Gizliilimler.Org

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Kayıp Kıta Atlantis

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Haberler:

Sayfa: [1]
*GönderenKonu:

Kayıp Kıta Atlantis

(Okunma sayısı 2838 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4311
  • Profili Görüntüle

Kayıp Kıta Atlantis

« : Haziran 03, 2012, 04:43:34 ÖÖ »


Kayıp Kıta Atlantis

Tarihin eski zamanlarında büyük bir uygarlık vardı. İnsanlığın ulaşmış olduğu en yüksek uygarlık seviyesine ulaşmış olan "Mu" Uygarlığı. Mu'nun çevresi de yavru uygarlıklarla çevriliydi. Bu yavru uygarlıklardan biri de Atlantis Uygarlığı'ydı. Bugün, her 2 uygarlık hakkında "efsanevî" tanımlaması yapılıyor olsa da onların varlıkları bilimsel araştırmalar ve arkeolojik bulgularla her geçen gün biraz daha gerçeklik kazanıyor. onların varlığına kanıt arayanlar için bir kaç örnek verebiliriz: Eflatun, Atlantis'le ilgili ilk yazdığı eseri Timaios ve daha sonra M.Ö. 345'te "Kritias"ı yazdığı zaman kaynak olarak M.Ö.7. yüzyılda yaşamış atası politikacı Solon'u gösteriyordu. Solon Milattan Önce 590'da Mısır'a gitmiş ve Mısırlı rahiplerden eski bilgiler edinmişti. Bu bilgiler Atlantis'te yaşam seklinin yani sıra Mısır Uygarlığı'nın köklerinin Mu ve Atlantis'e dayalı olduğuna ilişkindi. Bu büyük ada ülke Solon'un anlatımlarına göre, Solon'un doğumundan 9.000 yıl önce çok güçlü bir krallıktı ve buradan gelen işgalci kabileler, Akdeniz kıyısındaki tüm ülkelere yayılmışlardı.Ve Solon rahiplerden bir şey daha öğrenmişti; uzun yıllar boyu Mısır'ın batı ülkeleriyle bağlantısının kesilmiş olduğunu. Bunun nedeni Atlantis'in deprem ve su taşkınları sonucu batmasının ardından, Atlantik Okyanusu'nun, Atlantis'in var olduğu kabul edilen bölgesinde, denizin bir çamur ve yosun tabakasıyla geçit vermez oluşuydu. Bu durum başka tarihçiler tarafından da anlatılır.

Rusya'da Aziz Petesburg Müzesi'nde bulunan ve bilinen en eski papirüslerden olan bir papirüste ise, 2. Hânedân Firavunlarından Sent'in, onlara bilgeliği getiren atalarının, anavatanlarını araştırmak üzere bir araştırma grubunu Atlantik Okyanusu'na gönderdiği yazılıdır. Arkeolojik açıdan bu konuya ilişkin önemli bulgular ise, Eski Truva'da Dr. Schliemann tarafından bulunan ve ithaf yazısında "Atlantis Kralı Kronost"tan yazılı "Baykuşlu Vazo" ve yine üstünde aynı yazı bulunan "Kuş Sfenksi"dir. kanıt olarak; çözülmüş Naacal Tabletleri'ndeki anlatımlar, Mısır Uygarlığı'nın hiyerogliflerinden elde edilen bilgiler, Maya yazıtları, efsaneleri, ilahileri de gösterilebilir. Jeolojik kanıtlar ise, Kuzey Atlantik Okyanusu'nun dibi ya da yatağının biçimidir. Buradaki veriler "bölgesel çökmeye" işaret etmektedir.

Bugünkü teknolojiyle Kuzey Atlantik bölgesinde Atlantis'in haritası da çıkarılmıştır. Jeolojik olarak da kabul edilen diğer kanıtlarsa söyle sıralanabilir: Amazon Denizi'nin yok oluşu, Missisippi Vadisi'nin kuruması, Aziz Lawrence Vadisi'nin kuruması, Florida'nın ortaya çıkışı, Kuzey Amerika Atlantik kıyı hattının genel olarak genişlemesi! Bunların hepsi de büyük bir kütlenin denize batması ve batma nedeniyle deniz dibinde oluşan büyük çukura çevre suların dolmasını kanıtlar niteliktedir. Ayrıca jeologlar, Brest ile Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzeyi arasındaki alanda 15.000 yıl öncesine ait açık havada katılaşmış olan lav parçaları keşfetmişlerdir.

Atlantis'in, efsane mi, gerçek mi olduğu, Rönesans döneminde de kafaları en çok meşgul eden sorulardan biri durumundaydı. Özellikle 17. ve 18 yüzyılda bu tartışmalar oldukça yoğunluk kazanmıştı.

Atlantis, Dünya Edebiyatı'nın devleri tarafından da tartışmıştı. Bu tartışmaların sonucunda onun varlığına tüm kalpleriyle inanan yazarlar; Montaigne, Bafflon ve Voltaire olmuşlardı..

