Gizliilimler.Org

Gizli dünyaların kapısını aralamaya hazır mısın?

Altın Çağ Misyonu

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin

Haberler:

Sayfa: [1] 2  Hepsi
*GönderenKonu:

Altın Çağ Misyonu

(Okunma sayısı 4960 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Altın Çağ Misyonu

« : Mayıs 30, 2012, 11:06:27 ÖS »
Altın Çağ Misyonu

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 5. 1957): “Bir ismin benim için değeri yoktur, bu konuda ısrar etmeyin! İlerde benim realitem sizin bugünkü anlayışınızdan farklı olacağı için beni bir isimle çağırmanız birtakım sakıncalar doğurabilir.” (Sayfa: 8)

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 5. 1957): “Bizim durumumuz dünya diliyle ifade edilemeyecek kadar aşkın bir durumdur. Bu yüzden medyumun sarsıntılarını doğal karşılamanız gerekir.” (Sayfa: 8)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 5. 1957): “Kimi sorularınıza yanıt veremeyeceğim. Nedeniyse şudur: Kendi bilgi ve çalışmalarınızla halledebileceğiniz soruları bize sormamalısınız. Şunu da unutmayın ki, bizler açtığınız zaman bilgi veren bir kitap değiliz! Kapasitenizin üstünde bir soru sorduğunuz zaman istediğiniz bilgiyi doğrudan vermek yerine, o bilgiyi size kazandıracak kapıları açmanız için gerekli anahtarları vereceğiz. Bu yüzden kapasitenizin üstündeki soruların yanıtlarını bizden beklemeyin, bunu dostane ve içten bir uyarı olarak kabul edin.” (Sayfa: 8-9)

DOSTLAR PLANI (Celse 10. 6. 1957): “İlerde benden, benim planımdan ya da benim üstümdeki planlardan bilgiler almanız olasıdır. Bu bilgileri belki de yepyeni, şimdiye kadar hiç kullanmadığınız, uygulamadığınız usullerle anlayabileceksiniz. Burada o günler özlemle bekleniyor, yeter ki o günlere layık olun!” (Sayfa: 9)

DOSTLAR PLANI (Celse 2. 8. 1957): “Elbette haberiniz yok, fakat sizi yakından izleyen planlar var, her zamankinden daha fazla izleniyorsunuz. Şu anda fırtınadan önceki sessizliği yaşıyorsunuz, bir hamle yaparak ataletten sıyrılmanız isteniyor. İşte onu bir yapabilseniz, ah bir yapabilseniz! Elinizin altındaki bilgi hazinesinin kapılarını bir açabilseniz, hayal gücünüzün bile üstünde nur ve ışık denizlerine kavuşacaksınız. Bunları söylemenin zamanı gelmiş de geçmiştir bile! Artık uyanmanızı bekliyoruz. Ah siz dünyalılar büyük olanaklarınızı kullanmayı bir öğrenebilseniz! O olanakların sizi geçmişte yaşamış insanlara oranla ne kadar yücelere, aklınızın ve hayalinizin alamayacağı kadar yüksek ideallere kavuşturacağını bir bilseniz! Biz bu olanakları kullanamadığınız için esef duyuyoruz. Realite değişiklikleri yaşayacağınız bu dönüm noktasında oldukça dikkatli ve uyanık olunuz, aksi takdirde sizi nurlandıracak o kaynak aniden kuruyuverir!” (Sayfa: 9-10)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 8. 1957): “Dostlarım, yüksek titreşimlere uyum sağladığınız zaman dünya yaşamının sizin için giderek kolaylaştığını göreceksiniz. Dünyanın zorlukları ve uğraşıları yüksek gerçeklere ulaşmanıza engel olmamalı, engel olması için bir neden de yok. Söylediklerimi iyice düşünüp verilen mesajları dikkatle okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Sizde bir hamle özlemi ve kudreti olmasaydı planım ve ben sizlerle ilişki kurmak üzere görevlendirilmezdik. Üst Plan yeteneklerinizi dakik olarak tartabilecek kudrettedir, biz buraya boşuna gelmedik! Şu andaki yeteneklerinizi iyi kullanmanız ve geliştirmeniz gerekir. Çalışmalarınıza yeni bir yön vererek insanlığa bilgi saçan bir odak olmalısınız!” (Sayfa: 11)

DOSTLAR PLANI (Celse 1. 4. 1958): “Görüyorum ki arkadaşlar sürekli bilgi almak isteğindeler. Bu istek oldukça doğal ve iyi bir şey, fakat bilgi ne üste giyilip sonradan çıkarılan bir elbise, ne de hiç çıkarmamak üzere takılan bir mücevherdir. Her 2 yol da insanı çıkmaza götürür. Bilgi bir bütündür. Bilginin özüne nüfuz edemediğiniz için onu parçalara ayırıyor, sonra da parçaları birbirinden ayrıymış gibi yorumluyorsunuz. Bilgi nedir? Bilgi, bulunduğunuz maddi plandaki olayları kudretiniz oranında incelemek, ruhsal açıdan değerlendirmek, kendinizin ve başkalarının evrimi için bir basamak olarak kullanmaktır. Onlara bir ideal gibi bağlanmamalısınız. Gerçek bilgi olaylardan kaçmak, deneyimlerden sıyrılmak değildir, körü körüne bağlanılan idealler hiç değildir! Eğer aranızda olaylardan kaçıp kurtulmayı, nefse hizmet eden pasif bir yaşam sürmeyi mutluluk sanan gafiller varsa onları uyarmalı, yanlış yolda olduklarını söylemelisiniz. Öte yandan maddeyi kendine ideal edinen, ufkunda maddi mabuttan başka şey bulunmayanlar korkunç bir uçurumun kenarında olduklarını unutmamalıdırlar. Evet biliyorum, yaşam sizin için çok çetin ve dayanılması ağır bir yük. Çoğu kere isyan ediyor, hakkınız olan huzur ve mutluluğa ne zaman kavuşacağınız konusunda kuşkuya düşüyorsunuz, çünkü insansınız! Yaşamınızdaki güçlükleri yenmenin yolu bilginizi artırmaktır. Özellikle dışardan gelen bilgileri kişisel süzgecinizden geçirerek kendinize mal etmelisiniz. Bunu da içinizden gelen parıltıyla sağlayabilirsiniz. Vicdanınızın sesini, yaşadığınız dünyanın en büyük realitesi olarak kabul etmelisiniz. Bunu yaptığınızda en büyük bilgiyi elde etmiş olursunuz.” (Sayfa: 17-18)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 4. 1958): “Bilgi, insanı bir realiteden diğerine geçiren araçtır. Henüz dünya realitesinde olan sizler için en yüksek bilgi, sizi bu realiteden bir kademe öteye taşıyacak olan bilgidir. Cehaletiniz yüzünden kaderin ağlarıyla maddi dünyaya sımsıkı bağlanmış durumdasınız, bu bağlardan kurtulmak için bilginizi artırmak zorundasınız. Dünya realitesinden bir üst realiteye geçmek sandığınız kadar kolay değildir. İnsanlar daha emekleme aşamasında oldukları için karşılaştıkları zorluklar ve zahmetli yaşam şartları onları ya kör bir kaderciliğe ya da dünyaya küsmeye sevk etmektedir. Bazıları da günümüzde sıkça görüldüğü gibi inkarcı bir materyalizme saplanıp kalmıştır. Bilimsel ve teknik alanda kaydettiğiniz gelişmeye rağmen manevi alanda yaya kalmanız bizleri çok üzüyor. Evet, günümüz şartlarında toplu bir kurtuluşun mümkün olmadığını biz de biliyoruz. Fakat karanlık dünyanızdan birtakım ümit pırıltılarının Yukarı yansıması sizi sevenleri biraz olsun teselli etmektedir.” (Sayfa: 18-19)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Sizler, içinde yaşadığınız realiteler öyle gerektirdiği için dünya planında enkarne oldunuz. Bu planın bir kademe üstüne çıkabilmek için dünyada çeşitli olaylarla karşılaşmak ve onları değerlendirmek zorundasınız. Aslında evrim çok yavaş, adım adım ilerler. Başı yukarda olmak elbette iyi bir şey, fakat ayaklarınızı sağlam bir yere basmanız koşuluyla. Hepiniz üstün bir evrim düzeyinde bulunmakla birlikte, sizden epey aşağıdaki insanlarla aynı dünyanın deneyimlerini paylaşıyor, bazen zahmet ve eziyetlere katlanıyorsunuz. Peki neden? Bazen şöyle dediğinizden eminim. “Ben bir üst realiteye ulaşmış insanım, benim yerim göklerde. Bu rezil dünyada ne işim var, neden bu basit ve sıkıcı işleri yapmak zorundayım? ” İşte bu yüzden insanlar ezelden beri gerçek evrimde ortalama yolu bulamamışlardır. Ya üstün realiteleri inkar edip dünyanın batağına gömülmüşler ya da dünyadaki görevlerini küçümseyip kendilerini dünyaya bağlayan nedenlerin kökünü kazımaya çalışmışlardır. Peki bu yollar insanlığın kurtuluşunu sağlamış mıdır? İyice düşünüp taşındığınızda insanlığın amacının bu çıkmaz yollardan kurtulmak olduğunu göreceksiniz. Kurtulabilirler de! O zaman insanlık büyük bir hızla aşamaları kat edecektir. Eğer her şeyden elini eteğini çekerek tam bir pasiflik içinde Tanrı'ya yönelmek İlahi İradenin istediği bir şey olsaydı, o büyük Yaratıcı sonsuz sayıdaki âlemleri yaratma gereğini duyar mıydı? Sizler bir yerlerde son bulacak bir yolun değil, sonu gelmeyecek bir yolculuğun bitmez tükenmez görüntülerini seyretmekle yükümlü yolcularısınız!” (Sayfa: 20-21)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Kimi davranışlarınızla vicdan ölçülerinizin çelişmesi gerçekten nazik bir sorundur. Öyle çelişki dolu bir dünyada yaşıyorsunuz ki, her an vicdan ölçülerinize ters düşen birtakım olaylar sizi üzüyor, incitiyor. Unutmayın ki dünyanız çoğunluğu evren sürgünü olan varlıkların meskenidir, bu gezegen daha yeteri kadar yükselmiş değil! Çevrenizdeki haksızlıklar cesaretinizi kırmasın, her şeye rağmen iyi ve dürüst olmaya gayret edin. Bugün için dünyayı tamamen düzeltmek elinizde değil, onun düzelebilmesi için daha çok uzun bir zamana ihtiyaç var. Çevrenizdeki insanlara biraz da olsa yardım etmek istiyorsanız, her şeye rağmen yaşama azminizi korumalı ve insanlara örnek olmalısınız. Örnek olmak çoğu zaman öğüt vermekten daha iyidir. Soyluluk ve yüceliğiniz, insanları gerçeğe yönlendiren önemli araçlardır.” (Sayfa: 21-22)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Vicdan, içinde bulunduğunuz madde planının bir yansıma aracı değildir, yani içinde yaşadığınız fizikoşimik âlemde vicdan diye bir şey olamaz. Vicdan, Ruhsal Plandan gelen bilgilerin bir yankısıdır, yansıma yeridir. Dünyada aklınız ya da mantığınız neyse, öteki âlemde aynı işlevi vicdanınız görmektedir. Akıllı ve olgun insan, aklı kadar ve ondan daha fazla vicdanının emirlerine uyan insandır. Dünya planının yansıması akıldır, Ruhsal Planın yansımasıysa vicdandır. İnsanın kaderi “2 El” ile yaşamdır. 1. El, Ruhsal Planın yansıması olan vicdandır. 2. El, dünya planının yansıması olan akıldır. 2 El yaşamı, vicdan ve akılla yaşamaktır, yani ruhsal ve dünyasal planı aynı anda yaşamaktır.” (Sayfa: 22)

DOSTLAR PLANI (Celse 14. 10. 1958): “Unutmayınız ki evrim aşamaları hiç umulmadık bir zamanda ve ani olarak meydana gelir. Bu cümledeki “ani” kelimesi görünüştedir. Evrim aşaması kademe kademe, bazen santim santim ilerler, bu bir gerçektir. Evrimin adım adım olması zorunludur. Önceden atılmış adımın sonucu, belirli bir periyodu atlattıktan sonra alınır. İşte size ani gibi görünen olaylar böyle meydana gelir, her şeyin zamanı vardır, her şey zamanında olur. Devrimler, bilimsel buluşlar ya da büyük fikir değişiklikleri, bunların hepsi insanların ümitsiz olduğu zamanlarda gerçekleşmiş ve toplumların yeni atılımlar yapmasını sağlamıştır. Esas olan kitlelerin ne düşündüğü değil, o kitlelere yön verecek az sayıdaki seçkin varlığın tutumudur. Az sayıdaki bu seçkin varlıklar alabilecek kapasiteye gelince bilgiyi alacak, zaman ve zemin uygun olduğunda çevreye yayacaklardır. Bu da çok uzun sürmeyecektir.” (Sayfa: 23)

DOSTLAR PLANI (Celse 28. 10. 1958): “Evrim, insanın ruh melekelerinin, yani manevi kişiliğinin gelişimi demektir. Amaç melekelerin teker teker gelişmesi değil, melekelerin meydana getirdiği melodinin uyum içinde olmasıdır. Eğer amaç tüm ruhsal melekelerinizin dünyada gelişmesi olsaydı, ebediyen dünya bedenine mahkum olmanız gerekirdi. Oysa dünya realitesini tamamlamak için tüm ruhsal melekelerinizin gelişmiş olması gerekmiyor. Onların bir kısmı dünya realitesini tamamladıktan sonra da eksik kalır, o eksikliği siz göremezsiniz. Evrendeki tüm evriminizi sadece dünyada tamamlayacak değilsiniz, evrim evrenseldir. Bunu bilmiyorsanız hala eskilerin düşüncelerinden ileri gidememişsiniz demektir. Yeryüzünde sağlanacak gelişim son derece değerli olmakla birlikte, belirli bir bilgi düzeyini aşmış insan için anlamını yitirir. Bunun idrakine ancak maddi kalıbınızı (bedeni) terk ettiğinizde varacaksınız. İlerlemiş ruhlar için irade özgürlüğü, karanlığın perdesini yırtarak evrende bir kudret halini almaya başlamıştır. Eğer varlığın özgür iradesini kullanarak dünyadan alacak başka şeyi kalmamışsa evrim serüvenine başka âlemlerde de devam edebilir, bu ilerlemiş bir varlığın iktidarı içindedir. Ruhun dünyadan edinmesi gereken birikimi o kadar kalıplaştırmayın, artık o varlık dünyanın küf kokan sınıfını terk edecek ve evrenin daha mükemmel laboratuarlarında uygulamalara girişecektir. Bir üst aşamaya geçişi her varlık önce sezgi halinde duyar ve sonunda öyle bir an gelir ki bu sezgiler gerçeğin parlak ışığı şeklinde gerçekleşir. Melekelerin gelişimi sonraki yaşamlarda da varlığa yansır. Fakat genel anlamda yaşamı ele alırsak bu bir yansıma değil, ancak bir aşamadır.” (Sayfa: 25-26)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 11. 1958): “Bireylerin kaderiyle toplumun kaderi arasında esaslı farklar vardır. Bununla birlikte birey ve toplumun kaderinin birleştiği bir sürü ortak nokta da vardır. Burada toplumun bireyler üstündeki etkisi söz konusudur. Toplumun evrimi, bireyin evrimine oranla daha karmaşık bir işlemdir. Oysa bireyin evrimi kimi belirli kurallara göre gerçekleşir.” (Sayfa: 26)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 11. 1958): “Kişinin vicdanının kabul etmediği bir eylem, örneğin yurt savunmasında insan öldürmek son derece nazik bir konudur. Elbette bu durumla karşılaşan kişi büyük bir deneyim geçirmektedir. Böylesi durumlar ender olup herkesin başına gelmez. Allah bereket versin ki öyle demek gerek, aksi takdirde herkesin evrimi çok çetin olurdu. Böyle bir durumla karşılaşan insan Yukarıdan yardım görmektedir, çekeceği maddi sıkıntı ve acı manevi yönden olgunlaşmasını sağlar. Sıkıntı ve ıstıraplara örnek olarak büyük düşünce adamları, bilginler, mucitler ve peygamberler gösterilebilir. Söz konusu varlık büyük bir evrim hamlesi yapmak üzeredir.” (Sayfa: 26-27)

facebookta paylaş

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #1 : Mayıs 30, 2012, 11:07:15 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 4. 11. 1958): “Ey insanlık planındaki varlıklar, düzeyiniz, durumunuz ve bilginiz ne olursa olsun sizler insansınız! Kendilerini her şeyden soyutlayıp ilahlık düzeyine yükseltenler, kişiliklerini kader planlarının üstünde görenler çocukça bir gaflet içindedir. Bunlara, elde ettiği bilgilerle sürekli övünen ve kendini insan kardeşlerinden soyutlayanları da ekleyebilirsiniz. Bu yanlışlar birer cehalet örneği ve insanlara özgü birer zaaftır. Evrim düzeyiniz ne olursa olsun, çevrenizi kuşatan sonsuzluk âlemlerine kıyasla cehaletinizi ve aczinizi anlayabildiğiniz oranda olgunsunuz. Bunu algı edebildiğiniz oranda o âlemlerin kapılarını açmaya adaysınız. Yardımınıza ihtiyacı olanlara ellerinizi uzatın, size ihtiyacı olanlara kalbinizi sunun, ancak bu şekilde gerçeğin sırlarına vakıf olursunuz. Size yapılacak yardım, çevrenize yardım ettiğiniz oranda olacaktır.” (Sayfa: 27)

