tartışmaya açmıştır.
Hıristiyanlıkla ilk defa söylendiği iddia edilen savların bu yazmalarda var olması bu dinin tarihinin yeniden yazılması gerektiğini ortaya koymaktadır.


Mesih sözcüğü köken olarak "yağlanmak" sözcüğünden gelmektedir. Eski İsrail krallarının tahta çıkarken yağlanmaları, gelecek olan kurtarıcının da yağlanacağını, kral olacağını düşündürtmüş ve gelecek olan kurtarıcı bu isimle anılmıştır. İsrailliler için gelecek olan kendilerini esaretten kurtarıp kral olacak bir Mesih'tir. Yeni bir kuracak kurtarıcı hiçbir Yahudi'nin beklentisi olmamıştır.

İlk yapılan çalışmalar toplulukta 2 Mesih beklentisi olduğunu göstermiştir. Bunlardan birincisi Aaron Mesih'i ötekisi de İsrail Mesih'idir. Fakat daha sonra açığa çıkan yazmalarda bu ayrılık ortadan kalkmış ve tek Mesih beklentisi belirgin olarak tespit edilmiştir.

Yazmalarda geçen bir ilginç terim de Tanrı'nın Oğlu terimidir. Hıristiyanlıkla birlikte ortaya çıktığı sanılan bu terim yazmalarda bulunmaktadır. Arami Apokalipsi diye adlandırılan yazmalarda 4Q246 olarak numaralandıran metinde bu terim bütün açıklığıyla geçer: " O Dünyada büyük olacak […] Ve onun adı Tanrı'ının Oğlu olacak ve onu En Yüksek Olanın oğlu diye çağıracaklar. […] Onun krallığı sonsuz krallık olacak ve yolu gerçeğin yolu olacak. […]O dünya yüzüne barış getirecek. […] Yüce Tanrı onun efendisi olacak. […] Onun hükümdarlığı sonsuz hükümdarlık olacak. "

Bu metin aynı zamanda Luka İnciliyle de büyük paralellik göstermektedir: "Melek ona 'Korkma Meryem' dedi, 'Sen Tanrı'nın lütfuna eriştin. Bak gebe kalıp bir oğul doğuracaksın, adını İsa koyacaksın. O büyük olacak, kendisine en yüce olanın oğlu denecek. Rab Tanrı ona atası Davut'un tahtını verecek. O da sonsuza kadar Yakup'un soyu üstünde egemenlik sürecek ve egemenliğinin sonu gelmeyecektir. ' "

Aslında "Tanrı'nın Oğlu" deyiminin M.Ö. karşımıza çıkması bu kadar şaşırtıcı olmamalıdır; çünkü eski Mısır'dan, Mezopotamya'dan Roma'ya kadar yöneticiler kendilerini Tanrı soyundan gelen ya da Tanrı'nın oğlu olarak adlandırmışlardır.

İsa Mesih'in Essenilerle olan ilişkisi hakkında elimizde daha birçok ipucu vardır. İncil'de İsa hakkında geçen birçok bölüm ile Ölü Deniz yazmaları arasında ilişki vardır. Bunlardan bazılarını incelersek:

- İsa Mesih'in son yemeği, Essenilerin komünyon yemeğiyle bağlantılıdır. Ölü Deniz yazmalarında, toplanıldığı zaman şarap ve ekmekle nasıl yemek yendiği ayrıntılarıyla belirilmiştir. Hatta bu toplulukta, şarap ve ekmeğin kutsanması ile yemeye başlanır.

- Eski bir geleneğe göre İsa Salı akşamı Paskalya yemeğini yemiş, aynı gece tutuklanmış ve Cuma günü çarmıha gerilmiştir. Esseni takvimine göreyse yıl 364 gün idi ve 52 haftaya bölünmüştü. Buna göre her yıl, bayramlar aynı güne düşmekteydi. Esseni geleneğine göre de bu bayram (Fısıh/Hamursuz) Çarşamba gününe düşmektedir. Dolayısıyla da yemeği Salı akşamı yenmektedir. Öyleyse İsa ya da İncil yazarları bu geleneği izlemişlerdir.

- İsa etrafında 12 havari toplamıştır. Kumran topluluğunda da yüksek konsey 12 kişiden oluşmaktadır. Bu aynı zamanda 12 kabilenin bir sembolüdür.

