Gizliilimler.tr.gg

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Eşekten Düşmek (Hikâye)

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Sayfa: [1]
*GönderenKonu:

Eşekten Düşmek (Hikâye)

(Okunma sayısı 1416 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Altaytigin
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
*******
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 137
Üye No: 793
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
İleti: 732
Akhepedia Üyesi

  • Profili Görüntüle

Eşekten Düşmek (Hikâye)

« : Ocak 23, 2016, 05:53:15 ÖS »


EŞEKTEN DÜŞMEK

On yıllar öncesi…
Henüz hayatın ne olduğunu bilmeyen, sorumluluk bilinci olmayan, adeta “ekmek elden, su gölden” hallerini yaşayan ilkokul çağlarında bir çocuk.

Çok çocuklu bir ailede oğlanların küçüğü, kızların büyüğü olan bir çocuk.
Bacılarım etrafımda pervane olur, “abi, abi…” diyerek dolanır dururlardı.
Ben de ağabeylerime pervane olmaya çalışırdım, ama onlar pek yanlarına yaklaştırmazlar, özellikle de gittikleri yerlere beni götürmezler ve hatta “peşimden gelme!” diye uyarıp kızarlardı.

Ben de bir gün, onlar kadar kocaman olacaktım. Hele büyük ağabeyim, kocamandı. Korkusuz, cesurdu.
Küçük ağabeyim sakin görünümlü ancak barut gibiydi. Patladığı an, düştüğü yeri yakardı.
Hele bir defasında, bir olaya şahit olmuştum ki…
Hâlâ işin sırrını çözebilmiş değilim.

İlkokulda okuyorduk. Ağabeyim benden iki veya üç sınıf üstteydi. Hatırladığım kadarıyla ilkokul üçüncü sınıfta olmalıydı.
Çocuklar arasında bir kavga…
İki kardeş olan kavganın taraflarından biri koşarak babasına haber vermişti. Çocukların babası da gelip okul bahçesinde küçük ağabeyimi dövmeye kalkmıştı.
Ne oldu, nasıl oldu, bilemiyorum. Ağabeyim kocaman adamın bacaklarının arasına daldı, adamı nasıl kaldırdıysa ayaklarını yerden kesti ve yere düşürdü.
Allah Allah…
Nasıl olur böyle bir şey?
İlkokul üçüncü sınıftaki bir çocuk kocaman adamı nasıl kaldırabilirdi?

Ben de ağabeylerim gibi kocaman adam olacaktım.
Onlar gibi güçlü, korkusuz…

Bir gün büyük ağabeyimin yanına oturdum ve dedim ki:
- Ben ne zaman adam olacağım? Ne zaman sizler kadar büyüyeceğim?
Ağabeyim gülümseyerek ve saçlarımı okşayarak:
- Eşekten düştüğün zaman, dedi.
- Anlamadım! Ne demek “Eşekten düştüğün zaman?”
-Ha… Köyün sığırı geldiğinde akşamları bindiğin eşek var ya, ondan düşünce…
- Ama ben birkaç defa düştüm Yine de kocaman adam olmadım…
- Onlar sayılmaz. Olamazsın… Çünkü beyaz eşekten düşmen lâzım.
- Boz eşek ve kara eşek olmaz, öyle mi? İlla beyaz eşek mi olacak? Ama bizim köyde hiç beyaz eşek yok ki…
- Köyümüzde olmayabilir. İllaki düşersin. Hiç düş görmüyor musun?
- O nasıl olacak?
- Zamanı gelince olacak… İstesen de, acele etsen de zamanı gelmeden hiçbir şey olmaz.
- Demek ki zamanını bekleme gerekecek.
- Evet…
Farklı bir gülümseme belirmişti ağabeyim dudaklarında. Biraz kurnazca, biraz muzipçe…
Yoksa bana mı öyle gelmişti. Gülüşü gerçekten farklıydı. Bunu görebilmiştim…

Ağabeyimin dedikleri, şuurumun derinliklerine ekilmiş bir tohum gibiydi.
Beyaz eşekten düştükten sonra adam olacaktım…
Beyaz eşekten düştükten sonra!..