DOSTLAR PLANI (Celse 21. 12. 1958): “Hatasını anlamış ve pişman olmuş da olsa insanın ıstırabının devam etmesi gerekir. Evrendeki her olay nedensellik yasası uyarınca cereyan ettiği için, o insanın hatasını telafi edecek miktarda acı çekmesi şarttır. Bu süre işlenmiş hatayla orantılıdır. Çoğunuz çektiğiniz ıstırapların köklerinin derinlerde olduğunu bilmezsiniz, fakat öyledir. Istırap, insanın doğa yasalarına uyum sağlayamamasından meydana gelir, insanı yasalara uyumlu hale getirmek için en etkin araçtır, acı olmadan evrim olmaz. Öte yandan acı körü körüne katlanılması gereken ve insanı Yaradan'a küfrettirecek kadar isyana sürükleyen bir şey de olmamalıdır. Olgun bir insan ıstırabının nedenlerini araştırmalı, nedeni bulduğu zaman da çektiği acının geçici, fakat gerekli olduğunu algı etmelidir. Bu takdirde acı büyük bir anlam kazanır ve insanı çok yükseklere taşır. Melekeleri özgürleşmiş bir varlık için ıstırabın anlamı sizinkiyle taban tabana zıttır. Sizin için bir zevk kaynağı olan durum ise, o varlığın deruni parlaklığını kararttığı için büyük bir acı kaynağıdır. Siz insanlar bir madalyona benzersiniz. Bir yüzünüz özgür varlığınız, öteki yüzünüz bedeninizin karanlıklarından süzülüp geçen bir damlacık ışık, yani dünya şuurunuzdur. Genellikle madalyonun 1. yüzü altta kalmaktadır. Evrimin en büyük amacı bu ikiliği ortadan kaldırmak, evren düzeni uyarınca şuurunuza vahdet (birlik) kazandırmaktır. O zaman evrim yolları önünüzde aydınlanır, kim olduğunuzu, nereye gittiğinizi bilirsiniz.” (Sayfa: 28)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 12. 1958): “İçinde bulunduğunuz şartlar, sizi evrenin büyüklüğüne çocukça bakmaya ve kendinizi Tanrı'yla kıyaslamaya varan bir algı kısırlığına götürür. Öyle ya, insan denince ondan ötesi düşünülemiyor! Oysa insanın daha çok gelişeceği, evrenin sırlarına ereceği, yüksek bir evrime aday olduğu siz insanlar için inanılır bir düşünce biçimi değil, fakat ziyanı yok. Sizler de birgün evrenin uçsuz bucaksız alanlarında birer araştırıcı olduğunuzu algı edecek ve ilerde bu kudreti daha çok hissedeceksiniz. Evrendeki sisteme bir bakabilseniz, en küçüğünden en büyüğüne kadar her varlığın o büyük eseri tamamlamak için nasıl çalıştığını bir görebilseniz, o zaman gerçek amacınızı algı edecek ve büyük bir alçakgönüllülükle eserin tamamlanmasında pay sahibi olacaksınız.” (Sayfa: 29)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 8. 1957): “Şans, durmadan peşinde koştuğunuz, bulamayınca isyan ettiğiniz bir kavram, bir kuruntudur! Şansınızı belirleyen faktörleri bizim gibi görebilme yeteneğinde olsaydınız gülüp geçerdiniz. Dünyadaki şansınız, kısacık dünya yaşamınızın gerisinde sizi bekleyen mutluluklar yanında çok sönük kalır! Durumunuzu analiz edip başınıza gelen olayları nefsinizin etkisinde kalmadan objektif gözle inceleyebilseydiniz şans diye bir şey sizin için söz konusu olmayacaktı. Zevkleri, ıstırapları, hoş ve nahoş olayları yaratan içinde bulunduğunuz realitenin gerekleridir. Siz şansın değerini elbette bizim gözümüzle göremezsiniz. Bizim için şansın anlamı, insanın evrimi için gerekli deneyimleri sağlayan bir araç olmasıdır, evet sadece 1 araç! Belki de şansı hiç yaver gitmeyen bir adam, son derece şanslı birine oranla daha yücelere erişmeye hak kazanmıştır. Dünyada çektiğiniz acı geçmiş yaşamlarınızdaki hataların ürünü değildir. Sonsuza kadar sürecek evriminizin madde âleminde gerçekleşen şaşmaz sonucudur.” (Sayfa: 30-31)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 4. 1958): “Tasavvufa duyulan ilgi ya da ilgisizlik üstünde durulması gereken son derece nazik bir konudur. Eğer bu uğraş kişiye bir iç huzuru ve doyum sağlıyorsa ve kişi o öğretiye içtenlikle bağlıysa pekala tasavvufla meşgul olabilir. Öte yandan, bir insan tasavvufta ruhsal düzeyine aykırı şeyler buluyorsa, bunları filanca büyük adam söyledi diye kabul etmemelidir. Aksi takdirde kendine karşı sorumlu olur!” (Sayfa: 31)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Benim için değerli olan doktrinler ya da düşünce sistemleri değil, doktrin ya da düşüncenin kişinin evrimine sağladığı katkıdır. Yani o doktrin kişiyi iyi hareketler yapmaya, yüceltmeye ve idrakini artırmaya yöneltiyorsa onun için en geçerli yol odur. Aslında dünyanızda çeşitli düşüncelerin bulunmasının nedeni de budur. Sizin için evrimi hızlandıran bir yol, başkalarını karmaşa ve kuşkuya sürükleyebilir. İnsan doğasını zorlamayın, başkalarına karşı daha anlayışlı ve hoşgörülü olun ki onlar da evrimleşebilsinler. Siz düşüncelerinizi yaymaya devam edin, onları kabul edecek insanlar her yerde vardır.” (Sayfa: 31-32)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 4. 1958): “Vahdet (birlik) konusundaki sözlerimle kastettiğim mutlaklık, evrendeki herhangi rölatif bir olaydaki mutlaklıktır. Sizin en büyük zaaflarınızdan biri, aklınızın şöyle böyle erdiği bir olayı mutlak ve değişmez saymaya eğilimli oluşunuzdur. Benim kastettiğim anlamdaki vahdet, sonsuz nüanslar, şekiller ve transformasyonlar içinde asla varılması mümkün olmayan bir ideal değildir. Dünya aşamasını tamamlayıp 4. boyut realitesine geçmiş birinin, dünyada meydana gelen tüm olayları kucaklayacak kadar kapsamlı bir tesir alanında bulunduğunu algı etmesi gerekir. Görüldüğü gibi, mutlak bir anlamdan uzak, kademe kademe yükselen piramidal diyebileceğimiz organizasyonlar vardır. Küçük piramitlerin tepesinde bulunan organizatörler için rölatif olan bu değerler, sizler için mutlak anlamı taşıyabilir.” (Sayfa: 33-34)

DOSTLAR PLANI (Celse 28. 10. 1958): “Nefsini yenmek için inzivaya çekilmiş, ihtiyacı olan deneyimlerden kendini mahrum etmiş, bu yüzden ruhunun kimi melekeleri pasif kalmışsa, hiç kuşku yok ki o insan mükemmel değildir. Birçok bakımdan hataya düşmüştür. Yalnızlığı seçtiği için hemcinslerine yardım edemez, onları tanıyamaz ve sevemez. Ruhunda çiçek açmaya elverişli bir tomurcuğu sulamak yerine toprağın altına gömmüş olur. Fakat o tomurcuktaki hayatîyet o denli güçlüdür ki, bu sefer olmazsa bir başka sefer açacaktır. Dünya planındaki evrimin en büyük amacı, bedensel ilişkilerdeki nefsaniyet potansiyelini azaltmaya çalışmak, tıpkı gökyüzüne yükselen balonun safralarını atması gibi sizi dünyaya bağlayan nefsaniyetin çekim gücünden kurtulmaktır. Bunu yapabilmek için sahte kişiliğinizi yaratan unsurları bertaraf etmelisiniz, onun yolu da kendinizi başkalarına adamaktan geçer. Eğer kendinizi adayamıyorsanız nefsinizi unutamazsınız, nefsinizi unutmadığınız sürece olduğunuz yere çivilenir kalır, bir adım bile ilerleyemezsiniz. İnsan dünyadan alacak bir şeyi kalmadığını hissettiği an kendini otomatik olarak toplumdan soyutlar. Oysa buna gerek yoktur, çünkü insanın manevi olgunluğu geliştikçe maddi olaylarla olan bağı kendiliğinden gevşer ve yüksek âlemlerin sezgilerini ruhunda hissetmeye başlar, üstelik bunu günlük hayatını yaşarken de yapabilir.” (Sayfa: 34-35)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 1. 1959): “Kadercilik diye bir şey aslında mevcut olmamakla birlikte, evrenin determinik yapısı sizin hayal edemeyeceğiniz kadar kompleks ve çeşitli varyeteler gösteren İlahi İrade Yasalarının tecellisinden oluşur. Bir şeyin doğa yasasına uygun olup olmaması tamamen rölatiftir. Şu anda herhangi bir şey doğa yasasına uygun olmayabilir, fakat küçük bir zaman ve mekan değişikliğiyle o şey pekala mümkün olabilir. Doğada olanaksız bir şey yoktur, doğa yasaları, içinde yaşadığınız madde âleminin olanaklarına bağlıdır. Maddeler akışkan hale geldikçe olanaklar da o oranda değişecek ve genişleyecektir. Evrendeki canlı ve cansızlar âleminde mutlak bir şey aramanın anlamı yoktur. Eğer Allah ile siz biçare varlıklar arasındaki mesafe ölümün ötesinde son bulsaydı kaderciliğe bir dereceye kadar hak vermek gerekirdi. Nedense, bir yere bir göğe bakarak anlayamadığınız, sezemediğiniz olayları Mutlak'a mal ediyorsunuz, oysa O'ndan ölçülemeyecek kadar uzaktasınız. Mutlak İrade'nin size hükmetmeye ne ihtiyacı, ne de bir anlamı var! Bırakın zavallı kaderciler istedikleri gibi düşünsünler, onların ne düşündüğünün hiçbir önemi yok. Zamanı gelince, varlıklarının ta derinliklerinden kopup gelen ve onlara yüksek koruyucuları tarafından sunulan gerçekleri daha iyi algı edeceklerdir. O zaman Mutlak İradeye atfettikleri bu yakışıksız düşüncelerin evrimleri için bir araç olduğunu anlayacaklardır. Günümüzün araştıran dünyasında bu gibi insanlara yer yoktur, olmamalıdır da! İnsan kaderin yükü altında ezilsin diye yaratılmamıştır. O özgürdür, özgürlüğünü de olgunluğu oranında tadacaktır. İlahi ışık içine doğduğu an neden sonuç yasalarının anlamını sezmeye başlayacak, evvelce sorun olan birçok meselenin aydınlandığını görecektir. Kadercilik tembel ve korkaklara has bir ruh halidir. Bu zaaf elbette ilerde insanı çok güç durumlara ve hayal kırıklığına sürükleyecektir. Ondan kurtulmak için çaba göstermek gerek. Kadercilik yoktur diyorum, çünkü evren her şeyi kabul edecek kadar geniştir, hataları ve sevapları bile!” (Sayfa: 35-36)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 1. 1959): “Dünyadaki varlığınızın anlamını artık çözmeye başlamalısınız, olayların dili böylece daha iyi anlaşılabilir olacaktır. Bu arada en değerli ruh melekelerinden olan sabır melekeniz de çok büyük ölçüde evrim geçirecektir. Siz insanlar sabır melekesinin size kazandırdığı büyük imkanları bir bilebilseniz. Etrafınızdaki olgun insanları inceleyin de bu harika melekenin onlarda nasıl gelişmiş olduğunu görün. Yaşama karşı dayanıksızlık göstermek büyük hatadır, önemli olan zorlukları yenebilmektir. Unutmayın ki bugün imkansız olan şey yarın pekala mümkün olabilir. Siz şu anda en çok sabır melekenizin gelişmesine muhtaçsınız. Olayları göğüslemeyi öğrenin, kararlılığınız ve cesaretiniz asla kırılmasın.” (Sayfa: 36-37)

DOSTLAR PLANI (Celse 10. 6. 1957): “Ölüm anında perispiri bedenden bıçakla kesilmiş gibi ayrılmaz. Aksine, perispiride adeta konsantre olmuş akışkan maddeler, maddi âleminize ait bağlarla birlikte ayrılır. Perispirinizdeki akışkan-madde bağlantısını ancak duygularınızla sezebilirsiniz. Daha doğrusu perispiri bedende mahpus hayatı yaşamaz, ruhun tesir yeteneği de bundan ileri gelir.” (Sayfa: 38)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #2 : Mayıs 30, 2012, 11:07:44 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 30. 5. 1957): “İnsan bedeni son derece kompleks, havsalanızın alamayacağı kadar karışık sistemlere sahiptir. İmajinasyon (hayal gücü) faaliyeti sırasında insan adeta enerji yayan bir dinamo gibidir. Bir dinamo nasıl çeşitli incelik ve nitelikte enerji üretirse, insan bedeni de kabadan inceye doğru değişen bir titreşim topluluğunun odağıdır. İnsanın bir şeyi hayal ederken bedeninde meydana gelen fizik ve kimyasal değişiklikleri kısmen de olsa çözmüş durumdasınız. Gerek kaba maddi ortamdan akışkan ortama, gerekse bunun aksi yönde sürekli bir titreşim hareketi vardır. Yani kuvvetli bir konsantrasyon ya da imajinasyon halinde perispirital titreşimler, fikir dalgaları ve çeşitli radyasyonlar yayımlanır. Bunlar, kişinin yeteneğine göre az ya da çok şiddette etki yaparak bedeninizde delip geçici birtakım fizikoşimik etkiler medyana getirir. Sonuç olarak size şunu söylemek isterim ki, insan olağanüstü bir enerji santralidir!” (Sayfa: 38-39)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 5. 1957): “Evrende her şey maddedir ifadesi, evrende her şey titreşimdir ifadesine eşittir, çünkü madde yoğunlaşmış titreşimden başka bir şey değildir. Madde içinde madde vardır sözü, kelime kelime ifade ettiği anlamı taşır. Yani maddenin derinliklerine inildikçe yeni bir mikrokozmosla karşılaşılır. Bir başka deyişle, bugün sizin bildiğiniz en son kademe olan atom, daha doğrusu elektron, çok daha derindeki vibrasyonlar yanında oldukça kaba kalır, maddenin incelmesi havsalanızın alamayacağı sonsuz aşamalara kadar gider. Bu ortamdaki maddi kombinezonlar, o ortamdaki maddelerin en küçük partikülleri arasındaki birleşmeyle ilişkilidir demiştik. Bu birleşmeyi sağlayan kuvvetler maddenin kendi oluş halinin bir sonucudur, yani bizzat maddenin kendinde vardır. Yalnız şunu belirtmek isterim ki, bu birleştirici kudret şuursuz bir kudret değildir, madde akışkan hale geldikçe bu şuurlu kudret de artar.” (Sayfa: 39-40)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 8. 1957): “Her şey maddedir derken kastettiğim şey, sadece dünyayı değil tüm evreni kapsar. Madde derken, ezelden ebede kadar ruhların çeşitli evrim aşamaları için gerekli olan ve kabalaştıkça ruhun melekelerini karartan, birbiriyle son derece sıkı bağları olan bir sürü maddi sistemleri kastediyorum. Asıl cevher hiçbir zaman orijinal halde gerçekleşemeyeceği için maddi sistemler içinde faaliyet imkanı aramaktadır. Bellek, idrak, şuur ve duygu gibi ruhsal melekelerinizin maddeyle ne tür bir ilişkisi olduğunu söylemem gerekirse, bunlar bile ruhunuza bağlı süptil bedenin (perispiri) sonsuz varyetelerinin aralarındaki karşılıklı tesirden başka bir şey değildir derim. Duygu, düşünce ve idrakin kaba titreşimlere bağlı olanları, perispirinin bedene, dolayısıyla dünyaya yakın tabakaları arasındaki maddesel tezahürleridir. Yüksek titreşimlere bağlı olanları ise, perispirinin en yüksek eterik ortamlarına ait maddesel etkilerdir. Böylece, üstte saydığım tüm ruhsal melekelerin maddesel tezahürler olduğunu söylüyorum sizlere. Ruhun buradaki rolünün ve tesirinin ne olduğunu anlayacak durumda değilsiniz. Ruh ve perispiri birbirinin ayrılmaz parçalarıdır, biri olmadan diğerinin varlığından söz edilemez. Ruh ve madde ilişkisini şimdiye kadar hiçbir ekol ya da felsefi düşünce tam olarak çözememiştir, çözemeyecektir de! Birtakım ruhsal melekelerin maddesel oluşları, onların vibrasyonel karakterde oluşlarına bağlıdır. Aslında siz bunu dünya insanının metapsişik yeteneklerinden de bilmektesiniz, çünkü bu melekelerin etkisi 3. boyutunuzdaki kaba madde üstünde bile etkindir. Sözgelimi, 'tekinsiz ev' olayları bu hallerden biridir. Ruhsal karakterdeki halleri oluşturan vibrasyonların ruh tarafından beslenmesi, anladığınız anlamda hiçbir beslenmeyle kıyaslanamaz. Sevgi ya da nefret türünden ruhsal bir tepki, asla anlayamayacağınız şekilde ruhun birtakım etkisini bu ortama aksettirmesinden başka bir şey değildir. Çünkü ruh sevgi ve nefret gibi hallerden uzaktır, onlardan arınmıştır. Ruhun en büyük gizemi da işte buradadır.” (Sayfa: 40-41)