- Sayılarla ilgili bir başka sembol de Markos’ta geçer: “İsa onlara, küme küme yeşil çimenlerin üzerine oturmalarını buyurdu. Halk, yüzer, ellişer kişilik bölükler halinde oturdu. ” (6, 39-40). Aynı düzen Ölü Deniz yazmalarında da geçer: “Bütün herkes düzen halinde geçecek, herkes birbiri arkasına yüzer yüzer, ellişer ellişer, onar onar. ” Bu düzen şekli bir tür ritüellik şekildir. O zaman İsa Mesih'i karşılamaya gelen ve İsa Mesih'in ders verdiği kalabalığın Essenilerden oluştuğu da söylenebilir. Ne türlü düşünürsek düşünelim Ölü Deniz yazmalarıyla olan bağlantı açıktır.

İncillerden bize ulaşan İsa Mesih'le ilgili bilgiler onun Kumran topluluğuyla ilişkisi olduğunu, hatta bir Esseni olduğunu düşündürtmektedir. Fakat onun Esseni olmadığını da düşündürecek olaylar vardır.

İsa Mesih'in davranışları, Essenilere aykırıdır. Özellikle İsa Mesih'in “temiz olmayanlarla” ya da “günahkârlarla” yemek yemesi, yemeği ritüel gibi gören ve temizlenmeyi şart koşan Esseni düşüncesine aykırıdır.

Bir önemli ayrım da Esseni düşüncesinin ezoterik ve inisiyasyona dayalı olmasına rağmen, İsa Mesih'in halkın içinden, seçim yapmadan müritlerini toplamasıdır.

Fakat burada, İsa Mesih'in Esseniler içinden çıkan, onların düşüncesini ortaya koyan ancak uygulamalarına karşı çıkan bir “sapkın” olduğunu düşünebiliriz.

İncil'de adı geçen kişiler içinde Esseni olduğu düşünülen, sadece İsa değildir.

Ölü Deniz Yazmaları ve Vaftizci Yahya

Vaftizci Yahya İncil'de geçen en ilginç kişiliklerden birisidir. İncil'in Ölü Deniz Yazmalarıyla beraber okunması Yahya'nın da bu topluluktan biri olduğunu düşündürtmektedir.

Yahya'nın Esseni olduğu görüşü çok kez ortaya atılmıştı. Eğer Ölü Deniz Yazmalarını Essenilere mal edersek bu görüş daha da desteklenmektedir.

İlk olarak bu topluluğun bulunduğu yerle Yahya'nın ortaya çıktığı yer arasında coğrafi bir yakınlık vardır. Luka'ya göre “Tanrı, sözünü çölde bulunan Zekeriya oğlu Yahya'ya duyurdu. ” (Luka 3, 2) Burada çöl sözünden belli bir coğrafi onumu da anlayabiliriz, başka bir deyişle çöl burada Kumran ya da Esseni topluluklarının yaşadığı yer anlamında alınabilir. Buna göre Yahya toplulukla birlikteyken Tanrı'nın sözünü duyduğunu iddia etmiş olabilir. Ayrıca İşaya'da da (40, 3) “Çölde Rabbin yolunu hazırlayın” demesi bütün dindar Yahudi topluluklarını çöle yöneltmişti.
Bu ifade Ölü Deniz yazmalarında da geçmektedir.

Yahya'nın ailesinin de ruhban sınıfından gelmesi de Yahya'nın bu konuda eğitim almış olma olasılığını güçlendirmektedir. Öte yandan Yahya'nın doğumunda babası Zekeriya'nın şükran ilahisinde (Luka 1, 67-80) geçen birçok motif de aynı zamanda Ölü Deniz yazmalarında geçmektedir.

Matta'ya göre “Yahya'nın deve tüyünden giysisi, belinde deriden kuşağı vardı. Tek yediği, çekirge ve yaban balıydı. “ Aynı şekilde, Ölü Deniz yazmalarında da (Şam Belgesi), çekirge yendiği yazmaktadır.

Yahya'yla Esseniler arasındaki bir ilginç bağ da Yahya'nın söylediklerindedir. Matta'ya göre, “Kudüs'ün, bütün Yahudiye'nin ve tüm Şeria nehri yöresinin halkı ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria nehrinde vaftiz ediliyordu. Ne var ki, Ferisilerle Sadukilerden birçok kişinin vaftiz olmak için kendisine geldiğini gören Yahya onlara şöyle seslendi: “Ey engerekler soyu! Gelecek olan gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin. Kendi kendinize, `Biz İbrahim'in soyundanız' diye düşünmeyin. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim'e şu taşlardan çocuk yaratacak güçtedir. Balta şimdiden ağaçların köküne dayanmıştır. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak. Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, fakat benden sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben O'nun çarıklarını çıkarmaya bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruh'la ve ateşle vaftiz edecek. Yabası elindedir. Harman yerini temizleyecek, buğdayını toplayıp ambara yığacak, samanı sönmeyen ateşte yakacaktır. ” (Matta 3,
5-12).