Sanıyorum bir onlu yıl sonrasıydı.
Gerçekten de bir beyaz eşek çıktı karşıma.
Arkadaşlarla her akşam köyün sığırını karşılayıp yarış yaptıktan sonra evlerine teslim ettiğimiz eşeklerden benim bindiğim, bu sefer gerçekten beyaz bir eşekti.
Hepsinden en önde ben gidiyordum.
Korkarak arkama baktığımda, arkadaşların kara ve boz eşekleri uzaklarda ve ufacık görünüyordu.
Ayaklarımı eşeğin karnına sımsıkı yapıştırmış, hafifçe öne eğilerek yelelerinden sağlamca tutmuştum.
İki yana uzayan iki beyaz kanat…
Eşek sanki farklılaşmış, koşan değil uçan kanatlı kırat olmuştu.
Bir solukta bulutlara dalıp çıkmıştık.
Ne güzelmiş meğer gökler…
Her taraf yemyeşil.
Elvan elvan çiçekler.
Envai çeşit kokular…
Dereler, ırmaklar…
Kuş cıvıltıları…
Meyve bahçeleri ve gezinen güzel mi güzel kızlar…

Bunlardan al yanaklı, yosun yeşili gözlü, sımsıcak gülüşlü biri, gel diye el ediyordu.
Yanına gittim.
Çimenlerde gezinmeye başladık. Ağaçlardan meyve koparıp birbirimize ikram ettik. Birimizin ısırdığı elmayı diğerimiz yemeyi sürdürüyordu.
Kol kola gezinip çimenlere oturduk.
Ve artık birbirimizin sıcaklığını hissedebiliyorduk.

Korkunç bir gürültüyle titreyip kendime geldiğimde yağmur yağmaya başlamıştı bile.
Neredeydi bindiğim kırata benzer beyaz eşeğim?
Bir anda boşlukta buldum kendimi…
Bulutların üzerine düşeceğimi ummuştum.
Düştüm de…
O kadar hızlı düşmüştüm ki, bulutlar yırtılmış, kısa bir çığlıkla kendimi yatağımda bulmuştum.

Yağmur ıslatmıştı beni…
Bulutlar ıslatmıştı…

Çatallaşmaya başlayan tuhaf sesimle, biraz da mahcubiyetin pembeleştirdiği yüzümün yangınıyla ağabeyimin yanına giderek oturdum.
Bir zamanlar onun bana bakarak tuhaf gülüşünü andıran bir tebessümle:
- Ağabey!
- Bu gün beyaz eşeğe bindim. Beni göklere çıkardı. Bilmediğim cennet gibi bahçelere götürdü. Orada çok güzel saatler geçirdim. Gök gürleyip yağmur yağınca bulutlar yırtıldı ve aşağı düştüm.
Yağmur o kadar çok yağmış ki, ıslanmışım… dediğim anda ağabeyim sözümü kesti ve:
- Ha!.. İşte bak, eşekten düşmüşsün… Hem de beyaz eşekten…
Yıllar önceki o muzip gülümseme yine ağabeyimin yüzünü kaplamıştı. Yumuşak ve dalga geçer gibi bir ses tonuyla:
- Artık adam olmaya başladın…
- Benim küçük kardeşim de adam oldu, diyerek bir kez daha saçımı okşamıştı.

Anlamıştım ki:
“EŞEKTEN DÜŞMEYEN ADAM OLMUYORMUŞ…”


Altay Tigin
14 Ocak 2016

facebookta paylaş

Kayıtlı

Nice dostlar gördük, içten gülen, güldüren
Nice dostlar gördük, dıştan gülen, öldüren…

Sayfa: [1]