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 8. 1957): “Ruhun ilk aşamada gönderdiği etkiler, kendine en yakın maddeye gönderdiği etkiler değildir, hatta buna tesir demeye bile hakkımız yok. Ona isterseniz maksat deyin, amaç deyin. O sadece sizin değil, sizden çok daha evrimleşmiş varlıkların bile sezebilecekleri cinsten bir şey değildir. O Tesir ya da O Amaç, ruhların yaratılışıyla ilgili çok büyük bir nedene dayanır. Bu konu üstünde fazla düşünüp zihninizi yormayın. Siz ruhu, daha doğrusu onun varlığını ancak evrenin çeşitli maddeleri üstündeki yansımalarından sezebilirsiniz, aslında ruh sizin için bundan başka bir şey de olamaz. Çünkü siz ruhun bizzat kendisiyle değil, ancak onun etkilediği maddelerle temasta bulunabilirsiniz. Ruhun maddeyi nasıl etkilediği konuşu anlayamayacağınız kadar yüksek bir olaydır. Hatta diyebilirim ki, her şeye kadir olan Mutlak Varlığın en yüksek tecellilerinden biridir. Ruhun maddeye bu bağlanışı evrimin bile çok üstünde bir konudur, evrim ancak ruh bu evrene girdikten sonra mümkün olabilir. Bu yüzden, düşüncelerinizi evrim üstünde konsantre ediniz. Bilgi, yetenek ve düzeyinizin çok üstünde olan konularla uğraşmayınız, buna olanak olsaydı size evet derdim. Kendi çevre ve mekanınızla ilgili araştırmalar yapınız.” (Sayfa: 42)

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 8. 1957): “ Her organınızın, hatta her hücrenizin bir kişiliği, bir ruhu vardır, bu kesindir. Bu tek tek ruhların enkarne oldukları beden ve organlarda bir görevleri olması gerekir. Böylece beyine özel bir önem vermenin anlamı kalmaz, çünkü beynin de görevi rölatiftir. Bedendeki organ ve hücrelerin ruhları, organizatör ruhun perispirisinden etkiler almaktadır. Aslında bu ruhların bir dereceye kadar beden içinde özgürlük ve kimlikleri varsa da, organizatör ruhun özgürlük ve kimliğiyle asla kıyaslanamaz.” (Sayfa: 42)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Evren iç içe birtakım maddi sistemlerden oluşmuştur. Tesirler inceden kabaya, kabadan inceye doğru yansımaktadır. İçinde yaşadığınız dünya şartları bütün bu maddi kombinezonları anlayabilmenize uygun değildir. Bugünkü idrakiniz epey gelişmiş olmakla birlikte daha çok kaba sayılır. Evrendeki tüm fizikoşimik ve mekanik olaylar birer düşünce eseridir ve imajinasyon tarafından var edilmiştir. Üstün maddi planlarda bulunan varlıklar, kaba maddelere bağlı canlı ve cansız varlıklara imajinasyonlarıyla egemen olmaktadırlar, siz de bedeninize aynı şekilde egemen olmaktasınız. Görünüşte doğa yasalarına uyduğunu sandığınız olaylar aslında maksatlı ve şuurlu zekaların eseridir! Sonuç olarak siz imajinasyon ve düşünce melekenizle evrende bir elektromanyetik alan yaratıyor ve onu sürekli besliyorsunuz. Bu alanı oluşturan süptil maddeler zincirleme olarak kaba olanlara tesir ediyor. Tıpkı bir mıknatısın demir tozlarını çevresinde topladığı gibi realiteleri çevrelerinde topluyor ve oluşturuyorlar.” (Sayfa: 43)

DOSTLAR PLANI (Celse 21. 10. 1958): “Zeka, vicdan, toplumculuk gibi melekeler insanın genel evrim düzeyini belirleyen ölçüler olmasa da, bu melekelerin dikkatli bir analizi kişinin evrim düzeyi hakkında bir fikir verebilir. Fakat önemli olan analizi dikkatle yapmaktır, çünkü aldatıcı etkisin rolü vardır. Zeka ve benzeri melekeler, insanın ihtiyaçlarını karşılamak için o yaşama has olarak verilmiştir. Bir sonraki yaşamda eğer o meleke sakıncalı görülüyorsa, sözgelimi kişi zeka gibi bir yetenekten yoksun kalabilir. Öte yandan göz önünde tutmanız gereken bir nokta da insanın evriminin evrendeki aktivitesiyle orantılı olduğudur. Yani varlık aktif ve canlı bir rol oynamalıdır, kuşkusuz oynadığı rol toplumu ve bireyi daha üst düzeye taşımalıdır, aksini yapıyorsa ona evrim denemez. İnsanın etkin olması için zeka gereklidir, fakat zeka noksanlığı insanın aşağı evrim düzeyinde olmasını gerektirmez. Şu halde zeka evrimin ayrılmaz bir parçasıdır, ne var ki zekayı kurnazlık ve hırs gibi duygularla karıştırmamak gerekir. Zekanın evrimin bir nimeti olduğunu anlamalısınız. Zeki insanın evrimi daha hızlı, daha verimli ve daha az otomatiktir. Öte yandan kimi durumlarda zekası kıt bir insan, kurnaz birine oranla daha hızlı evrimleşebilir!” (Sayfa: 43-44)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 1. 1959): “Deliliğin anladığınızdan çok değişik bir anlamı vardır. Sizin ölçülerinize göre deli olan bir kimse, dünya planını terk ettiği zaman evrim düzeyinin toplamı kadar bir şuura sahip olur. Bir insanın az ya da çok normal olmasını içinde yaşadığı fizikoşimik ve biyolojik şartlar belirler. Yani burada esas etken maddi şartların beyin cevheri üstündeki etkisidir. Bir insan, bedenden başlayıp toplumun kolektif baskısına kadar uzanan şartlara uyamıyorsa deli diye tanımlanabilir, elbette tüm delilikler organik değildir. Bir delinin şuuraltı yukarının (Spadyum) her tür parazit varlığına açık durumdadır ve delinin beyin cevheri bu parazit etkilere karşı sübap görevini yapamaz. Anladığınız anlamdaki deli bizim âlemimizde (Spadyum) deli olarak nitelendirilmez, çünkü delilik tamamen dünyayla ilgili bir durumdur. Delilik fizikoşimik organizmanın psişik organizmayla uyum sağlayamamasından ileri gelir. Halihazırdaki varlığınız büyük ölçüde beyninize bağlıdır. Beyinde meydana gelecek herhangi bir bozukluk doğrudan doğruya perispiriye tesir eder, onun aracılığıyla ruhsal mekanlardaki geri varlıklardan zararlı etkiler alabilirsiniz. Bir insanın kafasına düşen saksı delirmesine yol açabilir, fakat maddi organizmadaki bu bozukluk, diğer delilerin maruz kalacağı etkilere onun da maruz kalmasını gerektirmez. Dikkat edilirse delilerin her birinin psişik durumları birbirinden farklıdır. Bir insanın şuuraltında gizli hırslar ve parazit fikirler varsa bunlar insanın delirmesiyle birlikte şuur alanına çıkarlar. Eğer deliren insanda bu tür zararlı fikirler yoksa deliliği kimseye zarar vermeyecektir.” (Sayfa: 45-46)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 8. 1957): “Beyin, sonsuz âleminizle sınırlandırılmış âleminiz (beden) arasında maddi ilişkileri aktaran bir köprüdür, maddi âlemde ortaya çıkabilmeniz için bir araca ihtiyacınız var. Ölüm beynin işlevini sona erdirdiğinde duygu, algı ve duyum gibi melekelerin de yok olduğunu sanmayın, yok olan sadece aradaki köprüdür (beyin). Nasıl ki bir nehrin 2 yakası arasındaki köprünün yıkılmasıyla bu 2 yaka kimliklerini kaybetmez sadece ilişkilerini keserlerse, insan da beyin denen bağlantının ortadan kalkmasıyla sonsuz yoldaşı perispiriyle baş başa kalmış olur. Ebedi derken, insan perispirisinin değişmezliğinden söz etmiyorum, perispiri elbette giderek incelecek ve yeni kimlikler edinecektir. Spadyum sakinleri olarak bizler fizik bir beyne ihtiyaç duymadan pekala yaşayabilir ve kimliklerimizi asla yitirmeyiz. Aradaki tek fark şu ki, biz maddi etkisi transformasyona uğratıp onların yönünü değiştirerek dış âlemle bağlarımızı koparmışızdır. Böylece beyin, bir kutbu dünya diğer kutbu içsel âlem olan bir dinamonun verdiği akımdan yoksun kalarak rolünü sona erdirmiş olur.” (Sayfa: 46-47)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #3 : Mayıs 30, 2012, 11:08:14 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 16. 5. 1957): “Her ortamın kendine özgü titreşimi vardır. Bu yüzden, varlığın perispirisine hangi akışkanlıkta maddeler egemense o maddelere uygun titreşimi vardır. Perispirideki maddelerin akışkanlık derecesi ve oranı, varlığın içinde bulunduğu ruh haliyle az çok değişikliğe uğrar. Buradaki esas faktörün varlığın evrim düzeyi olduğunu asla unutmayın, çünkü evrim perispiri maddelerinin giderek akışkan hale gelmesini sağlar. Spadyumun üst tabakalarında bulunan evrimleşmiş bir varlık, gerektiğinde bilgi ve görüntü vermek amacıyla perispirisinin maddelerinde birtakım değişiklikler yapabilir. Spadyumda her varlığın şuurlu ya da şuursuz olarak yaptığı birtakım görevler vardır, onun eylemlerinden elbette bir üst plan sorumludur. Aktif beynin perispiriden haberdar olmaması, perispiriyle ilişkisi olmadığını göstermez. Siz kalbinizin, midenizin, ciğerlerinizin faaliyetinden haberdar mısınız? O halde aktif beynin mekanizması niçin perispiriden haberdar olsun? Eğer haberdar olsaydı neler olacağını hiç düşündünüz mü? Haberdar olsaydı bu dünyada enkarne olmanıza gerek kalmazdı. Beyin denen mekanizma öz varlığınızla bedeniniz arasındaki bağlantıyı sağlamasına rağmen, o da beden gibi kendi özünden haberdar olmama ilkesine dayanır.” (Sayfa: 48)

DOSTLAR PLANI (Celse 10. 6. 1957): “İçinde yaşadığınız maddi evren hayal gücünüzün çok üstünde birtakım mikrokozmik âlemlerle doludur. Her bir âlem çeşitli incelikte maddelerden oluşmaktadır. Çok kaba sandığınız bir taş parçasında bile tüm bu âlemler bulunmaktadır. Onların birbirleriyle ilişkilerini sağlayan yasalar bugünkü fizik biliminizin dışındadır. Perispirinizin bile bu ince madde âlemleriyle, yani mikrokozmoslarla sempatize olabilen bir kutbu vardır. Fakat bu, perispirinizdeki madde topluluğunun maddi evreninizdeki tüm titreşimlerle uyum içinde olduğu anlamına gelmez.” (Sayfa: 49)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 5. 1957): “Obsesyonu asla bizim planımızın anladığı şekilde anlayamazsınız. Obsesyona geri bir varlık aracı olmakla birlikte, obsede olan kişiyle ilgilenen kimi yüksek varlıklar da bu işi sevk ve yönetirler. Kuşkusuz bu işi siz yapsanız kötülük olur, fakat o yüksek varlıklar bunu çok yüce bir maksatla yaparlar. Bizim âlemimiz (Spadyum) dünyayla bağını koparamamış, gözü dünyada kalmış varlıklarla doludur. Bazıları şiddetle dünyaya çekilir, orayla bağlantı kurmak için dayanılmaz bir istek duyarlar. Onlar son dünya yaşamlarında evrimlerini tamamlayamamış varlıklardır, bu yüzden madde âlemlerine tekrar dönmeye mahkumdurlar. Burada da dünyadaki batıl fikirlerini sürdürmeye çalışırlar, bu fikirlerden kurtulmadıkça Spadyum maddelerine sempatize olamazlar. İşte bu zavallı varlıklar sahte bir imaj âlemi içinde kendilerini aldatıp dururlar. Obsesyon, kimi varlıkların evrimi için zorunlu, fakat o oranda da zahmetli bir evrim yoludur. Obsesyon olayında obsede edenle obsede olanın sınavı şöyledir: Obsede eden varlık elbette hatalıdır, hata duygusu benliğinde uyandığı zaman çok acı çeker. Obsede eden genellikle obsede olandan daha biçare durumdadır, batıl düşüncelerinden bir türlü sıyrılamaz, aczini akıtacak bir yer arar, bulduğu zaman da asla bırakmak istemez. Bunu zevk için yapıyor değildir, kendini tatmin etmek istemektedir. Obsede olanınsa bu bağlantıdan kimi yararlar sağladığı kesindir, fakat bu açmazdan kurtulmak tamamen onun elindedir, yaşamındaki en zorlu deneyimlerden birini yaşamaktadır. Obsesyon kişinin nasırlaşmış benliğini er geç yumuşatmak için Ruhsal Planlar tarafından hazırlanmış bir tesirdir. Siz uykuda ya da uyanıkken tüm duygu, düşünce ve hayalleriniz yukarıya olduğu gibi aksetmekte ve orada kendine uygun bir yer bulmaktadır. Obsesyon için genel bir kural koymak pek mümkün değildir, fakat belirli bir evrim aşamasına ulaşmış kimseler için obsesyon korkusu söz konusu olamaz. Kimi durumlarda obsede edenle obsede olan yekvücut olurlar, bu onlar için ne müthiş bir sınavdır bilemezsiniz! Bazen obsede olan obsede edenden silkinip kurtulmak ister, bazen de kendini tamamen onun kontrolüne terk eder.” (Sayfa: 49-51)