Bu ifadelerle Ölü deniz yazmaları arasında büyük benzerlikler vardır. Burada belirtilen, gelecek olan gazap, hazırlanma ve Mesih'in gelişi Ölü Deniz yazmalarında geçen motiflerdir. Suyla vaftiz de, suyla temizleme de Kumran topluluğunun bir adetidir. Aynı şekilde ateşte yanma ve helak olma da Kumran topluluğunun yazılarında sıkça geçer. Bu motif, aynı zamanda Petrus'un 2. Mektubu'nda karşımıza çıkacaktır. Kumran topluluğu da zamanın sonunun geldiğine inanmaktaydı.

Burada ilginç olan bir nokta da, döneminde, Josephus'un da belirttiği gibi, Ferisiler, Sadukiler ve Essenilerin bilinmesine rağmen Yahya'nın sadece ikisine atıfta bulunması ve İncillerde Essenilerin ihmal edilmesidir. Aslında bunun açıklaması basittir. Eğer Yahya ya da bu kitapları yazan kişiler kendilerini Esseni olarak kabul ediyorlarsa bu ismin-ya da kendilerini ne olarak adlandırıyorlarsa – kendi yazılı belgelerinde geçmemesi doğaldır.

Yahya'nın hayatında da Essenilere benzeyen yönler vardır. Yahya'nın mayalı içki içmemesi, evlenmemesi ve dinî bir hayat sürmesi Essenilerle olan benzerliğidir.

Fakat Yahya da, İsa Mesih'in mesihliğinde gördüğümüz gibi, topluluğunu genişletmeye çalışmış ve öğretisini geniş kitlelere yaymaya uğraşmıştır. Bu ise Esseniler ya da Kumran topluluğunun ilkelerine aykırıdır. Aslında Yahya da bu topluluktan ayrılmış bir sapkın gibi görülebilir.

İsa'dan sonra Esseni uygulamaları

İsa'dan sonra da İsa Mesih'in yolunu izleyenler kimi Esseni adetlerini uygulamışlardır.

İlk Hıristiyan topluluklarının ortaklaşmacı yapısı zaten Esseni topluluklarını anımsatmaktadır. Hiyerarşik olarak da benzer bir yapı vardır. Kumran topluluğunda, 12 kişiden oluşan büyük konsey gibi ilk Hıristiyan topluluklarında, -12 havari gibi- 12 kişilik piskopos heyeti vardı.

Bunu dışında Hıristiyanlığın birçok motifiyle – erken Hıristiyanlık'ta günde 3 kez dua, vaftiz ve vaftizden sonra beyaz giyme, Şeytan – Essenilerin adetlerinin benzerliği de dikkat çekicidir.

Bu durum ilk Hıristiyan topluluklarıyla Essenilerin arasındaki coğrafi yakınlıkla açıklanmaya çalışılmaktadır. Aslında bu çok da yanlış değildir. İnzivaya çekilen Esseniler dışında, Filistin'de binlerce Esseninin yaşadığını Josephus'tan öğrenmekteyiz. Ayrıca İsa Mesih'in havarilerinin çoğunluğunun da Esseni olmadığını bilmekteyiz. Fakat ister İsa Mesih'in yetiştiği topluluk Esseniler olsun, ister sonradan katılsın, Hıristiyanlığın kökeninde Esseniliğin olduğu bir gerçektir.

Essenilerin Pavlus üstündeki etkisi

Esseni etkisi hakkında söylenmesi gereken bir başka konu da Pavlus'un Essenilerden etkilenmiş olabileceği hususudur. Pavlus'un birçok ifadesi, Ölü deniz yazmalarıyla aynıdır.

Pavlus Korintlilere 2. Mektubunda şöyle der: “Üstün gücün bizden değil Tanrı'dan kaynaklandığı bilinsin diye biz bu hazineye toprak kaplar içinde sahibiz” (4,
7).
Yazmalardaysa bu ifade şöyle geçer: “Efendim, sana şükürler olsun, mûcizeni tozla, kil vazo yaparak gösterdin”. Bu 2 ifade arasındaki ilişki açıktır.

Pavlus'un Koloselilere mektubundaysa “Bizi kutsalların ışıktaki mirasına ortak olmaya yeterli kılan Baba'ya şükretmeniz için dua ediyoruz” (1, 12) diye bir bölüm vardır. Bu da yazmalardaki “ Tanrı onlara kutsalların mirasından pay verdi“
ifadesiyle benzerlik göstermektedir.

Yine aynı mektuptaki “O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili oğlunun egemenliğine aktardı” (1, 13) ifadesi de bize Ölü Deniz yazmalarında sıkça geçen ışık ve karanlık egemenliklerini anımsamaktadır.