Atlantis vardı ve battı? Peki neden? Neden çok basit, sadece küçücük bir kelime; "ego"... Bugünkü biz dünya çocuklarına ne kadar da yakın gelen bir sözcük değil mi? Hemen hemen tümümüzün içini kemiren, bizi olmadık yollara, aşklara, yaşamlara ve hırslara sürükleyen o çoklukla kontrol edemediğimiz yönümüz içimizdeki yaramaz çocuk ego... Peki Atlantislileri bu ego'nun en uçlarına sürükleyen ve onları yok oluşa götüren nedenler nelerdi? Aslında bu nedenler bugün yaşadıklarımızdan hiç de farklı değildi? İnsanları, geçmişte toplu yok oluşlara götüren hatalar günümüzde hala tüm hızıyla devam ediyor? Peki devam etmek zorunda mı? Bu sorunun yanıtı tabii ki hayır! Simdi, bu "Hayır"ı gerçekleştirmek için Atlantis'in tarihine bir göz atalım...

(Aşağıdaki bilgiler Eflatun'un "Kritias", Akaşa Yayınları'nın "Galaktik İnsan", Ruh ve Madde Yayınları'nın "Kahin" isimli kitabında Edgar Cayce'nin, 1000'e yakın kişiye yaptığı -önceki yaşamlara döndürme seansları- sırasındaki Atlantis dönemine ilişkin okumalarından elde edilmiştir).

Dünyanın unutulmuş tarihinin önemli bir bölümünde, dünya üstündeki hakimiyet dinozorumsu ve sürüngenimsi ırkın kurmuş olduğu uygarlıklardaydı. Bu ırklar bugünkü dünya insanlarıyla kıyaslanacak olurlarsa üstün bir zekaya sahiptiler. Fakat kötü bir yanları vardı, kendileri dışındaki fiziksel varlıklara yaşam hakkı tanımıyorlardı. Bu yüzden de, 900000 yıl kadar önce, o dönemlerde karada yaşayan, memeli deniz öncelleri dediğimiz yunus ve balinaların ve dünya spritüel hiyerarşisi'nin de desteğiyle dünyadan yok edildiler. Ve bu yok edilişten bir süre sonra dünyada insan ırkı var olmaya başladı. Dünya insanları ilk kolonilerini, Pasifik Okyanusu üstünde bulunan, Lemurya Kıtası denilen yerde kurdular. İnsanın 5 ırkının bu kıtada yaratıldığı ve sonraları dünyaya yayıldıkları söylenir.

İlk koloninin kurucuları olan bu insanlar, hayatın tüm düzeylerinde demokratik ilkelerin geçerli olduğu bir Lyra/Srius uygarlığı oluşturdular. Sonraki 850.000 yıl boyunca Lemuryalılar bir dizi yavru imparatorluklar kurarak dünyaya yayılmaya başladılar. Bu yavru imparatorlukların en önemlisi, Atlantik Okyanusu'nun ortasında bulunan kocaman bir ada olan Atlantisti. Atlantis'in batısında Kuzey ve Orta Amerika, doğusundaysa Avrupa ve Kuzeybatı Afrika yer alıyordu. Yüzölçümü bugünkü, Avrupa ve Rusya'nın birleşik yüz ölçümlerine eşitti. Poseidon, Atlantis'in kurucusuydu.

Atlantisliler, babaları olduğunu kabul ettikleri Poseidon için bir tapınak yapmışlardı. Her 5 ve her 6 yılda bir insanlar burada toplanır ve boğalar kurban ederek tapınağın sütunlarına işlenmiş kutsal yazılara riayet için yemin ederlerdi. Atlantisliler topraktan gelmiş insanlardan, Euenor'un kızı Kleito'yu anneleri olarak kabul ederlerdi. İnsanları; kültüre, bilime, sanata oldukça düşkündüler. Kibar insanlardı. Atlantis'te çoğunluk kızıl ırktaydı. Yönetim şekli ise, sosyalist eğilimli bir monarşiydi. Toplumda din adamlarının sayısı hayli fazlaydı. Din adamları, o devrin en bilgili kadın ve erkekleriydiler. Doktorluk,vicdani ahlâki değerlerin danışmanı olarak görev yapıyorlardı. Atlantis var olduğu dönem boyunca 3 imparatorluk dönemine ayrılmıştı. "Galaktik İnsan" kitabı'nda Atlantis'in yükselişini ve düşüşünü incelerken söyle bir anlatıma yer veriliyor;

"Atlantis'in tarihinin 3 imparatorluğa ayrıldığını görürüz. İlk tarihi dilime "Eski İmparatorluk "denir. Eski İmparatorluk, Lemuryayla aynı zamanlarda var oldu ve nihayet Lemurya'nın yıkımını planladı. 2. tarihi dilime, "Orta İmparatorluk" denir ve o, Dünya Gezegeni'nin ilk gerçek hiyerarşik yönetimine sahne olmuştur. Son tarihi devreyeyse "Yeni İmparatorluk" denir. O Atlantis tarihinin son 5000 yılını kapsayan en son çatışma ve yıkımın öyküsünü içerir. "