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 5. 1957): “Obsedör, tıpkı boş bulduğu yeri dolduran hava gibidir, spadyumdaki şuursuzluk halinden kurtulmak için dünyada bir yerlere demir atmaya çalışır. Bir yelkenli nasıl yanaşacak uygun bir liman ararsa, obsede edici varlık da kendi titreşimlerine uygun titreşimlere yanaşır. Böylece iç varlığındaki düşük titreşimlerin yarattığı buhran oldukça hafiflemiş olur, çünkü buhranı etkisi altına aldığı varlıkla paylaşmıştır. Bu işi elbette aczinden yapar. Obsesyondan kurtulma olanağı her zaman vardır. Fakat bu obsede edenle edilenin genel kader planlarına bağlıdır, yani her ikisinin kader planları birbirleriyle bağlantılıdır. Sizin anlayamayacağınız kimi nedenlerden ötürü bu durum her ikisinin de gelişimini sağlayacaksa, üst planların izniyle obsesyona devam edilir. Fakat unutmayın ki kaderinizi değiştirmek her zaman elinizdedir. Bu işi yöneten planlar dünya anlayışınızdan, iyilik ve kötülük gibi kavramlarınızdan bağımsız hareket ederler. Onların amaçları sizin değer yargılarınızın çok üstündedir.” (Sayfa: 51)

DOSTLAR PLANI (Celse 21. 10. 1958): “Karmaşa, evrimin bir aşamasından diğerine geçiş anında varlığın uyum sağlayamamasından doğan anormal bir psikolojik durumdur. Ruhsal reaksiyonları ve melekeleri arasında belirli bir uyum olan varlık karmaşaya düşmez. Karmaşa, bir realiteden diğerine geçiş anında ya da sonsuz neden sonuç zincirinin bir nedeninden daha yüksek nedenine geçiş anında insanın oradaki ilişkiyi kavrayamamasından meydana gelir. Istırabının ne olduğunu bilen ıstırabının nedenini de bilir, böyle bir insan karmaşaya düşmez. İnsan yaşamından hoşnutsa ve bu hoşnutluğu ruhunun ve vicdanının huzur içinde olmasını gerektiren birtakım nedenlerden ileri geliyorsa o insan karmaşa içinde değildir. Karmaşa doğanın ezeli yasasıdır, her kötülük ve aksaklık sonuçta ıstıraba dönüşür.” (Sayfa: 52)

DOSTLAR PLANI (Celse 28. 10. 1958): “Bir insan ıstırabının nedenini bilmiyorsa mutlaka şaşkınlık içindedir. Eğer yaşamının bundan önceki aşamasını şimdikine bağlayamıyorsa ruhsal karmaşaya düşer. Örneğin, ömrü boyunca maddeye bağlanmış ve ideallerini kaba maddenin çekiciliğinden oluşturmuşsa, dünya maddelerinden ayrıldıktan sonra çırılçıplak kalacak ve onları bulamamaktan dolayı büyük bir ıstıraba gark olacaktır. Biçare varlık çoğu zaman öldüğünü bile fark etmeyecek, dünya imajlarının aldatıcı süsleri içinde yaşamaya ve acı çekmeye devam edecektir. Karmaşa sırasında mutlaka acı çekilmez, karmaşa varlığın yaşamının her anında meydana gelebilir, fakat evrimin ileri aşamalarında karmaşa bildiğimiz anlamını yitirir.” (Sayfa: 52-53)

DOSTLAR PLANI (Celse 25. 11. 1958): “Karmaşa birçok şekillerde ortaya çıkar. Istıraplı olabileceği gibi, durumun kavranamamasından dolayı neşeli de olabilir. Örneğin, dünya yaşamında cinsel arzulardan başka hiçbir amacı olmayan biri dünyayı terk ettiği zaman pekala kendini daha büyük bir zevk ve keyif tufanı içinde bulabilir, halinden pek memnun görünebilir. Fakat bu durum varlığın hala derin bir uykuda olduğunu, evrimleşebilmek için daha bir sürü zahmetli yaşamlar geçireceğini gösterir. Oysa ıstırabının nedenini gören bir insan çekmiş olduğu acı pahasına yolunu kısaltmış, o aşamayı atlattıktan sonra ıstırabının ne büyük bir nimet olduğunu algı etmiş olur. Aslında neşe de acı da başlı başına bir değer taşımazlar, onlar sadece evrimin gerekleridir.” (Sayfa: 53-54)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 5. 1957): “Sizin anlayışınıza göre sempatizasyonla maddi kombinezon deyimleri eşit kabul edilebilir. Size göre sempatizasyon, son derece akışkan maddelerin o ortamda egemen olan fizik yasalara bağlı olarak birbirleriyle birleşmeleridir. Bir bedenliyle bir bedensiz arasındaki sempatizasyon, bedenlinin en süptil vibrasyonlarıyla bedensizin vibrasyonları arasında bir uyumun kurulmasıdır. Size şu kadarını söyleyeyim ki bu sempatizasyon, 2 bedenlinin birbirine sempatize olmasından çok daha kolay ve çok daha kapsamlıdır. Sizler bir ya da birkaç bedensiz varlıkla sempatizasyon halinde bulunduğunuzu elbette bilmezsiniz. Üstelik bu olgu vibrasyonların inceliği dolayısıyla 2 bedenli varlık arasındaki sempatizasyondan daha süreklidir. 2 bedenli varlık arasındaki sempatizasyon ise çeşitli faktörlere bağlıdır, bu faktörler arasında en güçlü olanı en süptil vibrasyonlardır. Çünkü biriyle dost olduğunuz zaman sizi birbirinize en fazla çeken şey ruh hallerinizdeki uyumdur. Oysa daha dostluk kurulmadan aranızdaki kaba vibrasyonlar faaliyete geçer, onlar dünyanızda daha kolay tezahür zemini bulduğundan ilk planda gelirler. Örneğin, tanıştığınız kişinin ilk önce yüz ifadesine, daha sonra da birtakım hareketlerine dikkat edersiniz. En son olarak ruhsal uyum gelir ki, mutluluk veren ve sürekli olan ilişki de budur.” (Sayfa: 55-56)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #4 : Mayıs 30, 2012, 11:08:43 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 27. 8. 1959): “İnsanlar iyilik yaparken iyilik yapmanın verdiği liyakatle evrimleşirler, daha çok evrimleşeyim diye iyilik yapılmamalıdır. İdeal iyilik, nefsaniyetten kurtulmuş iyiliktir. Yaptığınız iyiliği görev olarak yapmalısınız, zoraki değil, evrimleşmek için değil, sevgi ve şefkatle iyilik yapın. Toplum ve din korkusuyla yapılan iyilikten büyük yararlar sağlayamazsınız!” (Sayfa: 15-16)

DOSTLAR PLANI (Celse 25. 9. 1959): “Aynı evrim düzeyindeki varlıklar arasındaki fark, yukardan gelen etkisi alabilme kapasitesine bağlıdır. Aynı evrim düzeyindeki varlıklar aynı etkisi aldıkları halde, aralarındaki küçük farklar yüzünden bu etkilere çeşitli tepkiler gösterirler. Bu yüzden, aynı düzeydeki varlıkların daha aşağı tabakalara gönderdiği etkiler de farklı olur. Özet olarak söylemek gerekirse, aynı evrim düzeyindeki varlıklar arasındaki fark, etkilerden yararlanabilme içgüdüsüyle ilgilidir.” (Sayfa: 16)

DOSTLAR PLANI (Celse 25. 9. 1959): “Istırap ve evrim çok güzel bir seyir izliyor, tıpkı merdiven basamağı gibi! Evrimden sonra sevgi gelir, sevgiden sonra neşe gelir, neşeden sonra huzur gelir, bunlar da birer düzeydir. Yüksek planda da neşe ve huzur vardır, onlar da düzeylerine göre belirli amaçlar için çalışırlar. Fakat bu çalışmayı kendi düzeyinizle kıyaslamayın, her ortamın kendine has şartları vardır. Kaba maddenin verdiği zevklere başvurmadan yüksek neşeyi gündelik yaşama sokmak mümkündür, fakat bunu üstte söylediğim neşeyle karıştırmayın. Maddi bağları gevşeterek Üst Planlarla bağlantıya geçtiğiniz zaman içinde bulunduğunuz durum sizi neşeye gark edebilir ya da kutsal bildiğiniz bir görevi başarıyla yerine getirdiğiniz zaman yüksek rehberlerden gelen etkiler size neşe ve huzur verebilir.” (Sayfa: 16-17)

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 10. 1959): “Uçan daireler Mars ve Satürn planetlerindeki varlıkların malıdır, araçlarını şimdi geliştirmişlerdir. Onlar sizden üstündürler, maddeyle ruhu birleştirmiş, manevi alanda ilerlemişlerdir. Mars ve Satürn'deki varlıkların bedenleri, içinde bulundukları şartlara uyacak şekildedir. Onlarla bağlantı kurduğunuzda hem bilgilerinden yararlanacak, hem de şu koskoca evrenin sadece sizin için yaratılmadığını anlayacaksınız!” (Sayfa: 17)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 4. 1960): “ Dünyaya gelmenin amacı, düşünceleri eylem haline getirerek maddi ortamda uygulamaktır. İnsanlar sadece düşünceleri öğrenerek evrimleşecek olsalardı bu maddi ortama gelmelerine hiç gerek kalmayacaktı. Düşünceler spadyumda her varlığın ruhuna pekala nakşedilebilirdi. İnsanın bir şeyi öğrenmesi demek, o şeyi sindirmesi demektir, sindirmekse birçok deneyimden geçerek mümkün olur. Yüksek düşüncelerden hiçbir zaman korkmayınız, fakat uygulamasını yapmadan, onları benimsemeden daha yüksek düşüncelere yönelmeyiniz, daha alt düşünceleri benimsemeden daha yükseklerini algı edemezsiniz.” (Sayfa: 19)

DOSTLAR PLANI (Celse 25. 9. 1959): “Güzelin tanımı her düzeye, hatta her kişiye göre değişir. Güzel faydalı olabilmektir. Bu tanım belirli bir düzeyin realitesidir. Tüm doğrularda bir güzellik payı vardır, fakat bir şeye doğru diyebilmek de düzey işidir. Bugün size doğru gibi görünen şeyin yarın yanlış olduğunu fark edersiniz.” (Sayfa: 19)

DOSTLAR PLANI (Celse 13. 11. 1959): “ İnsanın Allah'a karşı görevi, İdare Planının verdiği emirleri yerine getirmektir, hareketlerini sürekli vicdanın kontrolünden geçirip daha Üst Planlara yükselmeye gayret etmektir. Üst Planlara yükselmenin en kısa yolu verilen emirlere itaattir. Eğer verilen emirler vicdanınızla çelişiyorsa, onları kabulde zorlanıyorsanız emirleri uygulamayınız!” (Sayfa: 20)

DOSTLAR PLANI (Celse 13. 11. 1959): “Bilgi O'nundur, O'nun bilgisiyle hiçbir bilgi kıyaslanamaz, zaten O'nun bilgisi dışında bilgi yoktur ki! Daha Üst Plandan verilen bilgiler Görevli Plan tarafından peygambere nakledilmiştir. Peygamber de, Görevli Plan da otomattır. Bu arada peygamberin göreve liyakatini de unutmamak gerek.” (Sayfa: 20)

DOSTLAR PLANI (Celse 20. 11. 1959): “Gelen vahyi nakleden peygamber tamamen otomattır, bir medyum gibi hareket eder. O düzeye gelmiş bir varlık duygudan çok görevi düşündüğü, yalnız görevi yapmaya amade olduğu için otomattır dedim.” (Sayfa: 20)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 1. 1960): “Sevgi, aynı yolda yürüyen varlıkların birbirine destek olmak için tesir göndermeleridir. Maddi fedakarlık gerektirse bile bu etkisi gönderirler. İnsanlar, kötülerin varlığı yüzünden hemcinslerinin içtenliğinden hep kuşku duyarlar. Başlangıçta belki de haklıdırlar, fakat daha sonra yaptıkları yol arkadaşlığı onları birbirlerine yaklaştırır, yani gönderdikleri etkiler artar. Giderek birbirlerine güvenleri de artar, güven arttıkça karşılıklı tesir kapılarını iyice açarlar. Sevgi eşit düzeydeki 2 varlık arasında olabilir, aralarında biraz fark olanlar arasında da olabilir. Böylece birbirlerinin evrimine yardım ederler, hatta aşağı düzeydeki üst düzeydekinin düşüncesini daha çabuk kabul edip onun düzeyine yükselebilir.” (Sayfa: 20-21)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): “İnsanlık aşamasındaki varlıkta nefsaniyet vardır. İnsanlıktan kurtulmak, insanüstü bir aşamada olmak demektir. İnsanüstü aşamaya ulaşmak için de insanın nefsaniyet yolundan geçmesi gerekir. Tüm evrimleriniz böyle değil midir? Evrimleşmek için fedakarlık şarttır, görevle fedakarlık birbirinden ayrılamaz, görev daima fedakarlık isteyen bir şeydir. Maddi bir dünyada bulunduğunuza göre elbette sizden maddi fedakarlık istenecektir.” (Sayfa: 21-22)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): “Her karmaşa ıstıraplıdır. Varlık karmaşa içinde olduğunu bile kabul etmez, örtbas etmek için uğraşır, fakat içindeki acı onu yakmaktadır. Varlığın cehaleti azaldıkça acı da kademe kademe azalır. Varlık ne kadar cahilse ıstırabı da o kadar fazladır, karmaşadan kurtulduğu anda acı dumanı dağılır!” (Sayfa: 22)

DOSTLAR PLANI (Celse 11. 3. 1960): “Şuurlu ıstırapla şuursuz acı arasında evrime hizmet açısından ne fark var diye soruldu. Burada acı çekenin düzeyi söz konusudur. Istırap içinde olup da şuursuz olan kimsenin düzeyi, şuurlu acı çekene oranla daha geridir. Şuursuz acı çeken, şuurlu acı çekmeye hazırlanmaktadır, şuurlu acıysa ıstıraptan kurtulmanın son aşamasıdır. Kimi durumlarda en yüksek varlıklarda bile algı edilmeden, yani tam olarak şuuruna varılmadan çekilen ıstıraplar vardır. O acı da o düzey için gereklidir. Istırabın neden ve niçini fark edilmese de ruhta birtakım etkiler meydana getirir, çünkü ruh ancak bu etkilerle olgunlaşıp yücelebilir. Siz çok acı çekiyorsunuz, fakat nedenin kaçta kaçını biliyorsunuz? Yalnız neden ve sonucunu bildiğiniz ıstıraplarla mı evrimleştiğinizi sanıyorsunuz? Hayır, dünyadaki her varlıkta şuurlu ve şuursuz acı yan yanadır.” (Sayfa: 23)

DOSTLAR PLANI (Celse 11. 3. 1960): “Eski Delfi Tapınağının girişindeki yazı şöyle der: Kendini Bil. Bu 2 yönden yorumlanabilir. 1- Kendin hakkındaki olayları bil, yani bilim sahibi ol. 2- Kendi düzeyini algı et, yani düzeyinin gereklerini yap, dünyaya niçin geldiğini bil. Bu 2 şıkkı tek bir cümlede toplamak mümkündür. Hayata geliş ve gidiş nedenini incele. Hayatta meydana gelen olayların neden ve sonuçlarını incelemek bizi düzensiz ve şuursuz gibi görünen olayların arkasında gizleneni, yani şuurlu ve düzenli bir yönetimin varlığını görmeye sevk eder.” (Sayfa: 23-24)

DOSTLAR PLANI (Celse 3. 6. 1960): “Bilgi, sağlaması yapılmış imandır, tıpkı sağlaması yapılan hesap gibi. İman ise, birtakım önsezilerin verdiği bilgilerle önceki bilgilerin toplamıdır. Buna göre, bilgisini ancak sezgilerimizle kavradığımız şeylere iman diyoruz.” (Sayfa: 24)

DOSTLAR PLANI (Celse 8. 4. 1960): “Maddi evrenden mezun olmak için sevgi ve şefkat yeterli değildir. Sevgi ve şefkat bir aşamadır, bir de görev duygusu vardır ki o diğerlerinden daha üstün bir aşamadır. Görev duygusunun da dünyada kazanılması gerekir. Fakat sevgi ve şefkatle görev duygusuna bir adım atılmış olur, yani sevgi ve şefkat kazanılmadan görev duygusu elde edilemez. Bunun anlamı, belirli bir düzeyi kazanmadan bir üst düzeye geçemeyiz demektir. Sevmek, görevi sevmek, görev sonunda sağlanacak yararların hangi varlıkları etkilediğini görerek o varlıkları sevmek, yaratıkları görüp inceleyerek onları sevmek ve bu sevgiden Yaradan'a yönelmek, işte sevgi ve şefkatten görev duygusuna bu yolla geçebilirsiniz.” (Sayfa: 24)