Oysa ışık ve karanlık arasındaki bu mücadele Pavlus'un mektuplarında sıkça geçmektedir.

Romalılara Mektup'ta şöyle denilmektedir: “Gece ilerlemiş, gündüz yaklaşmıştır. Bunun için, karanlığın işlerini üzerimizden sıyırıp atarak, ışığın silahlarını kuşanalım. ” (13, 12) Burada Pavlus ile Kumran topluluğu arasındaki ilişki belirgin olarak gözükmektedir.

Işıkla karanlık arasındaki mücadele Pavlus ‘un Korintlilere 2. Mektubunda çok ilginç bir şekilde geçer: “İmansızlarla aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne beraberliği olabilir? Mesih ile Belial arasında ne söz birliği, iman edenin iman etmeyenle ne paydaşlığı olabilir? “ (6, 14) Burada ışık ve karanlık çatışmasının yanında Mesih-Belial ikiliği de belirtilmiştir. Belial isminin İncil'de geçtiği tek yer burasıdır. Belial isminin Ölü Deniz Yazmalarında sık sık geçtiğini görmüştük. Pavlus da burada Kumran topluluğu tarafından büyük önem verilen bu ismi kullanarak bu toplulukla olan ilişkisi hakkında ipucu vermektedir.

Elçilerin İşlerindeyse Pavlus'a İsa tarafından şu sözler söylenmektedir: “Seni ulusların gözlerini açmak ve onları karanlıktan ışığa, Şeytan'ın hükümranlığından Tanrı'ya döndürmek için gönderiyorum. Öyle ki, bana iman ederek günahlarının affına kavuşsunlar ve kutsal kılınanların arasında yer alsınlar “ (26, 17-18) Burada geçen ifadeler arasında “gözlerini açmak”, “karanlıktan ışığa” ve“kutsal kılınanlar” Ölü Deniz yazmalarında geçen ifadelerdir.

SONUÇ

Ölü Deniz yazmaları keşfinden itibaren büyük gürültü koparmış ve üstünde birçok teori üretilmiştir.

En dikkat çekici tarafıysa Hıristiyanlığın kaynakları hakkındaki görüşlerin değişmesine neden olmasıdır.

Fakat bir öğretiye körü körüne inanan insanların özgün düşünerek kendi inançlarını sorgulaması beklenemez. Bu yazmaları okuyan kişilerin çoğunluğunun din adamı ya da tarikat mensubu olması burada çıkarılan sonuçların herkese açıklanmasını engellemiştir. Aynı şekilde yazmaların bir bölümünün tercümeleri halka açıklanmamıştır ve sansürlenmiştir. Yazmaların yeni tercümelerinde 50'li yıllarda olan metinler dahi yoktur.

Bunun dışında bu yazmalara ulaşıp, onları okuduktan sonra dinden çıkan din adamları ya da okudukları ve tepkiler karşısında alkole sığınan John Strugnell gibi araştırmacılar da çıkmıştır.

Ölü Deniz yazmaları hakkında yapılacak tarafsız bir araştırma Hıristiyanlık hakkındaki görüşlerimizi kökünden değiştireceği kesindir. Fakat içinde yaşadığımız yüzyıl bütün dogmaların yıkılacağı bir yüzyıl olacaktır ve Hıristiyanlık da bundan nasibini alacaktır.

Kaynaklar
  • ALLEGRO John Marco, The People of the Dead Sea Scrolls, Doubleday & Company Inc, New York, 1958
  • ALLEGRO John Marco, The Treasure of the Copper Scroll, Doubleday Anchor Books, New York, 1964
  • BAIGNENT Michael, LEIGH Richard, The Dead Sea Scrolls Deception, Touchstone, New York, 1991
  • DANILEOU Jean, Les Manuscrits de la Mer Morte et les Origines du Christianisme, Editions de l'Orante, Paris, 1974
  • EISENMAN Robert, James, the Brother of Jesus, Penguin Books, New York, 1998.
  • FEATHER Robert, The Copper Scroll Decoded, Thorsons, London, 2000
  • GASTER Theodor H, The Dead Sea Scriptures, Doubleday Anchor Books, New York, 1956
  • LAPERROUSAZ E. M, Les Manuscrits de la Mer Morte, Presses Universitaires de France, Paris, 1984
  • SHANKS Hershel, The Mystery and Meaning of the Dead Sea Scrolls, Random house, New York, 1998
  • VERMES G, The Dead Sea Scrolls’in English, Penguin Books, Middlesex, 1965

facebookta paylaş

Kayıtlı

Yaşamadığımı Hüdhüd’ten başka bir bilen yok.

Sayfa: [1]