Santesson kitabındaysa Atlantis'teki yaşam, Eflatun'un yazdıklarından yola çıkarak Atlantis'i söyle tasvir edilir:

"Atlas soyundan gelenler, Atlantis'e hakim olmayı sürdürdüler. On bölge yöneticisi, birbirlerinden sadece askeri islerle ilgili ayrıntılar bakımından ayrılıyorlardı. Atlantis krallarının her biri kendi ülkesinde hükümdardı, ama hepsi merkezi adadaki Poseidon Mabedi'nde dikili, Orisalk'tan yapılmış bir sütuna, ilk on kral tarafından kazılmış bir işarete itaat ederlerdi. Atlant krallarının ilk yasası, birbirlerine karşı silah kullanmamak, hücuma uğramaları halinde birbirlerine yardim etmekti. Atlantis'in doğal kaynakları sanki sinirsizdi. Kıymetli madenler çıkarılıyor, kokulu bitkilerden kokulu özler damıtılıyordu. Köprü ve kanal ağı, ülkenin çeşitli bölgelerini birleştiriyordu. Kıtanın altında bulunan tas ocaklarından çıkarılan beyaz, siyah ve kırmızı taslar, evlerin ve sair yapıların yapımında kullanılıyordu. Her bir araziyi çevreleyen duvarlar yapıyorlar, bu dış duvarları bakırla kaplarken, şehri tahkim eden iç duvarları orsalk, orta duvarlarıysa kalayla kaplıyorlardı. Merkezi adada kurulu şehirde saraylar, tapınaklar ve halka ait diğer binalar kurulmuştu. Merkezde altın bir duvarla kuşatılmış bir tapınak bulunuyordu. Bu tapınak, Kleyto ile Poseidon'a adanmıştı! Bahçe ve koruluklarda sıcak su kaynakları akıyordu. çeşitli tanrılara adanmış birçok mabet, insan ve hayvanlar için arenalar, hamamlar ve bir hipodrom vardı. Pek büyük limanlardan kalkan gemiler, Dünya'nın her yerine gidiyordu. Bölge halkının nüfusu o kadar yoğundu ki her yerde sesleri işitiliyordu. Merkezi şehrin etrafında, sarp yükseklik ve güzelliklerinden dolayı ünlü dağların koruduğu çok geniş bir ova uzanıyordu. Ovada yılda 2 kez hasat yapılıyordu. Bu büyük imparatorluk Helen Devletleri'ne en güçlü ve şanlı oldukları bir dönemde hücum etti. Ve böylece bilgelik ve biat yolundan saptı. Ölçüsüz alanlara sahip olan Atlantis kralları, tüm Dünya'yı zapt etmek azmindeydiler."

Bundan sonraki bölüm, "Kritias"ın orijinalinde söyle devam ediyor:

"Zeus, İşte o zaman bir zamanlar erdemli olan bu soyun şanssızlığını fark ederek, onların aklini başına getirmek, onları uslandırmak için cezalandırmaya karar verdi. Bütün tanrıları, evren'in ortasında kurulu ve oradan durmadan değişen her şeyi gören en kutsal evinde bir araya topladı; onlara dedi ki!..."
 
Eflatun'un "Kritias"ı burada sona eriyor. Sonrası malum!

facebookta paylaş

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı @Bircan
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
************
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 434
Üye No: 762
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: ♥Ben, düşler ülkesinin gel-git akıllısıyım...♥
İleti: 2652
♥Kalbime bir dokunuşu var;Ben sizlere ömür...♥

  • Profili Görüntüle

Ynt: Kayıp Kıta Atlantis

« Yanıtla #1 : Ocak 21, 2013, 12:10:00 ÖÖ »
Demek ki medeniyet ilerledikçe egosunu da geliştirmiş...O gün bu gün farketmiyor hep yok olmaya çabalıyoruz...

Kayıtlı

♥"Eğer aklın doluysa, hiçbir oda boş degildir. .."♥



Çevrimdışı @Bircan
Süper Moderatör
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
************
Ruh Hali: Huzurlu
Rep Puanı: 434
Üye No: 762
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: ♥Ben, düşler ülkesinin gel-git akıllısıyım...♥
İleti: 2652
♥Kalbime bir dokunuşu var;Ben sizlere ömür...♥

  • Profili Görüntüle

Ynt: Kayıp Kıta Atlantis

« Yanıtla #2 : Mart 28, 2013, 12:01:50 ÖS »
Çok merak ediyorum kayıp şehir Atlantis'i bazen şöyle düşünüyorum... Atlantis'i bulsakda sonra birlikte kaybolsak ne güzel olurdu...

Kayıtlı

♥"Eğer aklın doluysa, hiçbir oda boş degildir. .."♥

Sayfa: [1]