DOSTLAR PLANI (Celse 7. 8. 1960): “Casuslar bazen görev gereği cinayet işliyor ya da devlet sırlarını vermemek için intihar ediyorlar, bu olaylar da diğer adi cinayet ve intihar olayları gibi spadyumda bir acı oluştururlar mı diye soruldu. Evrendeki yasaların dışına çıkılamaz, kim bir eylem işliyorsa mutlaka o fiilin gereğiyle karşılaşır. Bir insanın casusluk şebekesine girmesi, görev gereği birini öldürmesi ya da intihar etmesi, bu fiillerinden ötürü acı çekmesini önlemez, yani görev duygusuyla cinayet işlemek evren yasalarını geçersiz kılmaz, tıpkı sıradan bir katil gibi acı çeker. Yalnız, adi cinayetle görev gereği cinayet işleyenlerin uğrayacağı muamele arasında fark vardır. Casus görevi gönüllü olarak almakta, yapacağı işin sonucunu önceden bilmektedir. Bu durumda o gelişimini hızlandırmış ve bir atılım yapmış olur.” (Sayfa: 25)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #5 : Mayıs 30, 2012, 11:09:46 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 9. 10. 1959): “Şart olan toplumların evrimi değildir, şart olan bireylerin evrimidir. Öte yandan bireylerin evrimleşmesiyle toplumlar da evrimleşirler, çünkü toplumlar bireylerden oluşur. Toplumda meydana gelen bir uyarılma, (afet, mûcize) orada yaşayan bireylerin evrimleşmesini sağlar.” (Sayfa: 26)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 10. 1959): “İnsancıl amaçlarla sosyal mücadelelere katılma İlahi İrade Yasalarına aykırı mıdır diye soruldu. Bu tür hareketler İlahi İrade Yasalarının işleyişini bozamaz. Onlar da birer deneyimdir ve toplumdaki bireylerin evrimine yardım ederler, hiçbir şey gereksiz değildir. Bu prensipten yola çıkarsanız olayların gerekliliği konusunda yeni fikirler edinebilirsiniz. Eğer bireyleri hazırlayabiliyorsanız toplumun evrimleşmesi için çalışmak iyi bir şeydir.” (Sayfa: 26)

DOSTLAR PLANI (Celse 6. 11. 1959): “Bir toplumun hızlı evrimi demek, içindeki bireylerin çoğunluğunun hızlı evrimi demektir. Bu durumda işi daha basite indirgeyerek bir tek bireyin gelişimini düşünmek ve bunu topluma genellemekle sorun halledilmiş olur. Şöyle ki, birey evrim için çalışarak bilgi edinecek, edindiği bilgileri uygulayacak, görevlerini eksiksiz yerine getirecek, böylece toplumun evrimi hızlandırılacaktır.” (Sayfa: 27)

DOSTLAR PLANI (Celse 6. 11. 1959): “Şimdi toplum için ortaklaşa bir vicdan ölçüsüne ihtiyaç var. Fakat toplum içindeki her birey bu vicdan ölçüsüne uymayacaktır, çünkü düzeyi uygun değildir. Düzeyin küçük farklarla birbirine yakın olması idealdir. Gelecek kitapta (Bilgi Kitabı) ortaklaşa vicdan ölçüleri hakkında ayrıntı verilmiştir. Kişi bireysel vicdan ölçüleri yerine ortaklaşa vicdan ölçüsünü kabul edebiliyorsa bu elbette daha hayırlıdır. Kabul ettiği ölçü kişinin düzeyidir ve kişi düzeyine göre hareket etmelidir. Kendine yapılmasını istemediğin hareketi başkalarına yapma şeklindeki kural, hâlen herkes için ortaklaşa bir vicdan ölçüsü olmaya yeterli değildir, fakat belirli bir düzey için iyidir.” (Sayfa: 27)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): “Zorla toplumun malı haline getirilmiş bir düşünce uğrunda savaşarak insan öldüren, bu düşünceyi kabul etmediği halde toplum düzenine uymak zorunda bırakılan bir insan katil değildir. O kişinin özel evrim isteğinin yanında bir de içinde yaşadığı toplumun evrim düzeni vardır. Kişi o topluma rastgele değil, oraya layık olduğu için gönderilmiştir, dolayısıyla toplumun şartlarını kabul etmiş sayılır. Eğer bu şartları kabul etmiyorsa ve elinde o toplumu terk etme imkanı varsa, bu imkanı kullanmayarak savaşa girmiş ve adam öldürmüşse o kişi katildir.” (Sayfa: 28)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): “Baskı altına alınan, engellenen düşünce ve eğilimler eğer toplumun düzeyinden daha üstün düşüncelerse empoze edildiklerinde topluma zarar verirler. Eğer bu düşünceler toplum düzeyinin çok altındaysa yıkılmaya mahkumdurlar. Her birey ve toplum layık olduğu düşünceyle donatılmıştır. Kişisel istek ve eğilimler için de aynı şey geçerlidir. Fakat bu ister aşağı, isterse üstün olsun düşünceler incelenmesin demek değildir. Her düşünce layıkıyla incelenmeli ve değerlendirilmelidir.” (Sayfa: 28-29)

DOSTLAR PLANI (Celse 11. 3. 1960): “Bir hareket eğer toplum için zararlıysa, onu zor kullanmadan daha yumuşak metotlarla engellemeye çalışın. Eğer bu yolla başarı sağlayamıyorsanız, engelleyeceğiniz kişinin alacağı zararla toplumun alacağı zararı kıyaslayarak şiddet kullanma yoluna da gidebilirsiniz!” (Sayfa: 29)

DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Bir ülkede cinayetlerin artışı o ülke insanlarının çok geri durumda olduğunu, yaşam ve ölümün anlamını daha algı edemediklerini gösterir. Bu geriliğin önüne geçmede aydınların sorumluluğu büyüktür. Zaman içinde dünyaya gelen etkilere rağmen bir toplum ilerleyemiyor ya da yerinde sayıyorsa, bu o toplumun geriliğinin işaretidir.” (Sayfa: 29-30)

DOSTLAR PLANI (Celse ?. 6. 1960): “Şu kadar yıl sonra nüfusumuz bu kadar olacak diye maddi ortamda yaşamaya hak kazanmış bir varlığın kürtajla önünü kesmek doğru değildir. Ne kadar makul olduğunu sanırsa sansın bir varlığın hayatına son veren kişi hatalı bir iş yaptığını bilmelidir. Nüfus fazlalığı nedeniyle açlıktan ölenlerin bulunduğu ülkeler var deniyor, bu yanlış bir düşüncedir. Nüfus fazlalığı açlığa ve yoksulluğa neden olamaz, aksine nüfus fazlalığı çalışan bir toplum için büyük bir güçtür. Bir varlık dünyaya gelme hakkını elde etmişse o ülkenin yasalarına uymak zorundadır, yani çalışmakla yükümlüdür. Çalışmayan insan elbette aç kalmaya mahkumdur. Kimi varlıklar, hayat planları öyle gerektirdiği için çok çalışmaları gereken ülkelerde dünyaya gelirler. Bu çabayı gösteremeyenler sonuçlarına da katlanacaklardır. Tembellikleri yüzünden ölenler nüfus fazlalığının kurbanı değildir, onlar kendilerinden beklenen çabayı gösterememişlerdir. Burada en büyük görev o ülkeyi yöneten idarecilere düşüyor, ellerindeki sosyal gücü iyi seferber etmeli, bilgiyle donatarak daha verimli iş alanlarına yönlendirmelidirler. Eğer dünya şartları değişmeyip hep aynı kalacak olsaydı dünyaya gelecek varlıkların düzeylerinin de değişmemesi gerekirdi.” (Sayfa: 30-31)

DOSTLAR PLANI (Celse 25. 9. 1959): “Rüyalar çeşitlidir. Uyarı rüyaları vardır ki, bunlar bir tür mesajdır. Bir de geçmiş yaşamlardaki olayların kişiler üstünde yaptığı etkisin yansıması olan rüyalar vardır. 2. tür rüyalar boşalma devresi rüyalarıdır. Eğer rüya uyarı ya da müjde rüyası ise, kişinin kapasitesine göre bir tepkisi olacaktır. Rüyaların çeşitli sembollere bağlı olarak oluşması, bireyin günlük hayatında onlardan hisse kapmasını sağlar. Uyarı rüyasında gördüğü bir olaya karşı kişinin ilgisi artarsa, ondan yararlanması da o oranda kolaylaşacaktır.” (Sayfa: 32-33)

DOSTLAR PLANI (Celse 2. 10. 1959): “Uyarı rüyaları dolma halidir, diğerleriyse boşalma halidir. Uyku, kullanılması güçleşen bedeni ruhun dinlenmeye terk ettiği devredir. Bu devrede vücut yapmış olduğu işlerin yorgunluğuyla artık görev yapamaz hale gelir. Ruh böyle anlarda bedenle bağını gevşeterek ruhsal âlemden daha kolay tesir alabilecek bir pozisyona geçer. Bu durum bazen boşalma hali dediğimiz rüya türüne yol açabilir. Ruhun ruhsal ortamdan aldığı etkiler yaşadığı hayat için gerekliyse, bedenle bağlarını biraz daha güçlendirerek etkisi rüya şeklinde ortaya çıkarır, bu uyarı rüyasıdır. Bazen de uyku sırasında hiç rüya görülmeyebilir. Kimi kimseler de çok yorgun oldukları zaman rüya görürler ki, bu da vücudun boşalmasının dolmayla orantılı olduğunu gösterir. Uyku anında yaşamdan alınan bilgilerin muhasebesinin yapıldığı doğru değildir, çünkü o bilgiler her an muhasebeden geçmektedir. Alınan bilgilerin kazanılıp kazanılmadığı hayattaki olaylarla anlaşılır. Zaten dünyada yaşamanın amacı da budur, yani muhasebeyle yaşam eş zamanlıdır.” (Sayfa: 33)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 10. 1959): “Uyku hali bir boşalma halidir, boşalmanın (deşarj) nedeni ertesi gün meydana gelecek dolmaya (şarja) hazırlıktır. Söz konusu şarj ve deşarj ruhsal ve maddesel etkiler bakımındandır.” (Sayfa: 34)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 10. 1959): “Zaman maddeye ait bir birimdir. Rüyadaki zamansa imajinatif bir zamandır. Sizin için rüyada günlerce süren bir olay dünya zamanıyla bir anda meydana gelebilir. Uzaklık madde âleminde bir değerdir, manevi âlem için bir kıymeti yoktur. Söz konusu olaylardaki zaman kavramını da bu şekilde kıyaslayarak kavrayabilirsiniz.” (Sayfa: 34)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): “Rüyaların sembolik ifadelere bürünüşünün nedeni rüya gören kişinin durumuyla ilgilidir. Haberci rüyalardan size bahsetmiştim. Kişiye rüyasında bir olay gösterilir. Olay gerçekleştikten sonra kişinin haberi olması isteniyorsa
o olay rüyada başka bir sembolle, eğer olayı olayın olmasından önce bilmesi isteniyorsa değişik bir sembolle gösterilir. Bu ve buna benzer birçok durum sembollerin değişmesine neden olur. Sembollerin verilişinde varlığın şartlarının, inançlarının ve evriminin rolü elbette vardır. Dikkat edin, haberci rüyalar dedim!” (Sayfa: 34-35)

DOSTLAR PLANI (Celse 3. 6. 1960): “Uyku insanı ertesi güne hazırlar. Hazırlanmaktan kasıt, ertesi gün kat edeceğiniz aşamaya bir ortam sağlamaktan ibârettir. Bir günlük deneyimden elde ettiğiniz kazançlar ya da ufak tefek gerilemeler sizi rüyanızda imajinasyonla hazırladığınız bir âleme götürür ve az çok geçen bir günün muhasebesi yapılır. Bu arada koruyucu varlıktan alınan etkilerle birtakım uyarılar da gelir. Gerektiği hallerde bu etkiler rüya şekline dönüşebilir. Uyarılarda belirli yollar gösterilip öğütler verilir, bu da gelecek günler için bir hazırlıktır. Bunlardan çıkan sonuç şudur, uykuda vücut dinlenip ertesi güne hazırlanırken beynin belirli yerlerinde bir aktivite göze çarpar.” (Sayfa: 35-36)

DOSTLAR PLANI (Celse 24. 6. 1960): “Vücutta meydana gelen olayları incelediğiniz zaman belirli etkisin belirli sonuçlar doğurduğunu görürsünüz. Bir kas kasılması için tesir gönderildiği zaman o kas kasılır. Öte yandan, bedenin yaşamını devam ettirebilmesi için ruh sürekli etkiler göndermekte ve etkiler almaktadır, bu tesir alış verişi yaşam boyu devam eder. Uyku sırasında tesir alış verişi azalmış, fakat kesilmemiştir. Rüya şeklinde görülen bir imaj, ruh tarafından gönderilen etkisin zorunlu sonucudur.” (Sayfa: 36)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 10. 1959): “Dünyada aldığınız maddi etkiler beynin belirli yerlerine giderek bir iz bırakır. Fakat etkisin gideceği tek yer beyin değildir, beyinde bırakılan o iz tesirin ruha varabilmesi için bir araçtır. Geçmiş enkarnasyonların hatırlanması genellikle çocuklarda çok görülür. Bu da gösteriyor ki varlığı etkileyen en son olaylardaki en son izlenimler beyinde bir iz bırakmaktadır. İnsanlar enkarnasyonları sonucunda elde ettikleri bilgilerin bileşkesi olan bir olgunluğa erişirler ki, bu olgunluk kişinin o andaki bedeninin organlarına nakledilir. Bu da tesirin tek taraflı değil çift taraflı olduğunu gösterir. Beyinde yer etmiş etkiler nasıl ruha naklediliyorsa, ruhtan gelen etkiler de beyinde yer ederler.Tesirler varlığın içinde bulunduğu koşul ve düzeye göre Üst Planlar tarafından bir süzmeye tabi tutulur, bu varlığın evrimi için gereklidir. Siz ekminezi anındaki hatırlamaları, olayların beyinde bıraktığı izlere göre anımsıyorsunuz. Rüya bahsinde şöyle demiştik: Eğer etkiler varlığın hatırlamaması gereken şeylerse beyne aksettirilmez. Beyinde iz bırakmamış bu tesir ya da rüyalar ekminezi anında ortaya çıkmayacaktır. Ayrıca, bir kimse rüyada aldığı etkisi beyne aksettirse bile bunun önemi yoktur, önemli olan etkisin beyinde anlaşılabilecek hale getirilmesidir. Varlık aldığı etkiler sonunda ulaştığı olgunluğu kendine mal eder. Gelen etkilerden bir kısmı, ruhla beden arasında iletişimi sağlayan perispiri üstünde muhafaza edilir. Ekminezi sırasında perispiri üzerine nakşedilmiş bu olaylar hatırlanabilir, çünkü o sırada perispiriyle beyin ilişkiye geçer ve beyinde bir iz bırakmadan olay nakledilir. Beyinde iz bırakmaması gereken olayların izleri beyinden silinir. Beyinde yer etmiş fakat o an için hatırlanmamış bir olayın ekmineziyle hatırlanması şöyle olur. Perispiriyle ilişkiye geçmeksizin doğrudan beyin aracılığıyla dış âleme nakil yapılır. Olayın izi beyindeyse direkt beyinden, beyinde değil de perispiride ise, gerekiyorsa sonradan silinmek kaydıyla beyin kanalıyla perispiriden aktarılır.” (Sayfa: 42-44)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #6 : Mayıs 30, 2012, 11:10:18 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 18. 12. 1959): "Ekminezide bir medyumun kendisiyle ilgisi olmayan geçmiş olayları hatırlaması, medyumla bağlantı kuran görevli bedensiz varlık aracılığıyla olur. Bedensiz varlık zaman ve mekanla kayıtlı olmadığı için, bir olayın geçmişte, şimdi ya da gelecekte meydana gelmesi onu bağlamaz.” (Sayfa: 44)

DOSTLAR PLANI (Celse 6. 11. 1959): “Bir varlık spadyumdan indiği (bedenlendiği) zaman mevcut şuuru bir hayli daralır, bu daralma varlığın dünyadaki evrimiyle ilgilidir. Bazen dünyada öyle anlar olur ki, varlık sınırlı dünya şuurunun üstünde haller gösterir. Böyle anlarda varlığın spadyumdaki şuurunun bir kısmı aydınlanmıştır, çünkü o anda öyle olması gerekmiştir. Örneğin, kişinin daha önceki yaşamlarını hatırlaması, spadyum şuurunun küçük bir kısmının ortaya çıkması demektir. Geçmiş yaşamlarda olmuş bu olaylar halihazırdaki beyin üstünde hiçbir iz bırakmadığı halde nasıl oluyor da hatırlanıyor diyeceksiniz. Ekminezi konuşu anlatılırken beyindeki etkisin perispiri yoluyla ruha, ruhtan gelenlerin ise aynı yolla beyne aktarıldığı söylenmişti. İşte söz konusu hatırlama böyle olmakta, yani ruhtan gelen etkiler beyin üstünde kimi izler bırakarak kişinin geçmiş yaşamlarını hatırlamasına neden olmaktadır. Bu yola, kişinin çevresinde bulunan insanlara bir kanıt göstermek için başvurulmuş olabilir.” (Sayfa: 44-45)

DOSTLAR PLANI (Celse 8. 1. 1960): “Kimi insanlar ara sıra hiç bilmedikleri dilleri konuşurlar. Bunu ya kendi geçmiş yaşamlarına ya da bağlantı kurdukları bedensiz varlıklara borçludurlar. O kişiyi hipnotize ederek ekminezi yoluyla geçmiş yaşamlarına götürebilir ve bu dilleri konuşup konuşmadığını öğrenebilirsiniz. Eğer geçmiş yaşamlarında bu dilleri konuşmamışlarsa, bir bedensiz varlık bağlantısı var demektir. O varlığa sorarsanız size hem gerçeği, hem de bağlantıyı niçin kurduğunu söyleyecektir.” (Sayfa: 45)

DOSTLAR PLANI (Celse 1. 7. 1960): “Hipnozda süjeye değişik bir kişi olduğu söylenince hemen kişilik değiştiriyor, bunun mekanizması nedir diye soruldu. Bu olayda fizikselden çok ruhsal mekanizma önemlidir. Ruh bedenle bağlantı kurduğu zaman birçok melekesini kaybeder, birçoğunu da azaltır, bu arada imajinasyon melekesi de zayıflar. Bu durumda süje operatörün verdiği telkinleri daha güçlü olarak almakta ve telkinlere derhal adapte olmaktadır. Verilen ilk tesirle ruhsal imajinasyon işler ve ruh bedene, yani beyne yansır. Başka kişilik telkinini kabul eden serbest ruh telkinin imajinasyonunu bağlı ruha kabul ettirir ve kişilik değişikliği oluşur. Süje hipnozdan çıktığında bağlı ruhun beyin üstündeki etkinliği arttığı için normal kişilik geri döner. Bu olgu, serbest ruhun imajinasyon yeteneği açısından bağlı ruhtan daha üstün olduğunu gösterir.” (Sayfa: 46-47)

DOSTLAR PLANI (Celse 8. 7. 1960): “Telkin, kişinin karşısındaki kimseye normal duyu organı yoluyla emirler vererek onun belirli bir şeyi imajine etmesini sağlamasıdır. Kuvvetli imajinasyon sonucu meydana gelen aura etkisiyle verilen emirler süje tarafından benimsenir. Beden yönünden telkin, duyu organı yoluyla verilen emirleri nakletmektir. Ruh yönünden telkin, gelen emirleri imajine etmektir. Süjenin daha önceki imajinasyonları gelecek yeni imajinasyona zıtsa imajinasyon daha güç oluşur. Telkin alan kişide oluşacak aura telkin yapana bağlıdır, o telkin alana yardım etmekte, yol göstermektedir, bunu da gönderdiği etkilerle yapar. Ruhun imajine ettiği şey demek, beden yoluyla gelen etkisin ruhta birtakım yeni vibrasyonlara neden olması demektir. Ruhta oluşan bu vibrasyonlar çevresindeki daha süptil maddelere etki ettiği gibi, doğrudan doğruya bedene de tesir eder ve söz konusu aura oluşur. Burada perispirital maddelerin de rolü vardır.” (Sayfa: 47)

DOSTLAR PLANI (Celse 11. 3. 1960): “ Büyü konusunda olaylara hakim olan unsur etkilerdir. Öyle etkiler vardır ki siz farkında olmadan yaşamınıza hükmedebilir. Bu etkisin bir kısmı büyü şeklinde gerçekleşebilir. Her yapılan büyü başarılı olmaz. Büyü aslında gönderilen kötü tesirdir, gönderilen kişinin bedenine sanki kendi ruhundan gelen tesirmiş gibi etki eder. Gönderilen tesir kişinin perispirisinden geçmeden doğrudan doğruya sinir sistemine etki eder, çünkü bu tesir daha önce büyüyü yapanın perispirisinden geçmiştir. Kısaca, kotlanmış etkiler yeniden kotlanmazlar.” (Sayfa: 48)

DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Psikometri olayında rehber bir varlık yoktur. Psikometri, geçmiş ve geleceğe ait görüntülerin görülmesi ya da geçmişteki etkisin yol göstermesiyle geleceğin aydınlanmasıdır. Bunun anlamı şudur: Geçmişteki olayların gelecekte zorunlu sonuçları vardır. Geçmiş olaylar dağılmış olsalar bile tesir olarak vardırlar, medyum gibi hassas kişiler tarafından alınabilirler. Tesirler belirli bir ortamda bulunmazlar, psikometri medyumunun eline kimi ipuçları vermeniz gerekir. Örneğin o olayla ilgili bir eşya ya da kişi etkisi almak için araç olabilir. O tesir ve olayların o eşya üstünde birtakım izleri vardır, bu yolla söz konusu etkiler alınabilir. Durugörüdeyse rehber bir varlık vardır, bu varlık belirli bir süre aynı kişiyle bağlantı kurar.” (Sayfa: 48)

DOSTLAR PLANI (Celse 1. 7. 1960): “Kimi medyumlar suya, kristale ve benzeri maddelere bakarak birtakım şekiller görmekte ve onlardan anlamlar çıkarmaktalar, burada bir bağlantı mı var, yoksa başka bir mekanizma mı işliyor diye soruldu. Bu soru çeşitli şekillerde yanıtlanabilir. 1- Medyum bağlantı kurduğu varlığın gönderdiği imajları o maddelerde görüyor olabilir. 2- Medyum bağlantı olmadan gizli imajlar alıyor olabilir. 3- Bazen de bağlantı vardır fakat bu medyumun ruh ve beden ilişkilerini ayarlamaktan öte gitmez, sadece imajı almasına yardımcı olur. 1. şıkta medyum, bağlantı kurduğu varlığın gönderdiği etkisi imajinasyon yeteneğiyle imajlar şeklinde almaktadır. 2. şıkta sözü edilen gizli imajlar evrendeki gizli imajlardır. Maddenin süptilliği arttıkça yepyeni yetenekler kazanır ve birtakım etkiler karşısında reaksiyon gösterir, hatta o etkisi belirli şekiller alarak hıfzeder. Dünyadaki bir varlık bir şeyi imajine ettiği zaman gönderdiği etkilerle çeşitli kademelerdeki maddelere etki edecektir. Fakat bu etki kademe kademe olacak ve aradaki araç maddeler bir süre sonra bu etkisin etkisinden kurtularak eski hallerine döneceklerdir. Eski hallerine dönebilmeleri için bir zamana ihtiyaç vardır ki, bu da maddenin kalitesine göre değişir. Gönderilen tesirle şekil almış maddeden yararlanan medyum o gizli etkisi ve etkisin hıfzettiği gizli imajları görür. Görür derken, görmek fiili ne suyun ne de kristalin içindedir, bu tam anlamıyla ruhsal bir görüştür. Bu ruhsal görüş bilinen yollardan geçerek bedensel bağlı şuura akseder ve medyum gördüklerini çevresindekilere anlatır. Bundan çıkan sonuç şudur: Ruh evrende olan biten her şeyden haberdardır, fakat düzeyi (evrimi) uygun olmadığı için gelen etkisi değerlendiremez.” (Sayfa: 49-50)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 12. 1959): “Telekineziyle eşyaların nasıl hareket ettirildiği soruldu. Bildiğiniz gibi her varlıktan birtakım vibrasyonlar çıkar. Bu demektir ki, her varlık kendi düzeyine göre sizin deyiminizle elektriksel bir alana sahiptir, bu elektriksel alan bildiğiniz elektrik değildir elbette. Medyum bağlantıda olduğu varlıktan aldığı güçlü etkilerle o madde üstünde böyle bir elektriksel alan meydana getirmekte, daha sonra o maddenin atomlarında bir düzenleme yaparak cismi hareket ettirmektedir. Bunu bir mıknatısın demir parçalarını çekmesine benzetebilirsiniz. Medyumdan gelen etkiler mıknatısın etkisinden kat be kat üstün olduğu için dünyada bulunan tüm maddeleri etkileyebilir. Cismin atomları nasıl düzenleniyor diyeceksiniz? Maddede belirli atom dizilişleri vardır, ancak böyle bir dizilişle madde denge halinde olabilir. Dengeli madde medyumdan gelecek etkilere yanıt veremez. Dengenin kimi noktalardan bozulmasıyla maddeyi etkileyecek tesir alanı yaratılmış olur, düzenlemeden kasıt bu alanın yaratılmasıdır. Peki dengesi bozulan madde eski haline nasıl döner? Madde başlangıçta denge halindeydi, denge halini bozan tesir ortadan kalkınca madde kendiliğinden eski haline dönecektir. Elektriksel alanların eşit olması cismi hareket ettirmez, fakat alanlardan biri büyük olursa, küçük olan büyüğün etkisi altına girer ve dengesi bozulan madde hareket eder. Medyumdan gelen daha güçlü tesir, maddedeki güçsüz elektriksel alanı etkilemiştir. Elektriksel alan, atomdaki partiküllerin durum değiştirmesidir. Medyumdan gelen güçlü etkiler dengeyi bozduğunda maddede elektriksel bir alan oluşur, bu alan medyumunkinden güçsüz olduğu için onun etkisine girmek zorundadır. Telekinezi çalışmasında medyum haliyle enerji sarf etmekte, gelen etkisi nakletmekte, transforme etmektedir. Bunu yapabilmesi için medyumun perispirisi bu işle meşguldür, ayrıca başta beyin olmak üzere tüm sinir sistemi de görev yapar. Dikkat ederseniz, sinir sisteminin tüm vücuda elektrik telleri gibi yayıldığını görürsünüz. Bir de 2. derecede görevli olan kaslar vardır ki, bunlar da sinirlere yardım ederler. Ektoplazma, burada sözünü ettiğimiz etkilerden başkadır, o tamamen maddeseldir.” (Sayfa: 50-51)

DOSTLAR PLANI (Celse 11. 12. 1959): “Işık, belirli titreşimdeki maddelerin tezahürüdür. Telekinezi bahsinde de açıkladığım gibi medyum yukardan aldığı etkisi maddi bir şekilde nakletmekte ve maddeler üstünde etkili olmaktadır. Medyumdan çıkan vibrasyonlar o şekilde ayarlanmaktadır ki, cismin yapısından da yararlanarak etrafında belirli bir alan meydana getirilmekte, bu da size ışık olarak görünmektedir. Vibrasyonlar ne kadar kaba olurlarsa hislerinize o kadar çok tesir ederler.” (Sayfa: 52)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #7 : Mayıs 30, 2012, 11:10:46 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 4. 12. 1959): “Telepati olayının mekanizması soruldu. Telekinezi konusunda söylediğim gibi, telepatide de belirli frekanstaki etkiler beynin belirli bölgelerine belirli yollardan iletilmektedir. Telepat öyle bir kişidir ki çalışa çalışa bu yollar onda belirgin bir hal almıştır. Biz her an milyonlarca tesir almaktayız, fakat ileti yollarının belirgin olmaması bu etkisi hissetmemize engel olur. Yollar beynin çeşitli yerlerindedir ve beyindeki çeşitli merkezlere bağlanmıştır, size gelen etkiler bu belirli bölgelere çarpar. Fakat söz konusu bölgelerin beyindeki diğer merkezlerle bağlantısı çok az olduğundan bunlardan bir kompozisyon meydana getiremez ve gelen etkisi algı edemezsiniz. Bedensiz varlıkların telepatide direkt olarak rolleri yoktur. Yaptığınız şu celse de bir tür telepatidir, fakat genellikle telepati 2 bedenli varlık arasında olur. Elbette bir ruhla bedenli bir varlık arasında da olabilir.” (Sayfa: 53-54)

DOSTLAR PLANI (Celse 11. 12. 1959): “Telepati sırasında gelen etkisin beyindeki yollardan geçmesi onu algı edebilmeniz için gereklidir. İlk uğrak yeri beyin değildir, olay ruh-perispiri-beyin kanalıyla olmaktadır. Tesirler inceldikçe ruha etki etmeleri de o oranda artar. Öyle celseler vardır ki etkiler bedenli kişinin ruhu tarafından değil de bizzat bağlantıya geçtiği varlık tarafından transformasyona uğratılır. Daha doğrusu, bedenli kişinin bağlantıya geçtiği varlığın düzeyi ya kendi düzeyiyle orantılı ya da kendinden daha düşüktür. Bu durumda bağlantıya geçtiği varlıktan gelen etkisin ayrıca transforme edilmesine gerek kalmaz, çünkü bedensiz varlık etkisi transforme ederek beyne iletilmeye hazır bir şekilde vermektedir. Kimi telepatlar aynı anda bir bedenli bir bedensiz 2 varlıkla bağlantı kurarak aldıkları mesajları aktarabilirler. Yollar tamamen ayrı olduğuna göre ikili bağlantının gerçekleşmesinde bir engel yoktur, aynı anda telepata gelen 2 tesirin birbirine karışması sorun yaratmaz, çünkü etkiler birbirine karışmazlar.” (Sayfa: 54-55)

DOSTLAR PLANI (Celse 18. 12. 1959): “Telepatide düşüncenin ulaşımı çok kısa bir zamanda, hatta aynı anda olmaktadır. Düşüncenin hızı çok yüksektir, sizin ölçülerinize sığmaz!” (Sayfa: 55)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): “Beden dışında oluşan duble varlığın perispirisi değildir, fakat medyumun vücut maddelerinden yapılmıştır. Yapısını koruyabilmesi için dubleye belirli etkiler gelmektedir. İnsan da bedeninin yapısını koruyabilmek için ruhu tarafından gönderilen belirli etkiler alır. Medyum, vücudundan çıkan ve tekrar vücuduna dönecek olan maddeleri belirli bir ortamda ve belirli bir tesir göndererek belirli bir şekilde oluşturur. Dedublüman olayında gördüğümüz 2. beden insan vücudunun aynısıdır, çünkü ruh gönderdiği etkilerle bedenin yapısını koruyacak kudrettedir, dolayısıyla dublesi de aynı şekle sahip olur. Eğer ruh insanüstü bir ruhsa celse sırasında ortaya çıkan dubleye istediği şekli verebilir, hatta insanüstü ruhlar fantomlarını birkaç şekilde tezahür ettirebilirler. Burada esas olan maddenin yapısını koruyacak etkisi göndermektir.” (Sayfa: 55-56)

DOSTLAR PLANI (Celse 11. 3. 1960): “İlkah sırasında ana babanın davranışları embriyonun kaderinde rol oynar mı diye soruldu. Aslında ana babanın davranışları dünyaya gelecek varlığın karakterine etki edemez. Anne karnında geçirdiği aşamalarda annenin embriyonun yapısı üstündeki etkisi planlı ve maksatlıdır, olan her şeyin bir amacı vardır. Karakter ruhsal bir niteliktir, annenin gönderdiği etkiler embriyonun maddesine yöneliktir, doğacak çocuğun karakterini belirlemez.” (Sayfa: 57)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 4. 1960): “Ruh bedene nasıl bağlanır diye soruldu. Maddeyle güçlü bağları olan bir varlık, spadyumdayken organlarının eksikliği yüzünden dünyada yaptığı faaliyetleri yapamaz. Spadyum isteklerine karşılık vermediği için çok sıkılır ve acı çeker. Uygun etkilerle karşılaştığında doğacağı ailenin çevresinde dolaşmaya ve onlardan etkiler almaya başlar. Spadyumdaki bu ruhun dünyayla bağlantıya geçmesi için bir başka ruha (bu olayda anneye) ihtiyacı vardır. Anne ruhunun yardımıyla maddeye bağlanmaya çalışır. Etkisi altına aldığı ana rahmindeki kendi bedenine ait maddeleri etkisini alabilecek şekilde yapılandırır, gelişim tamamlanır ve çocuk dünyaya gelir. Bu olayda perispirinin maddeyle kurduğu ilişkiyi, dünyada 2 maddenin birbiriyle kurduğu ilişkiye benzetmeyin. Perispiri de bir maddedir, fakat bildiğiniz taş, toprak cinsinden değildir, daha süptil maddelerden oluşur. Maddelerin kendi arasındaki ilişki etkiler yoluyla kurulur, gönderilen etkiler maddenin süptilliğiyle orantılı olarak incelmektedir.” (Sayfa: 57-58)

DOSTLAR PLANI (Celse 1. 7. 1960): “Erkek ve dişi hücrelerin birleşmesinde fiziki ve kimyasal etkisin yanında ruhsal etkiler de rol oynar mı diye soruldu. Ruhsal etkiler elbette rol oynar. Erkek ve dişi hücreler birer ruha sahiptir ve her ruh ait olduğu bedenin hücresini yönetir. Uygun şartlarda dişi ve erkek hücreler kendilerinde eksik olan etkisi almak için sürekli birbirlerine yaklaşırlar. Bu yaklaşma sonucunda meydana gelecek tek hücrenin yönetimi yavaş yavaş bu 2 ruhtan alınmakta ve 3. bir ruh uygun koşuldan yararlanarak etkisini yeni bedene bağlamaktadır. Ruhta cinsiyet yoktur, o 2 ayrı ruhsal varlık, yani sperm ve ovum başka başka düzeydedir. Dişi hücre erkek hücreden daha evrimleşmiştir, bu durumda erkek hücre dişi hücrenin göndereceği etkilere muhtaçtır. Hücrelerin döllenmesi ve çoğalmasında meydana gelen her aşamanın ayrı yöneticileri vardır, köprü görevi yapan birtakım yöneticiler de vardır. Bir şeyin yöneticisinin yönetilenden daha evrimleşmiş olması gerekir. Bu durumda döllenmedeki birleşmeyi yöneten dişi hücredir. Ne var ki dişi hücre döllenmenin belirli bir aşamasına kadar görevlidir. Döllenmede her ne kadar erkek hücre aktif halde olup olayın yöneticisi durumunda görünüyorsa da, ruh yönünden durum tam tersidir. Erkek hücre dişi hücreye koşarken bir amaç için koşmakta, ihtiyacı olan ruhsal etkisi almaya çalışmaktadır. Daha evrimleşmiş dişi hücre ruhunun edinmiş olduğu beden elbette düzeyiyle orantılı olacaktır. Bu yüzden, yumurta spermden daha evrimleşmiş ve kompleks bir yapıya sahiptir.” (Sayfa: 58-60)

DOSTLAR PLANI (Celse 3. 9. 1959): “Ölüm olayıyla bedenle ilişkisini kesen organizatör ruh artık onunla hiç ilgilenmez. Bedendeki diğer ruhlar gerektiği şekilde belirli yerlere giderler. Organizatör ruh, dünya yaşamı boyunca diğer ruhların ortaklaşa evrim yapmalarını sağlar. Spadyumda birbirlerinden ayrılarak geçmiş yaşamın muhasebesini yaparlar, orada herkes kendi derdindedir. Tekrar dünyaya geldiklerinde aynı organizasyonda bulunan ruhlar organizatör ruhun hizmetine girebilirler.” (Sayfa: 60)

DOSTLAR PLANI (Celse 3. 9. 1959): “Bölünen hücreye ait yönetici ruh bu bölünmenin ertesinde spadyuma gider ve yerine 2 yeni ruh gelir. İşte bu şekilde enkarne olan ruhlar maddenin meydana gelmesinde bizzat görev almış olurlar.” (Sayfa: 60)

DOSTLAR PLANI (Celse 8. 4. 1960): “Korku bir bilgisizliktir, bilgisizlik ise bir uyumsuzluktur. Bilgi uyumdur. Ruhun bedenin yönetimi için gönderdiği her tesir bir bilgiye dayanır. Bu etkiler uyumla yürürken belirli cephelerdeki bilgisizlik uyum akışına engel olabilir, bunun sonucunda da kimi organik bozukluklar ortaya çıkar.Vücutta meydana gelen her olay ruhun kontrolü altındadır, bir olayın oluşması için ruhtan belirli etkisin gelmesi gerekir. Bir hücrenin üremesi ve çoğalması için, az ya da çok olması için az ya da çok tesir gelir. Kimi uyumsuzluklar bu etkisi bozarsa hücrenin çoğalması da bozulur, yani artar ya da azalır.” (Sayfa: 60-61)

DOSTLAR PLANI (Celse 13. 11. 1959): “Bir köpeğin başı kesilerek başka bir köpeğe aşılanmıştır, çift başlı köpek bedeninde 2 ruh mu taşımaktadır diye soruldu. Bu durumda idareci olarak tek ruh vardır, fakat idareci ruhun aşılanan baştaki hücre ve organların ruhlarıyla sempatize olması gerekir. Aksi takdirde idareci ruh tarafından verilen emirler takılan 2. başa gidemez, ruhun etkisini alamayan baş yaşayamaz. Başı kesilen köpeğin ruhu dezenkarne olmuştur, ruh başta değildir ki başla beraber istenen yere gitsin!” (Sayfa: 61)

DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): Bir köpeğe aşılanan 2. baş sahibini tanıyor ve sevgi tezahürleri gösteriyor, hafıza melekesine dayanan tanıma olayı, o başı terk etmiş organizatör ruh olmadan nasıl gerçekleşiyor diye soruldu. Beyin maddesel ortamlardan aldığı etkisi ruha naklederken beynin üstünde de kimi izler kalır. Aşılanan başın geçici bir süre için sahibini tanıması bu izlerin etkisiyle olmaktadır.” (Sayfa: 62)

DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Görülen şeyin gözün retina tabakası üstünde izi kalır, aynı şey imajları saklayan beyin için de geçerli midir diye soruldu. Tesirler gözün retina tabakası üstündeki hassas sinir uçlarına etki ederler. Tesirler dışardan birtakım ışık vibrasyonları şeklinde gelirler, bu maddi vibrasyonların ruha kadar iletilmesi için kimi süzgeçlerden geçmesi gerekir. İlk süzgeç sinir yollarıdır, buradan elektriksel birtakım akışkanlar halinde beyne iletilir. Beyin hücrelerine gelen etkiler beyin hücreleri tarafından tekrar süzgeçten geçirilerek perispiriye nakledilir, oradan da ruha iletilir. Tesirlerin perispiri üstünde yaptığı etkiler orada tutulmaktadır. Sandığınız gibi beyin üstünde tıpkı retinada olduğu gibi bir şekil, bir hayal maddi olarak yoktur. Beyinden sadece o hayalin bir sonucu olan, o hayali tarif için yeterli olan vibrasyonlar geçmektedir. Beynin görme merkezini açıp oraya bir hayal düşürseniz o hayali görebilir misiniz? Elbette göremezsiniz, çünkü bu yolla gönderdiğiniz etkiler beynin alabileceği süptillikte değildir, tıpkı elektriksel vibrasyonu bedensiz bir varlığın alamadığı gibi. Bir olayın meydana gelmesi için belirli yasalar vardır, yasaların dışına asla çıkılamaz. Sinir hücreleri elektriksel vibrasyonlar için uygun bir ortamdır, elektriksel etkisi oluşturan ise dıştaki uyarandır.” (Sayfa: 62-63)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #8 : Mayıs 30, 2012, 11:11:18 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 8. 1. 1960): “Ömrün uzunluğu ya da kısalığı kimi şartlara bağlıdır. Bunu 3 şıkta incelemek mümkündür. 1- Varlığın kendi evrimi. 2- Varlığın yakınlarının, örneğin ailesinin evrimi. 3- Evrimleşen bu kişilerin yaşamını gözlemleyen varlıkların evrimi. Burada varlığın yalnız kendini düşünürsek ömrünün kısa olması gerekir. Fakat bu varlığın çevresindekileri de evrimleştirmesi gerektiğini düşünürsek ömrünün uzun olması gerekir.” (Sayfa: 64)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 3. 1960): “Varlık dünyaya inmeden önce, yani serbest şuur halindeyken görevli varlıkların da yardımıyla bir hayat planı hazırlar. Bu plan varlığın evrimi için en uygun şartları kapsamaktadır. İşte bu sırada görevli varlıklar tarafından yaşam süresi de tayin edilir. Öte yandan bu hayat planı her zaman aynen uygulanacak demek değildir, kimi şartlarda değiştirilebilir de. Bir varlığın Yüksek Yöneticiler tarafından önceden saptanan yaşam süresinin değiştirilmesi, yaşamındaki olaylara ve karşılaşacağı deneyimlere bağlıdır. Şöyle ki, dünyaya inen varlık bir olay karşısında kendinden beklenenden daha büyük bir çaba sarf etmişse hem onu sınavdan geçirmek, hem de gelişimini hızlandırmak için yeni bir deneyim hazırlanması gerekebilir. İşte o andan itibaren karşılaşacağı olayların seyri değişebilir, bu değişiklik çevresindekileri de kapsayabilir, yani onlar da plan değişikliğine katılırlar, çünkü o varlıkla ilişkide bulunan kişiler boş yere onunla ilişkiye girmemişlerdir, evrim planlarında ortak bir yan vardır. Böyle bir plan değişikliği kişinin ömrünü uzatabilir ya da kısaltabilir. Ömrün uzayıp kısalması hem o kişinin, hem de çevresinde bulunanların ihtiyaçlarına göre ayarlanır. Elbette olacak olaylar ve yaşam süreleri önceden planlanır, bu kural bireyler için olduğu kadar toplumlar için de geçerlidir, onların da yükselme ve alçalma dönemleri vardır. Bireylerin evrimleri bu dönemlere göre ayarlanır, daha doğrusu toplumların ömrü o toplumlarda yaşayan varlıklara göre belirlenir. Ömrün uzamasında sağlık yöntemleri de bir dış yardım değil midir? O yöntemleri bulanlara ilhamlar nereden gelmektedir? Elbette dışardan!” (Sayfa: 64-65)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 10. 1959): “Spadyuma gidince tanıdıklarınızı görebilirsiniz. Bu görüş ilk anda dünyayla bağların güçlü olmasından kaynaklanır. Tanıdık bir beden görme isteği, etkisin şekil olarak görünmesini sağlar. Aslında spadyumda anlaşma düşüncelerle olur, düşünceler çeşitli etkiler şeklinde gerçekleşerler.” (Sayfa: 66)

DOSTLAR PLANI (Celse 3. 6. 1960): “Spadyumdaki varlıkların, bedenleri olmadığı halde birbirlerini nasıl tanıdıkları soruldu. Bedensiz varlık denince spadyumdaki tüm varlıkları anlıyorum, oysa sorulan soruda farkına varılmadan bir ayırım yapılmış oldu. Şöyle ki, spadyumdaki varlıkların hepsinde bir 'ben' yoktur, belirli düzeyden sonra bir varlık Ahmet, Mehmet ya da herhangi bir kişi değil, o ortamın yani belirli bir düzeyin varlığıdır. Bu düzeydeki varlıkların kudreti de hemen hemen aynıdır. Bu durumda, spadyumdaki varlıkları birbirinden ayıran unsur onların etkisi olduğuna göre, belirli bir düzeyden sonraki varlıkların birbirinden ayırt edilmesi söz konusu olamaz. Öte yandan aşağı düzeydeki varlıklar spadyumda birbirlerini gönderdikleri etkilerle tanırlar. Eğer bu varlıklar maddi ortama çok yakınsalar gönderecekleri etkiler daha maddi olacak ve imajinasyon yoluyla birtakım imajlar göreceklerdir. Üstün bir varlığın daha aşağı düzeydeki bir varlığı tanıması, o varlığın tüm evrim seyrini gözlemlemesiyle olur. Spadyumda 'ben' olmayınca kişisel şuur ne oluyor diyeceksiniz! Spadyumdaki varlıkların kişisel şuurlarında bir değişiklik olmaz, her varlığın kendine has bir şuuru vardır. Fakat bu şuurlar arasında bir eşitlik göze çarpar ki, bu da onların aynı evrim düzeyinde olduklarını ve bir ortam meydana getirdiklerini gösterir. Bu durumda eşit olan şeyleri ayırmak bana gereksiz gibi görünüyor.” (Sayfa: 66-67)

DOSTLAR PLANI (Celse 27. 8. 1959): “Bedenli varlıklar madde âleminde yaşarlar, onların evrimi madde iledir. Bedensiz varlıklardan maddeyle ilişkisini kesmiş olanlarsa maddi olmayan âlemlerde yaşarlar. Her 2 sınıf varlık için ortak nitelik evrimdir. Evrim düzeyi arttıkça evrim hızı da o oranda artar. Madde âleminde yaşayan bedenli varlığın evrim hızı, bedensiz varlığın evrim hızından daha azdır.” (Sayfa: 67)

DOSTLAR PLANI (Celse 20. 11. 1959): “3 boyutlu planda evrim sonsuzdur denemez. 3 boyutlu planın bir evrim düzeyi vardır, bu evrim düzeyine ulaşan her varlık bir üst plana geçer. Her planın ve düzeyin evrim şartları başka başkadır. Buna göre her yerde evrim vardır, sadece araçlar başkadır diyebiliriz. Dört boyutlu âlem varlıkları bir alttaki aşamayla bağlantıdadır. Bu elbette onların 3 boyutlu planda yaşayıp oradan etkiler aldığı anlamına gelmez. Dört boyutlu âlemde enkarnasyon yoktur, kaba maddeden kurtulan varlıklar ilişkilerini daha ince araçlarla sürdürürler.” (Sayfa: 68)

DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Yaşadığınız ortam maddi ortamdır, üstünüzdekiyse maddeden artık uzaklaşmış olan ortamdır. Oradaki evrim aracı maddeden başka bir şeydir, onu kısaca etkiler diye niteleyebilirsiniz. Öte yandan maddi ortamda yaşayan varlıkların da etkisi vardır, fakat onlar gelen etkilere maddeyle yanıt verirler. Dört boyutlu âlemde etkilere maddeyle değil, bir tür imajinasyonla yanıt verilir.” (Sayfa: 68-69)

DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Eskiler bir misal âleminden bahsederler, ruhların dünyaya inmeden önce gelecek yaşamlarını burada prova ettiğini söylerler, bu doğru mudur diye soruldu. Dünyaya inecek varlık geçmiş hayatının hatalarını göz önüne alarak yeni bir hayat planı için çalışmalar yapar. Planın hazırlanmasında yüksek ruhların büyük yardımları olur. İşte bu sırada gelecek hayatta yaşanacak olaylar az çok tasarlanır. Bu sözünü ettiğiniz misal âlemine benzemektedir, yani bir hazırlık devresidir. Varlık yavaş yavaş dünyayla bağlantı kurmaya başlamıştır.” (Sayfa: 69)

DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Düşüncelerinizden bile sorumlusunuz. Yaşam planı nasıl hazırlanıyor, düşünceyle değil mi? Birtakım yardımcı etkilerle! Dünyadaki olaylara ilk kıvılcımı sağlayan güç düşüncedir. Bir şey yapmayı düşündüğünüz zaman kendinize söz vermiş ve planlamış olursunuz, artık o düşüncenin etkisi altındasınız. Uygun şartlarda verilen söz eylem haline gelecektir. Düşünce yarı yarıya eylem demektir, kötü düşüncenin kötü, iyi düşüncenin ise iyi sonuçları olacaktır. Burada, düşünce sonucunda verilen kararla dünyaya inmeden önce verilen karar arasında bir benzerlik olduğu gibi, şuurun genişlemesi ve daralması yönünden de bir ayrılık vardır. Spadyumda geniş şuurla, dünyada dar şuurla düşünürsünüz. Düşünceleriniz ilerdeki düşüncelerinize engel olabilir ya da güçlendirebilir. Kısaca, düşünceleriniz eylemlerinizi, eylemleriniz de olayları etkileyecektir. Bu yüzden olayların doğuracağı sonuçlardan sorumlusunuz. Düşünce sözü imajinasyonun da karşılığıdır, çünkü düşünceden hemen sonra imajinasyon gelir, onlar at başı giderler. Ruhtan gelen etkisin olduğu gibi düşüncelerin de beyinle ilişkisi vardır. Fazla düşünen bir kimse, ruhundan gelen etkilerle beynin çeşitli yerlerine tesir ederek onları harekete geçirir ve buralarda bir faaliyet, bir gerilme meydana gelir. Gelen etkisin artmasıyla beyindeki faaliyet de iyice artar ve düşüncenin imajinasyona çevrilmesi o oranda kolaylaşır. İmajinasyon faaliyetinde beynin büyük rolü vardır. Dünyada alınan duyumlar belirli yerlere giderek beyindeki ilgili merkezlere etki ederler, bu etkilerin sonuçları da perispiriye nakledilir. Perispiri tüm etkisi toplar ve sentez yapar, işte bu şuurdur. Elbet şuur da düşünce gibi perispiriye ait bir melekedir. Spadyumdayken beyniniz yok, fakat orada düşünmediğinizi mi sanıyorsunuz? Dünyadayken perispiriden sentezlenerek gelen etkisin beyinde birtakım reaksiyonlar yaptığını, bilinç, idrak, imajinasyon gibi çeşitli melekelerin tezahür ettiğini bilin. Bu olaylar birbirine bağlı şeylerdir, bu yollarda aksama olması şuursuzluk hallerini doğurur. Perispirideki her olay ruhun etkisi ve bilgisi içindedir. Şuuraltının tezahürleriyse perispirideki oluşumların zaman zaman ortaya çıkışıdır.” (Sayfa: 69-71)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda



Çevrimdışı Akhenaton
Admin
Özel Onur Üyesi
*

Kazandığı madalyalar:
***************
Ruh Hali: Hasta
Rep Puanı: 0
Üye No: 1
Açtığı Konuları Göster
İletilerini Göster
Cinsiyet:
Nerden: Paralel Evren
İleti: 4306
  • Profili Görüntüle

Ynt: Altın Çağ Misyonu

« Yanıtla #9 : Mayıs 30, 2012, 11:11:45 ÖS »
DOSTLAR PLANI (Celse 23. 10. 1959): “Perispiride enerji yoktur, o enerjiyi ruhtan alır. Beden meydana gelirken ruhun enerjisinden yararlanıldığı gibi, dışardan da büyük yardımlar yapılır. Bu yardımlar genellikle ruhun onayı alınarak yapılmaktadır. Yardımcı enerjilere enerjiden çok tesir demek daha uygundur. Yardımcı tesir ruha yapılır, ruh aldığı bu tesirle harekete geçer. Gelen yardımcı etkiler varlığın gelişimini hızlandırıcı ve şartları hazırlayıcı etkilerdir.” (Sayfa: 71)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 10. 1959): “En büyük hız ışık hızı değildir. O kadar hızlı vibrasyonlar vardır ki onları zaman ve mekanla kıyaslayamazsınız. Böyle olunca, ışık hızının perispiriyle ilişkisinden dem vurulamaz.” (Sayfa: 71)

DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Mezarlarda bozulmadan kalan cesetlerin gizemi soruldu. Öyle varlıklar vardır ki maddi ortama bağlılıkları çok güçlüdür. Bu varlıkların evrim düzeyi dünyadan kopamadıkları için elbette geridir, öldükleri zaman bedenlerini bir türlü terk edemez, ona sürekli etkiler gönderirler, bu etkilerle ceset mezardaki ortamda korumaya alınır. Eğer varlığın gönderdiği etkiler bedene musallat olan mikro organizmaların etkisinden üstünse beden bozulmadan kalabilir. Eğer mikro organizmaların etkisine engel olamayacak güçteyse beden çürüyecektir. Çürüme varlığa büyük acı verir, fakat sonuçta çektiği acı evrimine hizmet eder. Hint fakirlerinin toprak altında gıdasız ve havasız yaşama olayında ruh ve beden arasında daha sıkı bir ilişki vardır. Burada, mezardaki ceset gibi çaresiz bir durum olmadığından bedene hakimiyet daha fazladır. Fakat aynen diğerinde olduğu gibi ruhtan bedene sürekli tesir akmaktadır.” (Sayfa: 72)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 4. 1960): “Maddi ortamda deneyim yapan bir ruhun maddeye etki edebilmesi için perispiri kanalından geçen etkiler göndermesi gerekir. Maddi ortamlarda evrimleşip madde üstü ortama ulaştığında perispirisiz dolaşacaktır. Ruh, maddi ortama etki etmek istediği zaman sahip olduğu güçle perispirisini tekrar meydana getirebilir. Perispiriyi ruhun üstünden hiç çıkarmadığı bir elbise gibi düşünmemek gerekir.Yeni perispiri en son evrim düzeyindeki süptillikte olacaktır.” (Sayfa: 73)

DOSTLAR PLANI (Celse 24. 6. 1960): “Perispirideki maddeler atomda bulunan maddeleri barındırır, ne var ki onlar kaba madde düzeninde değildirler.” (Sayfa: 74)

DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Dünyadaki hafızanın ruhsal hafızadan daha dar olmasını sağlayan mekanizma soruldu. Perispirinin burada çok büyük rolü vardır. Perispiri spadyumda ruhun isteğine göre düzenlenir, belirli etkisi geçirip belirli etkisi geçirmemek üzere ayarlanır.” (Sayfa: 74)

DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Şuur, evrimle gelişen asıl hafızadır diyebilirim. Asıl hafıza kaybolmayan hafızadır.” (Buradaki hafızadan kasıt, elde edilen bilgilerin varlıkta kalan izlenimleridir) (Sayfa: 75)

DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): Bir olayın olması gerekiyorsa, o olay üst planlar tarafından gönderilen bir ilhamla o kişiye yaptırılır. Fakat kişi bu olayı neden yaptığını bilmez. Bu çeşit etkilere içgüdü denir.” (Sayfa: 75)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 3. 1960): “Şuur ve şuuraltı ayırımı madde âleminde yaşayan varlıklara göredir, manevi âlemde şuur ve şuuraltı ayırımı yoktur, çünkü bir tek şuur vardır. Bu tek şuur kimi varlıklarda gerektiğinde daraltılabilir. Dünyada yaşayan varlıklar bu şuurun sınırlı bir kısmını kullanırlar, kullanılan şuurun dışında kalan şuura şuuraltı denir. Şuuraltı, varlığın dünyasal yaşamında hatırlaması gerekmeyen kısımdır. Şuur ve şuuraltı için şöyle bir benzetme yapabiliriz: Büyük bir dairenin içinde küçük bir daire düşünün. Küçük daire bir fotoğraf makinesinin diyaframı gibi açılıp kapanarak ayarlanabilsin. Bu durumda küçük daire dünyada yaşayan kişinin şuuru, büyük daireyse şuuraltıdır. Küçük dairede geçen olaylar şuuru genişlettikçe diyafram açılır, şuuru daralttıkça diyafram kapanır. Küçük daire genişledikçe, yani insan evrimleştikçe bu gelişme büyük daireyi de etkileyecek, yani şuuraltı daha kapsamlı hale gelecektir.” (Sayfa: 75-76)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 12. 1959): “Bitki ve hayvan aşamasındaki varlıklarda da reenkarnasyon var mıdır diye soruldu. Evet vardır. Daha önce de söylediğim gibi evrim arttıkça evrim hızı da o oranda artar. Bitki ve hayvan evrimi insana kıyasla daha yavaş olduğu için onlar çok sayıda enkarnasyona ihtiyaç duyarlar.” (Sayfa: 76)

DOSTLAR PLANI (Celse 8. 1. 1960): “Ruh, evrimi idrakiyle orantılı bir varlıktır. İdraki genişledikçe evrimi hızlanacak, deneyimleri arttıkça idraki genişleyecektir. Dünya planındaki ruh ister dünya planında kalsın, isterse öte âleme (spadyuma) geçmiş olsun sürekli deneyim içindedir. Deneyim içinde idraki genişleyecek, o oranda da evrimi artacaktır.” (Sayfa:77)

DOSTLAR PLANI (Celse 3. 9. 1959): “İnsanlar elbette dünya yasaları içinde evrimlerini yaparlar. Eğer insanların evrimleri sadece yukardan gelen etkilerle olsaydı dünyaya gelmenin bir anlamı kalmaz, evrim spadyumda tamamlanır biterdi. Dünyadaki bir varlığın kendi çabasıyla kimi işleri yapabilmesi gerekir. Bir maddeye gelen tesir ona gerekli olan tesirdir. Fakat madde bu etkisi ister kabul eder, isterse reddeder, burada önemli olan maddenin isteğidir. Bu istek sizi şaşırtmasın, üst varlığın isteğiyle alt varlığın isteği arasında mekanizma ve seyir bakımından kimi ayrılıklar vardır. Maddenin değişimi için gelen bu etkiler ruhlara birtakım yollar gösterirler. Bu sayede maddeler de, maddelerin içindeki diğer şeyler de evrimleşirler. Maddeye tesir ruh kanalıyla gelir, fakat bu tesir sonsuz değildir, eğer sonsuz olsaydı çeşitli iradeler çarpışacak ve bir çelişki ortaya çıkacaktı. Oysa onların evrimlerini yöneten varlıklar ruha sınırlı özgürlük verirler. İnsan verdiği kararları tam bir özgürlük içinde değil, belirli sınırlar içinde verir, çünkü vereceği karar başkasının evrimine zarar verebilir, işte önlenmek istenen budur. Kimi durumlarda sınamak için büyük bir irade özgürlüğü verilir, fakat yine de hareket ve olayların belirli sınırı aşmasına izin verilmez.” (Sayfa: 79)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 10. 1959): “Ataleti tanımlarken, şartlar aynı kaldıkça toplum mevcut durumunu korur diyorsunuz. Bu şartlardan hangisini görebiliyorsunuz? Gördükleriniz sınırlıdır, oysa şartlar o kadar değişiyor ki görmediğiniz, hissetmediğiniz için onlara yok diyorsunuz. Maddeye gelen etkiler sürekli değişmekte, madde de düzeyine göre bunlara bir reaksiyon göstermektedir. Bu da maddenin atıl olmadığını ve şartların sürekli değiştiğini gösterir.” (Sayfa: 80)

DOSTLAR PLANI (Celse 13. 11. 1959): “Yaratılışın maddeden önce olduğunu söylemiştim. Maddeden önceki dönemde evrimleşen varlık sonunda madde düzeyine gelir. Burada, toplum halinde bulunan madde içinde büyük olaylar olmakta, olaylar içerisinde birçok maddeler evrimleşmektedir. Öyle bir an gelir ki, bu maddelerin içinde deneyimlerini tamamlamış olan kimi maddeler birbirlerine etki etme özelliğini kazanırlar. Bu tesir çeşitli şekillerde olur: 1- Daha aşağı düzeyde olan maddelerin evrimlerini hızlandırmak için onlara gücü oranında tesir göndermek. 2- Daha üst planlardan gelen etkisi kendinden daha aşağı düzeyde olanlara gerektiği oranda dağıtmak. Böylece evrimleşen madde etki alanını genişletir, uzunca bir süre sonra bir madde topluluğu onun yönetimi altına verilir. O artık maddelikten çıkmıştır. Maddelikten çıkması, maddeden doğarak, maddeyle yoğrularak, maddeyi evrimleştirerek olmuştur. Böylece o maddenin organizatörü ya da ruhu olmuştur. Maddenin ruh haline gelmesi için uzun aşamaların kat edilmesi gerekir. Bu yol çok uzun ve meşakkatlidir. Ruh büyük bir aşamayı atlatmıştır, maddeyse hala 1. aşamayı yaşamaktadır.” (Sayfa: 80-81)

DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Ruh da maddeden çıktığına göre ruhtan gelen etkiler maddidir diyemezsiniz. Evrimleşmemiş bir varlığı göz önüne alın, bu varlık bir ortamda evrimleşmeye bırakılmış olsun. İlk andaki evrim düzeyine A diyelim, bu varlık uzun bir süre sonra birtakım deneyimlerden geçerek evrimleşecek ve birçok şey kazanacaktır, bu haline de B diyelim. Aslında A ve B varlıkları aynı kişidir, fakat artık A B'ye eşit değildir. Böylece madde çok uzun bir evrim silsilesinden sonra büyük yetenekler kazanmış ve ruh haline dönüşmüştür. Bu ruh artık madde değildir ve ruhla maddenin göndereceği etkiler de değişik olacaktır. Ruhtan birtakım etkiler maddeye gelmektedir, ancak ruhun doğrudan doğruya maddeye tesir edemediğini biliyoruz. Bir de perispiriden söz ediyoruz, perispirinin görevi ruhtan gelen etkisin maddeye ulaşmasını sağlamaktır. Ruhun etkisi maddeye ancak belirli şartlarda etki edebilir. Siz ruhla maddeyi birbiriyle hiç ilişkisi olmayan 2 ayrı kutup gibi görüyorsunuz, oysa onlar birer evrim aşamasıdır. Çok kaba bir örnek de olsa, cahil biriyle bir bilgini kıyaslayın. Bilginin tesir sahası cahile oranla daha geniş olacak ve bilginin cahile hitap edebilmesi için birtakım yollar seçmesi gerekecektir, yani doğrudan hitap edemez. Ruhu tarif ederken, ruh bir ortamı gösteren isimden başka bir şey değildir demiştik. O bir düzeyi gösteriyor, artık o düzey kendinden daha aşağı düzeyle ilişkili bir düzey değildir, hala onda eski maddi nitelikleri aramak yanlıştır. Cahilin cehaletini, o cahil evrimleştikten sonra da aramak gibi bir şeydir bu! Bilgin'in cahille ilişkisi bilgini cahil yapmaz, aksine cahili bilgine yaklaştırır. Daha aşağı düzeyle ilişkide bulundu diye ruhun da o düzeyde olması gerekmez, ruhun etkisi maddeye geldiği an maddi olarak gelir.” (Sayfa: 82-84)

DOSTLAR PLANI (Celse 11. 12. 1959): “Evrende öyle bir yapılanma vardır ki varlıklar düzeylerinden fazlasını alamazlar. Çevrenizde alamadığınız, almanıza da gerek olmayan milyonlarca tesir vardır, fakat bundan haberiniz bile yoktur. Aldığınız etkiler birçok kanaldan geçmekte ve alabileceğiniz düzeye indirgenmektedir, ayrıca bu etkiler sizde de birtakım değişimlere uğramaktadır.” (Sayfa: 84)

DOSTLAR PLANI (Celse 18. 12. 1959): “Acaba siz tam anlamıyla kendi kendinize mi evrimleşiyorsunuz? Hiçbir taraftan müdahale yapılmasa acaba evriminiz ne durumda olurdu? Daha önce de söylediğim gibi aşama arttıkça hız da artmakta, imkanlar da o oranda fazlalaşmaktadır. Demek istiyorum ki, düzey düştükçe varlığın evrimine müdahaleler de artar. Ruh haliyle madde halini birbirinden ayıran biricik nitelik de işte budur. Birçok yönden gelen etkiler gibi, toplum halinde bulunan maddelerin birbirine gönderdiği etkiler de evrime yardım eder. Böylece evrimi maddi bir atomun, elektronun, nötronun değil, kitlenin ve toplumun evrimi gibi düşünmek gerekir. Fakat bu kadar ince detaya girmeye gerek yok. Eskilerin, ruh bağımsız olarak yaratılmıştır şeklindeki kanaati değiştirilmemiş, fakat verilen bilgilerle derinleştirilmiştir.Tüm maddi varlıklar ve evrenler sonunda ruh olacaklar mı diye soruldu. Evet, evrimlerinin seyrine tabi olacaklar, fakat bunu sizin zamanınızla kıyaslamayın, çünkü onların evrimi çok yavaştır. Bu konuyu aranızda görüşün, fakat celse dışındakilere açmayın, şimdi zamanı değil, bunları kavramak çok güçtür!” (Sayfa: 85-86)

Kayıtlı

Facebook / Twitter / Paltalk: Akhenaton41 / Paltalk Odası: Edep Sahiplerine Munhasir Oda

Sayfa: [1] 2  Hepsi